31 Ekim 2016 Pazartesi

Frida

Geçen size devlet opera ve balesi hakkında ki hayallerimi ve hayal kırıklığımdan bahsetmiştim.

Biraz da oyundan bahsetmek istiyorum.

Oyun 2 perde'den oluşuyor. Ortalama verilen arayla beraber 1,5 saat sürüyor. 2,perde'de frida'nın hikayesini toparlayıp bitiriyorlar.

Frida'nın hayatın'dan kesitler verilerek hazırlanan modern dans gösterisi. Çok genç bir kadro. Öyle ki orkestra şefi dahi o kadar gençti ki sanıyorum ki 20'li yaşlarının ortalarında'dır henüz. 

Böyle genç bir kadro'dan bu kadar kaliteli ve güzel bir gösteri izlemek oldukça keyifliydi.

Dans izlemeyi her zaman sevmişimdir. Müzikal filmleri izlemek hep tercihimdir. Street Dance serisi filmleri bazen 2 kez izlediğim olmuştur. Diyeceğim o ki ekrandan izlediğim dansları sahne de izlemek benim için çok keyifliydi.

Hem modern dans hem de frida anlatılıyor du. Daha ne olsundu.

Kasım ayı içerisinde bir gösterileri daha var mutlaka tavsiye ederim.

Benim bir sonraki gideceğim gösteri ise. yine bir müzikal Kanlı Nigar. Geçen sezonlarda da oynamıştı, bir türlü gitmek nasip olmamıştı. Bakalım nasipse bu sezon kanlı nigarı da izlemek istiyorum.

28 Ekim 2016 Cuma

Devlet Opera ve Balesi

Bir arkadaşım geçenlerde mesaj attı. Frida'ya bilet alıyorum gidelim mi diyerek. Hemen önlerden 2 tane bilet kaptı, şanslıydık. 

Tiyatroya her sezon gitmeye çalışıyorum, daha önce ankaralıların tiyatro sevgisinden bahsetmiştim size. Tiyatro sever olmamıza rağmen devlet opera ve balesi biraz daha yabancı geliyordu. Tiyatro'ya herkes gidiyor ama opera veya bale'ye gidelim mi deyince insanlarda bir "ımm, ahh, bilmem ki," oluyorlar.

Ulusta ki opera ve bale binasını bilirsiniz. Önünden her geçişim de içerisini merak ederdim ve hep gitmek istidğim bir yerdi. İçerisini hep filmler de gördüğümüz, Viyana  - Paris de ki opera binaları gibi hayal etmiştim.

Viyana opera binası ;

Paris Opera Binası ;



Beklentilerimin ne kadar yüksek olduğunu fark ettiniz mi ??

Bu kadar büyük ve görkemli salon beklemiyordum ama yine de beklentim yüksekti.

Gittiğim ortam ve yerlere göre uygun giyinmeye çalışırım.  Neresi ne tür kıyafet kaldırırsa ona göre giyinmeye özen gösteririm.

Mevzu bahis, opera ve bale salonu olunca da iyi ki kendimi viyana da sanıp ona göre giyinmemişim diyorum. Gitceğimiz gösterinin Modern Dans oluşundan mütevellit romantik giyinmemiştim. Ne kadar doğru bir karar verdiğimin bina ya girer girmez farkına vardım. 

Bina ya girdiğim anda "hayaller viyana - hayatlar angara" gerçeği yüzüme tokat gibi vurdu. Ama yine de dedim belki salon iyidir. En azından tarihi bir dokusu vardır.

Küçük Tiyatro öyledir mesela tarihi bir havası vardır. 

Bizim salon ise aşağıda ; 



Deri koltuklar, bütün koltuklar nerdeyse aynı hizada, koltuklar arası yükseklik farkı çok az. Balkon kısmı çok aşağıda ve balkon'un gerilerinden yer aldıysanız gösteriyi izlemeniz pek mümkün değil. Sahneyi görebileceğinizi sanmıyorum. 

Ve kesinlikle loca'da oturmak bir ayrıcalık değil. Daha önce loca deneyimim olmuştu ve bu sahne de ki loca'da aynı şekilde. Sahnenin gerisinde yine çok az bir yükseklik farkı var. 

Bilet seçerken şanslı veya torpilliyseniz en ön veya bir arkasını tercih edin. Biz 3, sıra köşedeydik yani yine sahneye oldukça yakın bir yerdeydik, rahat izledik. 

Daha iyi bir opera ve bale binasını hak ettiğimizi düşünüyorum. Gerçi bir ara kapanması mevzubahisti buna da şükür değil mi ???

Frida ise bir sonra ki postta.

26 Ekim 2016 Çarşamba

Anne Dizisi

Dün akşam yayınlanan "ANNE" dizisini izlemeyen var mı acaba ?

Çocuk - kadın istismarını cesurca anlatıp gözler önüne seren dizi. İnsanlığın en büyük utançlarından birisi "çocuk istismarı". 

Japon "MAMA" dizisinden uyarlama bir dizi.

Başroller de Cansu Dere ve Beren Gökyıldız'ın oynuyor. Beren dün gece bütün türkiyeyi oyunculuğu ile kendine hayran bıraktı. Diziyi izlerken annem'le hep, bu rolü oynayan çocuğun psikolojisi ne haldedir. Nasıl böyle rol oynatıyorlar. Pedagog gözetimindemidir acaba diye sorarak izledik. 

Maalesef ülkemiz de ve dünya da bu şiddet ve istismara maruz kalan çocuk - kadın - yaşlı sayısı azımsanacak gibi değil. Alo 183 hattına ihbar da bulunabiliyorsunuz.

Aslında amacım diziden bahsetmekti lakin sabah sabah çocuk istismarının farklı bir biçimini daha gördüm.

Facebook'da en fazla 2 yaşında olan makyajlı, küpeli, saçları düğün topuzu gibi yapılmış bir çocuk fotoğrafı paylaşılmış ve altına da böyle güzel bir kızınız olsa adını ne koyardınız diye yazmışlar. 

İnsanlar altına da peygamber kızı fatıma, hatice, melek gibi isimler yazmışlar. 

Bunun da bir çocuk istismarı olduğunun farkında değiller mi ? 

Bu nasıl bir şey ? İnsanlar nasıl bu kadar cahil olabiliyor ? İnternet ortamın da ulu orta çocuğun istismar ediyorsun ve marifetmiş gibi bu çocuğa bir isim verilmesini istiyorsun.

Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını şöyle tanımlar: "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir."

25 Ekim 2016 Salı

Cheese İn The Trap

TVN kanalının 16 bölümlük kış dizisi.
Webtoon uyarlaması.

Üniversite gençlerinin yaşadığı sıkıntıları, arkadaşlıklarını anlatan durağan bir dizi. Evet oldukça durağan yavaş işleyen bir dizi.

Yoo Jung ; Tae grup başkanının oğludur. Okul içerisinde kimliği gizlidir. Tuhaf davranışlarıyla ve sinsiliği milleti arkadan bıçaklaması ile biliniyor. Tam bir soğuk nevale. Bu karakteri 13. bölüme kadar sinir olup daha sonrasın da sevmeye başlıyorsunuz.  Tam bir sinsi yılan. İnsanların kalbini ezip geçmekten zevk alan bir tip. Dizilerde alışkın olduğumuz klişe harketlerin nerdeyse hiçbirini yapmıyor.

Hong Seol ; Uyuz, sesi çıkmayan, ezilmeye mahkum, inek gibi çalışan kız. Okul harcını çıkarmak için para kazanmak uğruna ne iş bulursa yapıyor. Yoo Jung sayesinde burs kazanıyor. Notları hep yüksek. Ama sessizliği ile ezilmeye mahkum. Annem bi sesin çıksın diye öldürdüm kendimi.

Baek İn Ho; Yoo Jung ile aynı evde büyümüş besleme oğlan. Piyanist kariyeri yapacakken yoo jung'un sinsiliği yüzünden parmaklarına aldığı darbe sonucu piyanoya küsmüştür. Hong Seol'e zaman içinde aşık olur. Onun sayesinde piyanoya geri başlar. Yoo Jung'un tam zıt karakterlisidir.

Baek İn Ha; Yoo Jung ile beraber büyüyen, in ho'nun kardeşi diğer beslemedir. Çığrtkan bir sesi var. Öldürmek istiyorsunuz. Para için herşeyi yapacak birisi. Evlerden ırak bir tip.

Jang Bo Ra; Hong Seol'ün en yakın arkadaşıdır. Kızın ömrü diğerlerine karşı hong seol'u korumakla onun hakkını aramakla geçti.

Eun Taek ; Bo Ra nın sevgilisi. Bu çocuğun da ömrü Hong Seol ve Bo Ra 'nın peşinde geçti.

Şimdi aslında diziyi sevmedim. Dediğim gibi çok yavaş ve durağan gidiyor. Lakin Yoo Jung'un soğuk nevale havası ve Hong Seol'ün uyuz tavrı bir şekilde sizi diziye bağlıyor. Sıkıyor mu evet sıkıyor ama izleniliyor. Özellikle alışageldiğimiz bir çok klişe olmaması diziyi biraz daha özgün ve izlenebilir kılıyor.

Dizinin bir de sinema versiyonu çekilcekmiş. Başrol kızımız değişmiş.

Birde Hnog Seol karakterini canlandıran Kim Go Eun hızlı bir kariyer başlangıcı yapmış ve bir çok ödül almış. Kendisinin yüzü bize henüz tanıdık gelmedi ama kore de görülen o ki başarılı bir oyuncu. 


24 Ekim 2016 Pazartesi

Eleştirmek - Yermek

Eleştirmek ve Yermek bu iki kavramın birbirine karıştığını düşünüyorum.

İnsanlar eleştiri adı altında karşısında ki kişilere fütursuzca yerebiliyorlar ve yaptıklarının eleştiri olduğunu savunmaktan da geri kalmıyorlar. Dahası size "neden eleştiriyi kaldır mıyorsun ?" gibi sorularla da gelebiliyorlar.

Eleştiri, karşıda ki insana ileriye götürecek yapıda olmalıdır. Eleştiri yaparken de "üslup" önemli olandır. Eleştirdiğiniz insanı mutlaka tanıyorsunuzdur ve onun kalbini kırmayıp, incitmeden onu yermeden, üsluba dikkat ederek olumlu telkin ile eleştiri yapılması gerekir ki, eleştiri faydalı olsun.

Kendimizi dışardan göremeyebiliyoruz ya da dışardan nasıl göründüğümüzü fark edemiyoruz. Dışardan bakan bir çift göz bizim kendimizle ilgili fark edemediğimiz bir ayrıntıyı görebilir. Bunu karşı tarafa söyleme biçimidir esas olan.

Ben misal, eleştirilmeye aslında 'yerilmeye' tahammül edemem. Asla. Gereksiz bir eleştiriyle karşılaşırsam sert bir şekilde tepki vermekten de kaçınmam. Bu karşımda ki kişiye 'had' bildirmek değildir. Eleştiri yapan kişinin niyetinin iyi olmadığını sezdiğim zaman karşı atağa geçmekte tereddüt etmem. 

İnsanlar başkalarını yerecek cesareti ve güveni nerden buluyorlar gerçekten anlamıyorum. Ne hakla karşında ki kişiye söyleyecek laf bulabiliyorsun. 

Karşında ki kişiyi yerdiğini zaman nasıl keyif alıyorsun? 

Birine kendini kötü hissetirmek neden sana mutluluk veriyor ?

Herkese herşeyi söyleyemezsin.  

Ben bilgisine ve fikrine güvendiğim arkadaşlarımla konuşurum. onlar tarafından eksik olduğum noktaların gösterilmesini isterim. Bilirim ki, bu kişi bana birşey diyorsa bu benim iyiliğim içindir. 

Lakin bizim toplumumuz hatta kadınlarımız başkalarının kötü huylarından mutluluk duyan, bunu ulu orta konuşmaktan geri kalmayan, hatta o kişiye bunu yererek söylemekten keyif alan bireylerle dolu.

Yukar da 'üslup''dur önemli olan dedim ya. Azizim işte "Asalettir' esas olan.

Siz de çevreniz de gereksiz eleştirilere maruz kalıyor musunuz ?
Nasıl tepki veriyorsunuz ?






21 Ekim 2016 Cuma

İndirim Tuzağı

'İNDİRİM' kelimesini hepimiz severiz değil mi ? Aslında hiç aklımız da olmayan, almak dahi istemeyeceğimiz bir ürünü sırf indirimdeymiş diye aldığınız olmadı mı ? Hepimiz düştük bu tuzağa.

Hala bilinçli alışveriş yapabildiğimizi sanmıyorum.

İndirim kelimesinin beynimizde hemen alışveriş yapmalıyım bilincini uyandığırdığını düşünüyorum.

Dün bir arkadaşım, N11 de tık hızında indirim var yakala hemen dedi. N11 den sadece 2 kez alışveriş yapmıştım, indirim kupon kelimesini duyunca siteye giriş yaptım ve hiç kullanmayacağım bir kuponu sepetime ekledim. Dahası aldığım kupon 65 tl değerindeydi ve bunu kullanmam için 470 tl lik alışveriş yapmam gerekiyordu. Birden kendimi ne alabilirm diye site içinde gezinirken buldum. Sonrasın da ne yapıyorum ben diye geri çıktım. 

İşte bu durumu birçoğumuz yaşamışızdır.Ufak veya yüksek çapta mutlaka bu tuzağa düşmüşüzdür.

Bir iki sene evveline kadar indirim tuzağı hakkında çalışma olmuştu. Firmalar artık sahne indirim yapamayacaklardı.  '% 50 - % 70 indrim kelimesinin arkasına sığınılıp fiyatlarını normal satıştından yükseltip sonrasında indirim yaptık diye eski fiyatına düşürüyorlardı.  

Yahut %70 indirim yazısını görüp girdiğiniz mağzada gerçekten indirimde olan ürün birkaç sezon öncesinden ya da numunelik satılmayan bir üründür. Üretici sizi bu %70 indirimle mağazaya çeker ve siz kendinizi başka ürünlere bakarken bulursunuz. Normal şartlar da almayacağınız bir ürünü 'yeni sezon' diyerek fahiş fiyatlara alırsınız. Sezonun da 250 tl ye satılan bir ürün sezon sonun da 100 tl ye kadar inebiliyor. Firma her iki satışından da kâr ediyor.  'Sezon sonuna bedeni kalmaz' cümlesi ile satışyapan arkadaşların sizi kandırmasına izin vermeyin.  

İndirim - kupon güzel şey hepimiz severiz ama bunu doğru şekilde kullanmayı bilmemiz gerekiyor.Alışveriş yaparken hiç gerçekten ihtiyacım var mı? diye düşünüyor muyuz. Genellikle aa fiyatı ucuzmuş bir şeyle kullanırım ben bunu deyip alıyor muyuz ? Ben genelde 2, sini yapıyorum. Fiyatı iyiymiş diye alıp dolabımda bekleyen ürünler. Sonrasın da ise gardırop detoksu yapıp çevremdeki kişilere  1 ya da 2 kez giydim, hoşunuza giderse vereyim size diye dağıttığım giysiler. Ve kozmetik ürünleri.

İndirimleri bütçe de gereksiz açık yaratmak yerine gerçekten ihtiyacımız olan doğru ürünlerle değerlendirmek lazım. 

Bir evde yaşayan herkesin yaşamak için çalıştığı zamanlar da kazancımızı da har vurup harman savurmamak gerekiyor.

20 Ekim 2016 Perşembe

Allah Çirkin Bahtı Versin

Allah Çirkin Bahtı Versin...

Hep böyle dua edilir değil mi ? 
 Neden diye düşündünüz mü hiç. 

Nedeni'ni boşverin böyle dua etmeye devam edin. Ben size aşağıda görsel paylaşarak bu duayı bütün samimiyetinizle etminizi sağlayacağım zaten.

Joseph Morgan - Persia White. 
Joseph 35 Persia 43 yaşında. 
Araların da bulunan yaş farkı 7.
2014 yılından beri evliler.









Hugh Jackman - Debora Lee Furness
Hugh  48 - Debora 60 yaşında.
Yaş farkı 12.
1996 yılından bu yana evliler.

Bu teyzenin elini öpüp alnıma koyuyorum, kendisinin çırağı olmak isterim. 

Debora, Hugh evde çöpleri attırıyormuş. Çöpleri dışarı bırak diye bağırıyormuş. Bir tv programın da hugh anlatmıştı. Ne buyurdunuz.














Tom Mison (Sleepy Hallow'da oynuyor) - Charlotte Coy, Tom 34 yaşında, eşinin yaşıyla ilgili bir bilgi bulamadım. 2014 yılından beri evliler.

Şimdi Allah siyahi şansımı versin desem çirkin bahtımı versin desem bilemiyorum.
















Cha Seung Won - Lee Su-Jin.
Cha 46 yaşında. Eşinin kendinden daha büyük olması lazım, öyle bir haber okumuştum ama eşinin yaşıyla ilgili bilgi bulamadım. 1992 yılından beri evliler.

Yine çırağı olmak isteyeceğimiz bir hatun kendisi. 







Şimdi sayın okur Allah çirkin bahtı versin diyor muyuz ?

Unutmadan sakın, klişe Allah huy güzelliği versin görsellik önemli değil, şu dur bu dur triplerine girip yorum atmayın. Hepinizin dibi düştü eminim yani.

19 Ekim 2016 Çarşamba

Giyim Karmaşası

Son zamanlar da dikkatimi çeken bir konuya değinmek istiyorum. Sizlerin de gözüne  bu durum iliştimi merak ediyorum.

Tessetür firması - tasarımcısı olarak bildiğimiz hatta kendileri de tesettürlü olan bayan terzilerin modellerini tanıtmak için kullandıkları "başörtüsüz" bayan modeller. Yani demek istediğim tesettür giysisi tanıtıyorsun ama kullandığın mankene kıyafete uygun bir "başörtüsü" takamıyorsun yahut takmıyorsun. 

Hal böyle olunca kıyafet de bana tesettür giysisiymiş gibi gelmiyor. Sanki bir tezatlık var gibi algılıyorum. 

Ya da verilmeye çalışılan mesaj şu da olabilir. "çizgimiz sadece tesettürlü bayanlara yönelik değil, tesettüre riayet ederek giyinmeyen kişiler de bizim kıyafetlerimizi alıp giyinebilir. Tesettüre riayet ederek giyinen kişiler de başlarına başörtüsü alarak bu kıyafetleri giyinebilir".

Son zamanlar da yaşadığımız giyim karmaşasına bu da bir örnek aslında. Kimin ne giydiği belli değil. bellir bir duruşu ya da kendine yakışanı giymek yerine ortalıkta ne varsa alıp onu giyinen kişilerle dolu. 

'TARZ' olmak, 'Farklı' giyinmek diye iki kavram hayatımız da iyice yer edindi. Modacılar bangır bangır kendinize yakışanı giyinin, bir tarzınız stiliniz olsun diye konuşurken diğer tarafta masum türk gençleri kendilerine ait bir çizgileri olacak, etrafta 'tarzı var' desinler diye ordan burdan bulduğu parçaları birleştirmeye çalışarak kendine ait bir stil ortaya çıkarmaya çalışıyor. Sonucun da ise heryer de saçma sapan kıyafetlerle dolaşan insanlar görüyoruz. 

Çoğu kişiye bu ne giymiş böyle ya diye bakıyorum. Üzülerek söylüyorum ki bunu da en çok tesettürlü gençlerimiz yapıyor.  İki arada bir derede kalmış gibi giyinip tuhaf bakışlara maruz kalıyorlar. 

Giyim konusunu aslında daha da açarak konuşmak istiyorum. Sizlerin de bu konuda fikirlerini merak ediyorum.


14 Ekim 2016 Cuma

Özel Alan Adına Nasıl Geçilir

Com uzantısına geçmenen faydaları  nı , Com Uzantısına Geçmenin Eksilerini anlattıktan sonra geçmeye karar verenler için, bu işlemler nasıl yapılıyor birazda ondan bahsedelim.

Öncelikle Domain satın almanız gerekiyor, Domain satan bir çok site var ben İsimTescil den almıştım. Alan adınızı senelik veya  3-5 senelik alabiiyorsunuz. Daha uyguna gelmesi için 3-5 senelik alan adı alabilirsiniz. Senelik alan adı alınca her sene tekrar satın almak gerekiyor.

Satın alma işlemi için isim tescil üzerinden anlatıcam, İsimtescil  sitesine üye oluyorsunuz.
almak istediğiniz adı yukarda gördüğünüz gibi yazıp sorgulattırıyorsunuz. Ve size şöyle bir pencere daha geliyor.
Ben satın aldığım için  görüldüğü gib satın alınmış yazıyor. Siz burdan  almak istediğniz "com" uzantılı seçeneği işaretleyip devam ediyorsunuz. Sitenin sizi yönlendirdiği şekilde alan adınızı alıyorsunuz.

Bloğunuzda Özel alan adına geçmeyi anlatayım.

Kumanda Paneli - Ayarlar  Sekmesinden aşağıda gördüğnüz bölüme almış olduğunuz alan adınızı yazıp KAYDET diyorsunuz.

 
Geri kalan işlemler de ekran sizi yönlendiriyor. Dediğim gibi ortalama 1 gün gibi bir sürede bloğunuz entegre oluyor. Bu bekleme zarfında bloğunuzu eski haliyle kullanmaya devam ediyorsunuz.

O halde şimdiden yeni alan adınız hayırlı olsun.

Sormak istediğniz soruları yorum olarak bırakabilirsiniz.


13 Ekim 2016 Perşembe

Syoss Saç Boyası

Bu saç boyasını gördüğünüz anda kaçınız !!

Watsons mağazasında gezerken karşıma çıktı. kutusunu inceleyince de hoşuma gitti denemek amaçlı aldım. Üzerinde ki 'AMONYAKSIZ'yazısı beni asıl cezbeden neden oldu.

Oldukça iddaalı bir şekilde %90 parlaklık vaad ediyordu. Hem amonyak içermiyor hem de extra parlak vereceğini söylüyordu.  

Watsonslar da indirimli satış fiyatı 13,90 tl. Diğer markalarla aynı fiyat aralıığında.

Yapısı normal boyalara göre oldukça akıcı. Sürerken dikkatli olmak gerekiyor, su'dan biraz kıvamlı. Bu yönüyle direk (-) hanesinde yer alıyor.

Kutu içeriğinde 30 dk bekletilmesi söyleniyor, Ben 1 saate yakın beklettim. Saç derisinde rahatsız edici yanma hissetmetim.

1 Saat sonrasında saçımı boyadığım da ise, boya aktı ve gitti. Saçıma çok az renk kattı ve dahası boya MAT. Bildiğiniz mat yani. Saçım boz - mat bir renge dönüştü. 

Vaad ettiği hiçbirşeyi bana vermedi. Hem rengi tutmadı hem de saçım matlaştı. Ve yıkandıktan sonra saç derimde hafif bi yanma hissediyorum.

Sonuçtan hiç memnun kalmadım. Kesinlikle tavsiye edeceğim bir ürün değil. Boşuna risk almayın. Her zaman kullandığınız boyaları kullanmaya devam edin, fazladan heyecan aramak gereksizmiş. 
Gerçekten verdiğim paraya üzülüyorum şu an. Ama napalım tecrübe oldu, ben yandım eller yanmasın.

12 Ekim 2016 Çarşamba

W Dizisi

Orta yaş sendromu yaşadığım için kore can'lığım sona ermişti. Artık orta yaşlı kendini bilen bir türk kadını olmuşken ekran başında ergen bebeler gibi ağzı açık şekilde kore dizisi izleme yaşımı çoktan geri bırakmıştım. Yaşıma uygun ağır bir drama belki izleyebilirdim. Kimsenin beni gözlerde kalp şeklinde kore dizisi izlerken görmesini istemiyordum. 

Hep aynı klişe sahneler ve diyaloglardan gına gelmişti. Başlarda ayıla bayıla izlediğim klişeleri her dizide gördükçe için tamamen boşalmış hiçbir  duygu hissettirmeyen boş sahneler olarak gelmeye başlamıştı kik hala da öyle geliyor.

Peki ya W dizisi ? 

Yine mırın kırın ederek başlayıp aman neyse bir bölüm izleyim fikrim olsun diye başlanıp sonrasında merakla bölümleri beklenen bir diziye dönüştü. Konu bence efsaneydi. Klişelere boğulmadan yapılmış bir diziydi. Başrolde ki çocuğu da hiç sevmem normalde ama bu dizi de bi tatlı geldi. 

W webtoon , kore de geniş kitlelere oluşan çizgi romandır. Çizgi roman'ın ana karakteri Kang Chul, Çizgi roman yazarının kızı Oh Yeon Joo arasındaki ilişkiyi izliyoruz. Bildiğiniz kız çizgi roman karakterine aşık, hepimizin zamanın da Terry ( şeker kız candy) aşık olması gibi bir durum, Oh yeon joo yu bizden ayıran özellik ise yeon joo'nun çizgi roman dünyasına gidebilmesidir.

Kang Chul ; Webtoon ana karakteri. Olimpiyat oyunların madalya kazanan ülkesi tarafından çok sevilen atıcıdır. Bir gece ailesini ölmüş olarak  bulur ve katilin peşine düşer.  Kang Chul aynı zaman da çok zeki birisi olarak tasarlanmıştır ve zengin ve yakışıklı ve ve ve...

Oh Yeon Joo ; Çizgi roman yazarının kızıdır. Kang Chul'a aşıktır. Kang Chul'u ne zaman tehlike de olduğu zamanlar da çizgi roman dünyasına istemsiz olarak gidip gelmektedir. Kang Chul ile böyle tanışır ve ilişkileri başlar. Kang chul, oh yeon joo'nun farklı bir dünya dan gelidğini anlar ve anlam vermeye çalışır, kendi yaşadıkları dünyanın webtoon dünyası olduğunu öğrendiği anda ise film kopar. 

Park Soo Bung; oh yeon joo'nun babasının öğrencidir. Webtoon yazarlarındandır. Dış mekan çizimlerini soo bung yapmaktadır.

Seo Do Yoon ; Kang Chul'un koruması ve en yakın arkadaşıdır. 

Yoon So hee ; Kang Chul eski arkadaşı ve sekreteridir. Kang chula aşıktır. Herkes ikisinin evlenmesini bekler. Webtoon okuyucuları da ikisinin evlenmesini istemektedirler.

Katil ; Kang Chul(un ailesini öldüren kişi. Farazi bir karakter olduğu için yüzü yoktur. Ama güçlü bir kişilik olarak tasarlandığı için, kendi iradesini kullanarak Webtoon dışına çıkar. Hayatta ki tek amacı Kang Chulu öldürmektir.


Bu sene'nin şans verilmesi gereken dizilerinden bir tanesi. Vaktiniz varsa izlemelisiniz.




11 Ekim 2016 Salı

Com Uzantısına Geçmenin Faydaları

Com uzantısına geçmenin eksilerinden ve alacağınız risklerden dün bahsetmiştim. 
Biraz fayladarından bahsedeyim.

Sitenizi "com" olarak değiştirdiniz ve google sizi yeniden tanımaya başladı. Alexa değeriniz pagerank değeriniz sıfırlandı, girişleriniz de düşüş yaşadınız ama bunlardan korkmayın.

Com uzantısına geçseniz dahi, bloğunuzu şu an ki haliyle kullanmaya devam edeceksiniz. Blog kullanımın da hiçbir değişiklik olmayacak, kumanda paneliniz aynen kalacak, bloglar sizi görmeye devam edecek.  İzleyici kısmınız ve sizi takip edenlerde herhangi bir değişiklik olmayacak. 

Farklı bir kaynaktan host satın almış olsaydınız bütün bunlar gidecekti ama hala "blogspot" un hostunu kullanıyorsunuz bu yüzden siteniz - bloğunuz da hiçbir değişiklik olmayacak. Sadece alan adınız değiştiğinden kaynaklı google verilerinden silineceksiniz.

Yukar da dediğim gibi bu da gözünüz korkutmasın. Eğer düzenli blog yazıyorsanız google sizi çok yakında yeniden tanıyacaktır.

Com uzantısına geçtikten sonra google sizi daha çabuk tanıyor, yönlendirmeleri daha fazla oluyor. Sizi artık alt bir uzantı olarak değil bir site olarak görüyor ve daha çabuk değer veriyor.

Yalnız google da yeniden tanınmak için yapmanız gereken en önemli şey, Düzenli yazı girmek, hatta size bir tüyo daha vereyim, yazılarınızı hep aynı saatte yayınlamaya çalışın. 

Hergün düzenli ve aynı saatte yazı girerseniz google sizi ortalama 2-4 hafta arasında tanımaya başlıyor ve alexa değeri veriyor. (alexa değerinden daha sonra bahsedeceğim). 

Kaybetmiş olduğunuz kitlenizi daha çabuk sürede toparlıyorsunuz. Bu açıdan günlük şu kadar ziyaretçimin şu kadarı gitti diye endişelenmeyin, hepsini tekrar toparlıyorsunuz tabi düzenli yazı girerseniz. 

Com uzantıına geçmemenin şöyle bir de riski var, diyelim ben alan adımı almadan önce "durriyekta.com" uzantısını ben almadan önce farklı bir kişi bu uzantıyı alıp kullanabilir.

Yani ben "dürriyekta.blogspot.com" olarak yayın hayatıma devam ederken farklı bir site "durriyekta.com" olarak site açabilir. İlerde siz "com" uzantısına geçmek isteseniz dahi geçemezsiniz, sizin bloğunuzla ayın ismi taşıyan farklı bir site devam ettiği için. Eski  bloggersanız eğer böyle bir riski kesinlikle almayın. 

Yarın özel alan adı nasıl alınır, site ye nasıl entegre edilir ve özel alan adını hangi sitelerden nasıl alabilirsiniz, onlardan bahsedeceğim.

Merak ettiğiniz soruları buraya yorum olarak bırakabilirsiniz.

Com uzantısına geçmenin eksileri için buraya

Blogspottan com uzantısına geçmek yazısı için buraya tıklayınız.






10 Ekim 2016 Pazartesi

Com,Uzantısına Geçmenin Eksileri

Şurda bahsetmiş olduğum blogspottan, com uzantısına geçmeyi biraz daha genişletelim. 

Com uzantısına geçmeye karar verdiniz ama sizi nelerin beklediğini bilmiyorsanız, özellikle okur kitleniz ne olacak ?

Burda bir noktaya daha değinmek istiyorum, sizin ziyaretçileriniz nerden geliyor ? Çoğunluğu aramalarda google yönlendirmesi mi yoksa tanınan bir site olduğunuz için ziyaretçiler sizi blog adınızdan aratarak mı geliyor ? 

Eski blogcuysanız belli bir kitleniz vardır ve insanlar direk size bugün ne yazdı acaba diye gelirler. İşet bu kemik kitleniz ne olacak ? En önemli sorumuz bu zaten.

Alan adınızı aldınız ve com uzantısına geçtiniz, bloğunuz yanılmıyorsam 1 gün gibi bir süre zarfında com uzantısına entegre oluyor. Bu süre zarfında sizin siteniz kapanmıyor. Girişleriniz de bir değişiklik olmuyor. 

Sistem de entegre olduktan html çubuğun da "durriyekta.com" olarak değiştikten sonra evet maalesef beklediğiniz gibi girişleriniz sıfırlanıyor. Geçmişe dönelik girişleriniz ya da o gün ki mevcut girişleriniz sıfırlanmıyor burda bir yanlış anlama olmasın. "Com" olduktan sonra google artık sizi yeni bir site olarak görüyor. Ve girişleriniz düşüyor. 

Eğer sayfanızın Alexa değeri (google sitenize verdiği değer) varsa, alexa değeriniz de sıfırlanıyor. Google sizi tamamen yeni bir site gibi görüp ona göre davranıyor. 

Günlük ziyaretçi girişleriniz de gözle görülür bir azalmaya yaşayacaksınız. %50 gibi bir azalma dahi söz konusu olabilir. Bu riski göze almak biraz zor gelebilir.

Bir diğer merak edilen nokta da şu, blogspottan ,com'a geçseniz dahi, hala host hizmetini googledan aldığınız için blogspotun alt verisini kullanmaya devam edeceksiniz. 

Yani com'a dahi geçseniz yayınladığınız yazılar, blogspot menüsünde bulunan Kumanda Panelindne sayfanızı takip eden blogcular tarafından görünecek. Bloglardan gelen ziyaretçileriniz de bir azalma yaşamayacaksınız. Sadece google yönlendirmesi ile gelen ziyaretçileriniz de düşüş olacak. 

Bu yazıyı iş yerinde iki arada bir derede hazırladığım için kopukluklar mevcut ve daha fazla anlatmak istiyorum lakin vaktim yok.

Com uzantısına geçmenin faydalarını , sitenizin ne kadar sürede geri toparlanacağını ise yarın anlatmam gerekecek. 

Sormak istediğiniz sorular varsa lüften yorum olarak bırakın eğer atladığım bir detay varsa mutlaka anlatırım.








9 Ekim 2016 Pazar

WestWorld Dizi Konusu

Sezon başlangıcı yapmışken yeni diziler de ekranlar da yer almaya başladı.Bunlardan biri WestWorld, konusu ve işlenişi ile şimdiden efsane olmaya hazır dizi.

HBO için hazırlanan dizi de Anthony Hopkins başrolde yer alıyor, bu bile dizinin izlenmesi için bir sebep oluşturuyor.

Diziyi çok dikkatli izlemeniz gerekiyor yoksa parçaları bir araya getirmek ve diziyi anlamak çok zor.

Diziyi izlerken iki evre düşünün. 

Vahşi Batı temalı fütürüstük tema da bir park var ve "insana benzeyen robotlar" bu park da ev sahibi rolündeler. 

Ve parka ziyaretçi olarak katılabilen "insanlar". Oldukça zengin kişiler bu simülasyona girerek farklı deneyimler yaşamak istiyorlar. Robotlar insanlara "Yeni Gelenler" olarak hitap ediyorlar. Ayrıca robotlar bir simülasyon içerisinde olduklarını bilmiyorlar.

Park içerisinde birbirine bağlı hikayeler var ve bunlar düzenli bir şekilde sürekli tekrarlanıyorlar.  insanlarda bu hikayelerin içine katılıyorlar.

Burda önemli 2 detay var; Ev sahibi robotlar (herşeyleriyle tıpatıp insana benziyorlar) birbirlerine zarar verebiliyorlar. Öldürmek gibi. Tabi bu eğer robotların oynamış olduğu hikaye de varsa. Robotların kendi başlarına herhangi bir canlıya zarar verme gibi bir durumları yok. 

Şimdi ilk bölümü detaylı bir şekilde inceleyelim. Yukarda yazmış olduğum bilgileri aklınız da tutmanız lazım.

Ana karakterimiz dolores, ve dizi doloresi oluşturun insanların sorgusuyla başlıyor. Sorgu devam ederken arka planda olaylar gelişiyor ama siz diyaloglara dikkat kesilin. Zira bu sorgulama dizinin aslında ana temelini oluşturuyor.

Dolaresin cevabı burda HAYIR oluyor ve devam ediyor ;
Yukarda bahsetmiş olduğum gibi hikayelerin birbirini yenilemesinin bir amacı olduğunu söylüyor.
Ve sorgu devam ediyor ; 









Bu sorgu esnasında hikayenin 1, bölümü tamamlanır. Ve ertesi gün hikaye kendini tekrar ederek başlar fakat ufak değişiklikler vardır.




1, hikayeden sonra parkın bulunduğum laboratuvara dönüyoruz. Yani gerçek dünya ya gidiyoruz.
Burda yapay zekalı robotlara güncelleme geldiği ve her hikaye sonun da yaşanılanları unutmaları gerekirken bazı olayları hatırladıklarını görüyoruz. Bunun robotların güncellenmesinden kaynaklı bir sorun olduğu düşünülüyor. Burda ki önemli nokta, robotların bilinçleri yok ve her hikaye de yaşadıkları herşeyi unutuyorlar ( unutmaları gerekiyor buna göre tasarlanmışlar).

Yine yukar da bahsetmiş olduğum hiçbir canlı ya zarar veremeyecek şekilde tasarlandıkları bölümünü hatırlayalım. 

Bu robotun gözüne "sinek" geliyor ve hiçbir canlıya zarar vermemek üzere tasarlandığından ama eski hatıraları hatırlamaya başladığından ötürü robot ne yapması gerekitğine karar veremiyor ve bozuluyor. 


İzlerken fark edeceğniiz üzere aynı hikaye 3, kez yeniden başlıyor ve yine bazı farklılıklar bulunuyor. Ev sahibi robotların %10 gibi bir kısmı yeni güncelleme almıştır. Güncelleme alan robotlar da bilinç oluşmaya başlıyor. Bunu fark eden tasarımcılar doloresi yeniden sorguya alıyorlar.



Dolores parkın en eski ev sahiplerinden birisidir. Bu yüzden doloresin tepkileri çok önemlidir. 
Burda dolaresin yalan söylediğini anlıyoruz. Dolares hiçbir canlıya zarar vermeyeceğini  söylerken hikayenin 3, döngüsünde boynu na konan bir sineği öldürüyor. 

Yukarıyı tekrar hatırlayın, ev sahiplerinden birisi gözüne konan sineği öldürmemesi gerektiği için kısa devre yapıp bozulmuştu. Son sahne de ise dolares boyunan konan sineği öldürerek onu sorgulayanlarla bilniçli bir şekilde cevap verdiğini ve hatta yalan söylediğini görüyoruz.



Dizi şimdiden efsane oldu, bakalım ilerleyen bölümler de robotlar ve insanlar arasında ki savaşa doğru gidecek gibiyiz.

Yabancı dizi severseniz mutlaka izlemelisiniz.



8 Ekim 2016 Cumartesi

Sezon Açılışı

Ekim ayına girer girmez, tv lerde yeni sezon açılışları başladı. Merakla beklediğimiz birçok dizi yeni bölümleri gelmeye başladı. Bu arada yabancı dizi'lerden bahsediyorum. Türk dizisi izleme alışkanlığı edinemedim henüz.

Yeni sezon bölümleri gelen diziler ;

Arrow 5. Sezonu yayınlanmaya başladı. Gerçi ben bu diziyi 3, sezon'dan sonra bıraktım ama dizi oldukça tutuluyor.

ONCE UPON A TİME 6, sezon bölümleri gelmeye başladı. Öyle ki  2 bölüm türkçe alt yazılar geldi. Bu dizi beni hala şaşırtabiliyor. Birçok kez postunu yaptım yeni sezon postu da yakında.

The Flash  3, sezon 1, bölümü yayınlandı ve türkçe alt yazısı çıktı. Bu dizinin 1, sezonunda birkaç bölüm izleyip bıraktım beni sarmamıştı.

The Big Bang Theory ; 10, sezon 3, bölüm yayınlandı bile, hala eğlenceli şekilde devam ediyor. How İ Meet Your Mother da devam etse ne kadar güzel olurdu.

Fear The Walking Dead ; 2, sezon 14 bölüm yayınlandı. Bu dizi de fena değil ama biraz yavaş gidiyor.

The Walking Dead ; Yakın da yeni bölümleri bekliyoruz. Merakla beklenen asıl dizi bu olsa gerek

New Girl ; 6, sezon 1, bölüm yayınlandı

Ve bu sezon çok iddaalı birkaç dizi de yayınlanmaya başladı. 1, bölümlerini izler izlemez ayrıntılı şekilde tanıtmaya devam edeceğim.

İyi Seyirler



7 Ekim 2016 Cuma

Blogspot'tan Com. Uzantısına Geçmek

Eski blogcuların bildiği yeni blogcuların fazla fikirleri olmadığı bir konudan bahsetmek istiyorum. Hatta eski blogcuların dahi akılların da soru işareti olan bir konu. 

2011 yılından bu yana blog yazmama rağmen, com. uzantısına geçerken aklımda olan bir çok soru ve cevabını paylaşmak istiyorum, bu konuda ne kadar araştırsam da pek bir faydalı bilgi bulamadım açıkcası. Ancak forumlar dan okuduklarımdan yola çıkarak bazı fikirler oluşmuştu. 

Nedir Bu Com. ? Neden Alan Adına Geçilir ?

Genelde ilk blog açılınca, kendiniz için yazarsınız, blog yazmaya devam ettikçe yazılarınız da okur kitlenizi de düşünmek zorunda kalırsınız ve tabi bloğunuza girişlerin yükselmesini ve google sizi tanımasını da istersiniz. Net alemin de tanınmak sitenizin üst sıralarda yer almasını istersiniz ki bu çok  doğru bir şey, sonuçta özgün bir yazı giriyorsunuz ve emek harcıyorsunuz illa ki bulunmak istersiniz.  Burda devreye com uzantısı giriyor.

Bloğunuzu ilk açtığınız da,  html adresinde görünen isminiz şu şekildedir. "durriyekta.blogspot.com"
Bu demek oluyor ki alan adı hizmetinizi blogspottan bedava sağlıyorsunuz. Aynı zaman da google da sizi böyle tanıyor. Google amcanın size ulaşması biraz zaman alabiliyor. 

Bu nokta da "blogspot"un yetersizliğini hissedip, özel alan adına geçmek istersiniz. Yani artık html adresinde görünen isminizin 'durriyekta.com' olmasını istersiniz. 

Fakat öyle hemen "com" uzatnısına geçmeye cesaret edemezsiniz. Çünkü "blogspot" adı altında google sizin sitenizi tanımıştır ve com uzantısına geçince google ya sizin sitenizi tanımazsa ? Siteye girişler düşer mi ? Google beni ne kadar süre de yeniden tanır ? ve Com olmanın bana getirileri nelerdir ? 

En basit bu 3 soru aklınız da dolanır durur. Bloğunuz eskiyse com uzantısına geçmek içni ciddi cesarete ihtiyacınız vardır zira tekrar okur kitlenizi toplamak yani google amcanın tekrar ziyaretçileri sizin sitenize yönlendirmesi biraz zaman alacaktır. Bu da girişleriniz de birden düşüş anlamına geliyor mu ? 

Bu üzerinde anlatılması gereken bir konu olduğu için birkaç postta bu konuyu toparlayacağım.Bir sonraki postta yukarda bahsetmiş olduğum soruların cevabını vereceğim size.