30 Eylül 2016 Cuma

Aile İlişkileri Nasıl Olmalıdır ?

Biraz ailemden bahsetmek istiyorum. Anne ve Baba tarafı biraz kalabalıklar. Eskiler tabi çocuğa önem verirmiş şimdi ki gibi 1 en fazla 2 çocum yapıp bırakmazlarmış. O zamanlar nasıl geçineceğiz bu çocuklara nasıl eğitim vereceğiz ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağız gibi düşünceler yok.  En büyük çocuk genelde anne rolünde diğer kardeşlerine göz kulak oluyor, çocuklar da kendi kendine büyüyor. İsteyen okuyor istemeyen okumuyor. Bu çocuk büyüyünce ne olacak kaygısı yok belli bir yaştan sonra da girip bir işe çalışıyorlar. Babam mesela aa aslında babamın hikayelerini anlatsam roman olur. Bir ara onunla ilgili post yapayım. 

Neyse efendim annemgil tarafından bahsetmek istiyorum. Dayıcık ve teyzoşlardan. Hepside birbirinden ilginç şahsına münhasır şahsiyetlerdir.

En küçük teyzemi, cemile teyze (annennem)  40 yaşında doğrmuş. onun aklı hafif güzeldir. Canı ister konuşur canı istemez konuşmaz. Ortadan bir kaybolur nerde oturduğunu naptığını kimse bilmez, tetikleyici bir sebep bulunca tekrar ortaya çıkar herkesle görüşür. Aynı mahalle de oturduğumuz zamanlar da beni görüp sırtını döndüğü ya da yolunu değiştirdiği ya da görmezden geldiği çok olmuştur. Böyle davrandığını hiç kabul etmez ama. Her pazar söz de kahvaltıya çağırır ama daha evini yurdunu bildiğim yoktur. Bu cumartesi pijama partisi yapcam sende gel dedi bakalım.

Ortanca teyzem kankim olur. Alemcidir. Oyun havaları vazgeçilmezidir. Kimsenin bilmediği 3, 4, sınıf arabeskçileri obilir. Sırdaştır. Evine geleni gideni, yedirmeyi içirmeyi pek sevmez ama bunu da kabul etmez. Ona giderken biraz düşünmek lazım.

Hayatta kalan 2 tane de dayım var. Birisi çok konuşur, çok komiktir, İşi gücü gırgır şamata kaynak muhabbet. Bana şekerim der canı isterse dayıcığım der. 

Küçük dayım, siniri tersi pistir. Ağzından iki kelimeyi zor alırsınız. Onunla telefonda konuşmak ölüm gibidir. Konuşuyorsa bile mıymıyından bişi anlamazsınız. Bana farklı şekiller de hitap eder. Bende ona genelde beybi felan diyorum sebebini altta bana yolladığı mesajları paylaşcam ordan anlarsınız.

Dayı ve teyzelerimle garip bir ilişkimiz olduğunu düşünüyorum. Dayı teyze diye hitap etmem pek.  Genel de teyzelerime isimleriyle hitap ederim. Yani isimlerini biraz sevimli hale getirip kısaltarak söylerim.Hoşlarına gidiyor. Onlar da bana kanki diyorlar.
 
Sizin aile ilişkileriniz nasıl ?

29 Eylül 2016 Perşembe

Giysilerinizi Nasıl Daha Temiz Kullanırsınız ?

Giysi ve ayakkabılarınız nasıl kullanırsınız ? 
Mesela giyeceklerinizi uzun süre kullanır mısınız ? 
3 - 5 sene mesala. Ya da çabuk mu eskitirsiniz?

Kendimden bahsedecek olursam ayakkabı canavarı olduğumu söyleyebilirim. Ayakkabı almaya çok düşkünüm ama çabuk da eskitiyorum. Resmen ayakkabıları yiyorum. Çok özensiz ve dikkatsiz kullanıyorum. Adım atmamda da sıkıntı yok, yani ayakkabıyı içine doğru basmam. Benim için pahalı ya da ucuz ayrımı yok hepsinin sonu aynı oluyor.

Bir ayakkabıyı ilk kez giydiğim de bile mutlaka bir yerine birşey yapıyorum. O kadar çabuk eskitiyorum ki.  Bu kez temiz giyincem diye dikkat ediyorum ya, o zaman daha çok hasar meydana geliyor Ama birşeyi fark ettim otururken ayakkabılarımı masama sürtüyorum. Ayakkabıların kenarları sürtünmeyle çabuk aşınıyor.  Çocukların top ayakkabısına dönüyorlar hemen.

 Kimi insanlar giysi ve ayakkabılarını o kadar güzel temiz kullanıyorlar ki kendimden şüphe ediyorum acaba ben giymeyi bilmiyormuyum ? 

Giysi konusun da daha iyi olduğumu söyleyebilirim. Ama onlar da yıkanmaktan eskiyor.  Sigara da kullanmıyorum halbu ki sigara siniyor da sık sık yıkıyorum desem ama  bir kez giydiğiniz birşeyi dolaba asamıyorsunuz, kirliye atamıyorsunuz e napim ben bunları. Haydi makina da kısa devirde bir yıkansın diye atıyorum 30 dk lık programa bir tur döndürüyorum. Bu kez de bir süre sonra sık yıkanmaktan ağzı yüzü sünüyor, tüylenme meydana geliyor.

Yıkanmaktan eskimezse bile bir yerine mutlaka bişi yaparım. En basiti bir yere takılır mutlaka. ordan ip atar yırtılır bişi olur.  Hiçbirşey olmadı desem üstüm de tüyleniyor. Bazen üst üste giyiniyorum ya altta kalan giysi mutlaka tüyleniyor, tüylenmeyecek bir kumaş olsa bile tüyleniyor.

Annem artık nasıl giysi kullandığıma dair yorum yapamıyor. Sadece hayret birşeysin deyip geçiyor. 

Bilen biri varsa söylesin, kıyafetler ve özellikle ayakkabılar nasıl temiz kullanılır ??



28 Eylül 2016 Çarşamba

Grease Live - Warcraft

2016 yapımı.TV filmi olarak çekilen grease filminin kopyası. Sırf grease sevdiğim için meraktan izlediğim ya da izlemeye çalıştığım bir film. Kötü bir kopya olmuş diyebilirim.Filmi atlaya atlaya hatta sadece müzikal kısımlarını izledim. 

Sandy rolünde ki Julianne Hough hariç diğer oyuncuların sırıttığını düşünüyorum. Grease havasını vermeye çalışmışlar ama olmamış yani. Vanessa Hudgens yer almasına rağmen olmamış. Eğer ki bir yerlerde denk gelirseniz çerezlik yerine dahi izlemeyin derim. Açın orjinalini izleyin hep aynı keyfi alıyorsunuz.
 
Ben filmi bu kadar gömdüm ama İMDB değeri oldukça yüksek. 7,5 puan verilmiş. Beğenerek izlediğim bir çok filmi geride bırakmış ki şaşırtıcı. 

Vanessa Hudgens'in High School Musical'den sonra yıldızı düşmeye mi başladı. Kaliteli yapımlar da yer aldığı yok. Başrol değil yan rol olarak dahi iyi filmlerde göremiyoruz kendisini. Yaşıtları oscar heykelciklerini kucak kucak götürürken vanessa film bulmakta zorlanıyor gibi sanki. 





 Diğer bir film warcraft yine İMDB değeri 7,4 ama resmen saçmalamışlar. İMDB ye göre film seçmek hata sanırım.

 Fantastik yapımlara bayılırım fakat bu filmi 5 dk dahi izlemeyedim. 5 dk lık görüntü ile yorum dahi yapamicam. Çok kötü izlemeyin.







27 Eylül 2016 Salı

Bu Havalar da Ne Giymeli

Birçoğumuzun en sevdiği mevsimdir aslında sonbahar. Sonbahar sadece hüznü değil ne giysem sorununu da beraberinde getiriyor. Havalar ne sıcak ne soğuk ne de ılık. 

Bir gün içerisinde 4 mevsim dahi yaşayabiliyoruz. Sabah hava sıcaklığı 5 dereceyi gösterirken öğlene doğru 20 lere çıkıyor. Akşam üstü tekrar dan 10 derecelere düşüyor. Yazlık giymek için fazla serin, kışlık giymek için fazla sıcak.  Dolap karıştırmaya başlıyoruz şunu mu giysem üstüne şunu mu alsam, bot mu giysem, babetler günü kurtarır mı. Birde psikolojik olarak kışlık giysi giymeye henüz hazır değiliz 

Lakin benim giyinme konusun da en rahat ettiğim mevsimdir sonbahar. Etek üstüne uzun salaş ince bir kazak, boynuna da uzunca bir atkı dola çık sokağa.  

Zaten bu mevsimde trençler, uzun hırka, blazer ceket kurtarıcı rolünde. Top Gun filminde Tom Cruise giydiği ceket vardı hatırlarsınız. Savaş pilotlarının giyindiği ceketler bu sonbahar da bu ceketler modaymış. Bomber ceket deniliyormuş. Moda da bir yerde kendi kendini tüketmeye başlıyor ve sürekli bir eskiye dönüş. 

Benim içinse aslolan rahatlıktır.

26 Eylül 2016 Pazartesi

Yaz - Kış Güneş Gözlüğü Kullanımı

Güneş gözlüklerini sadece yazın mı kullanırsınız ? Ya da şöyle mi sormalıyım güneş gözlüğü sadece güneşli sıcak havalarda mı kullanılır ?

Lütfen saçmalama kışın gözlük mü takılır diye düşünmeyin hemen. Ayrıca kışın gözlük takan insanlara gülmemeyi de artık öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta kış güneşi diye bir kavram var. Ve kışın hava erken kararıyor olabilir ama gün içinde güneş hala dünyamızı aydınlatmaya devam ediyor. 

Eğer ben ve annem gibi gözlerinizde kronik rahatsızlık varsa ve güneşe gözlük olmadan bakamıyorsanız kışın da gözlük kullanmak durumunda kalabilirsiniz. 

Yani gözlüğü sadece bir aksesuar olarak değil ayrıca göz rahatsızlığından dolayı tedavi amaçlı da kullanılabiliyor.

Gözlük takmanın amacı aksesuar olmaktan öteye geçince her gözlüğü takamıyorsunuz ve illa ki bazı markalara bağlı kalmanız gerekiyor.

Misal ben gerek optik gerekse güneş gözlüğün de Ray Ban'dan başka bir marka kullanmayı tercih etmiyorum. Gözlükleri hem şık ve tarz duruyor hem de gerek çerçeve gerekse cam açısından kaliteli oluyor. Güneş gözlüğünü sürekli kullandığım  da dahi gözlerim çok rahat ediyor, 

Peki güneş gözlüğü tercih ederken neye dikkat edersiniz ?

Güneş gözlüğü seçerken önceliğimiz illa ki günün modasına uygun olmakla beraber yüz şeklimize yakışan bir gözlük takmak. Ray Ban geniş ürün yelpazesiyle bu konu da da sıkıntıya düşürmüyor. Ayrıca camları da özellikli cam olmalı. UV ışınlarına karşı koruma ilk sırada yer alıyor. Araç kullanırken rahat etmek açısından Polarize özelliği de olmalı. Ve tabi fiyat olarak da çok uçmamalı.




Misal ben bu yaz Clubmaster modelini çok beğenmiştim. fakat yüksek fiyatından dolayı indirime girmesini bekliyordum ki  Atasun Optik kış indirimine girmiş ve Ray Ban Clubmaster gözlükler nerdeyse yarı fiyatına kadar düşmüş. Böylece ben de Clubmaster model gözlüğümü alabileceğim.

Atasun optik zaten uygun fiyatlarıyla herkesin gözdesi durumun da. İnternet sitelerinde de çok güzel indirimler yapmışlar. 

Bu modelin kışlık giysilerle de çok güzel duracağına inanıyorum ve hazır indirimdeyken de almanın tam sırası diye düşünüyorum. 

Gözlüksüz çıkmam diyorsanız Atasun Optik te biraz sörf yapın derim.





24 Eylül 2016 Cumartesi

Matrix Reloaded - Matrix revolutios

Matrix serisini peş peşe izledim maalesef 2 ve 3 filmler de bol bol aksiyon olduğu için tek postta ancak toparlarım. Yani anlatacak ne var ki ? Trinity robot gibi dövüşmesi olabilir mi ?

Cidden o neydi öyle, dövüş  sanatları içlerinde felsefe barındırır ve estetikleri vardır. Misal bunu Kahin'in korumasının dövüş sahnelerinde ya da morpheus'un sahnelerinde görebilirsiniz. Ama trinity bana anımsattığı tek şey robot gibi dövüşmesi. Keskin hareketler yani. 

Serinin İMDB değerinin git gide düşmesinde varmış bir hikmet.

İlk film ne kadar muhteşem di. 2 ve 3 de aklımda neler kaldı ki ? Keanu Reeves'in 35 yaşındaki halinin dışında. 

Reloaded 'de neo seçilmiş kişi olduğuna inanıyor.  İlk filmde öldürdüğü ajan smith daha da güçlenerek ve özgürleşerek tekrar karşılarına çıkıyor. Trinity ölümle yüzleşiyor hatta ölüyor ama neo matrix içinde onu tekrar hayata döndürüyor. Neo, Matrix yaratan mimarla tanışıyor. Etkileyici sahnelerden birisi mimarla konuşma anı. Yani aksiyon dışında izlenecek sahnelerden birisi. Neo aynı zaman da Matrix'in babasının mimar olduğu gibi annesinin de kahin olduğunu öğreniyor. Ve asıl bomba neo ile kahinin konuşmasında çıkıyor. Aslında mimar herşeyin bir denklem üzerine olması gerektiğini savunup ona göre düzen oluştururken, kahin ise tamamen kadersel anlamda herkesin bir seçimi olması gerekitğine inanır ve makinalar ile insanlar arasında olan savaştan sıkılmıştır. Neo ve Smithe aynı programlar yüklenmiştir, birisi pozitif diğeri negatif uçtur. ve bu savaşı hangisi kazanırsa sonucu da o belirleyecektir. Kahin bu nokta da Neo'ya yol gösterici oluyor.

Ve başka bir bilgi ise neo seçilmiş kişilerin 7, sidir. Daha önce de seçilmiş kişiler olmuştur ve her seferinde aynı son ya da aynı denklem üzerine gelişmiştir olaylar. 

3, seri de ise ;
Matrix felsefesini yalamış yutmuş olayı tamamen çözmüş kendini son insan kalesi zion'u kurtarmak için ölümüne adamış neo görüyoruz. 3, film de bol bol dövüş sahnesi var nerdeyse başka birşey yok. Makinalar zion şehrine girmiştir ve insanlar makinalara karşı direniş göstermektedirler. 

Neo ve Trinity makinalar şehrinin merkezine doğru yola çıkarlar. Tam makinalar şehrine varmışken geminin ani fren yapması üzerine trinity'in vücuduna demir çubuklar girer ve trinity hayata gözlerini yumar. Neo artık tek başına makinalar şehrine konuşmak için girer. Makinlarla bir anlaşma yapar.
Anlaşmaya göre neo giderek güçlenen ajan simithi yok edecekdir. Smithin güçlenmesi hem insanlık için hem makinalar için tehdit oluşturmaktadır. 

Matrix de son dövüş başlar. Neo, smith ile aynı olduklarını bildiğinden beri smithi yok edecek yolu da bilmektedir. Neo, Smithde bulunan virüsü kendine bulaştırarak hem kendinin hem de smithi ölmesine neden olur. İnsanlık ve makinalar arasında barış sağlanır.

En son kahin park da rahatça sigarasını içerken, mimar onu ziyaret gelir.  


23 Eylül 2016 Cuma

Endoskopiden Korkmalımıyız ?

Ben çok korktuğum için yıllarca mide ağrısı çektim. Endoskopi yapılcağını bildiğim içinse hiç doktora gitmedim. Basit ilaçlarla idare etmeye çalıştım hep. Hepimizin bildiği çiğneme tabletleriyle işi yürüttüm diyebilirim. 

Ta ki artık mide ağrılarım dayanılmaz nokta ya varınca doktora gitmek şart oldu.Neyse ki artık devir değişmiş ve endoskopi genel anestezi ile yapılabiliyormuş. 

Bunu öğrenince nasıl mutlu oldum anlatamam. Devlet hastaneleri endoskopi için çok süre atar dediler, bekleyemicem için özel hastaneleri araştırmaya başladım. 

Ankarada bulunan bütün hastaneleri aradım diyebilirim. Genel anestezi ile endoskopi yaptırmak istiyorsanız fahiş fiyatlar veriyorlar. Yanılmıyorsam Medicanaydı 580 tl sadece endoskopi fiyatı verdi + muayene ücreti.  Bana göre ciddi para.

Benim bütçeme en uygun hastane magnetti ki iyi ki orayı tercih etmişim doktoru da çok iyi. Yaptırmak isteyenler varsa fiyat konusun da da daha sonra bilgi verebilirim.Şimdi reklam yapıyor gibi olmasın. 

Muayeneye gittiğimin ertesi günü rica minnet endoskopiyi de yaptırdıım. Endoskopi de öncelikle elinizden damar yolu açılıyor. Ve damar yolu çok acıyormuş canım birtek o zaman yandı.Sonra sizi endoskopi odasına alıyorlar heycandan etrafa bakmamışım hiç zaten hemen yatırdılar. Ağzınıza emzik gibi birşey takıyorlar siz uyuduktan sonra ordan hortumu salıyorlar. Burnunuza da hortum takıyorlar ve damardan anesteziyi veriyorlar. Filmlerde ki gibi görüntü birkaç saniye içinde bulanıklaşıyor ve rüya ya dalıyorsunuz. 5-10 dk lık bir işlem ardından uyandırıyorlar sizi, uyanırken doktorlara neden beni uyandırdınız rüya görüyordum dediğimi hatırlıyorum. Doktor da dışarda uyumaya devam et dedi. Endoskopiye hazırlanma süreniz ve tamamlanması kendinize gelmeniz felan 30 dk lık bir zaman alıyor. Hiçbirşeyin farkında olmadan olup bitiyor herşey. Anesteziden de korkmaya gerek yokmuş, Korkmayın yani hemen gidip yaptırın.

Sonuçlarıma gelirsek her 3 insandan 1 görülen kronik gastrit ve midemde mikrop varmış.10 günlük antibiyotik tedavisi sonrası şimdi farklı ilaçlarla tedaviye devam ediyoruz. 

Dün çok şiddetli mide ağrısı şikayeti ile acil doktoruma gittim. Tahlilleri yeniden yaptırdım ve yeni ilaçlar yazdı. Mide rahatsızlığı olanlar için söyleyim özellikle bahar mevsimleri mide rahatsızlığını tetikleyen, azdıran zamanlarmış. Benim ağrımı tetikleyinin domates olduğunu duyunca çok şaşırdım. Yediğim birkaç tane hormonsuz bahçe domatesi beni resmen tepe taklak yaptı. 

Midemiz için aman dikkat arkadaşlar, domatesden uzak durun. 



22 Eylül 2016 Perşembe

Angelina ve Brad Neden Boşandı

Gece gece okuduğum habere bak iyi mi.  Nette gezinirken karşıma bu haber çıkınca yine sallıyorlar bi ayıramadılar gittiler derken bu kez haber doğruymuş. Çiftin avukatları resmi açıklama yapmış. Bildiğiniz boşanıyorlar.

Çİft 2004 yılında ilişkiye başlamış 2014 yılında evlenmiş 2016 boşanıyorlar demek ki nikah da keramet yokmuş. Evlilik aşkı öldürüyormuş işte, kadın zaten kurumuş kalmıştı boşa değilmiş.

Angelina'nın çocuk sevgisini hepimiz biliyoruz 6 çocuğunun da vekaletini istemiş, brad de vermem çocuklarımı bende çocuklarım için savaşacağım diyormuş. Ben holywood yalancısıyım.

Tabi böyle bir ayrılıkta herkes altında acaba kim kimi aldattı da bunlar boşanıyor sorusu geliyor akla.Söylenen göre Brad son filminde beraber oynadığı aktris Marion Cotillard imiş. Kendisini en yakın Başlangıç filmindeki mia karakterinden hatırlarsınız. Hani leo'nun saplantılı eşini oynamıştı. Marion tabi ki inkar edip böyle bir habere çok üzüldüğünü belirtmiş zamanla haberin aslı varmı yokmu çıkar ortaya bakalım.

Bir diğer açıdan bakalım Jennifer Aniston içinden zafer çığlıkları atıyor olabilir. Ee ne demişler etme bulma dünyası bu dünya. 

Diğer bir yöne değinmek istiyorum, tamam hepimiz ahh brad felan diyoruz da gerçekçi olalım biraz adam 52 yaşında ve yaşlandı artık. Adamın en güzel yılların Jenifer Aniston ve Angeline Jolie sürdü zaten, adam yaşlanınca da bıraktılar. Brad Pitt'in kaç yıl daha gideri olabilir ki. Tamam bunlar yaşlandıkça daha da yakışıklı oluyorlar ama sonuçta yaşlılar işte.

George Clooney , Tom Cruise, Keanu Reeves artık hepsi 50 yi devirdi kabul etmek zor olsada. Hatta leo bile artık 40 larının başında. Bizim jenerasyon bunlar için hala ölüyor yani gençlerin bu isimlere takıldığını sanmıyorum.

Konudan sapmayalım, boşanmasalardı iyiydi seviyorduk onları öyle alışmıştık şimdi bradi başka  bir kadınla ve jolie yi başka bir adamla görmek bizler için bile zor olacak ki çocuklarının durumunu düşünemiyorum. Çocuklar için bari devam etselerdi. 

O değil de bütün dünya şimdi bunları konuşuyor ya, nasıl bir duygudur acaba. Dünya üzerinde herkes senin boşanmanla ilgileniyor. Ünlü olmanın laneti bu.

19 Eylül 2016 Pazartesi

MATRİX

1999 yılında gösterime girip kelimenin tam anlamıyla ortalığı kasıp kavuran film. Hatta matrix felsefesi okullarda ders olarak daha gösterilmiş. Bu bilgiyi okuduğum da şaşırmıştım fakat filmi tekrar izlediğim de hak verdiğimi söylemeliyim.

Film gösterime ilk girdiği zamanlar da yaşım bir hayli gençti hatta küçüktüm dile kolay filmin üzerinden 17 yıl geçmiş. O zamanlar filmi şöylesine izlemiştim ve filmi anlamamıştım bile. Yani neo kırmızı hap yerine mavi hapı tercih etmiş olsaydı nolur du sorusuna hakim değildim. 

Hatta hep Morpheus 1999 senesine nasıl gitti, bir kez gittiyse neden bir daha gidemedi gibi sorular hep beynimdeydi. Geçen gece hadi şu filmi baştan bir izleyim dedim. Ve filmi hep yanlış anladığım fark ettim. 

Yapay zeka dünyayı ele geçirir, insanlar ve makinalar savaşında insanoğlu makinaların gücünü güneşten aldığını bildiği için havayı karartırlar, makinaların güç kaynağı olmayınca insanlardan yayılan elektrikle varlıklarını sürdürmeye devam ederler ve insanoğlunu kendileri için ürün haline dönüştürürler. 

İrsanlar tarla da uyurken insan zihnini Matrix adını verdikleri programın içine hapsederler. İnsanlar aslında rüyadadırlar fakat gerçek hayatta olduklarını düşünürler. İnsan beyni matrixi gerçeklik olarak algılar. 

Neo matrix programı içinde yaşayan insanlardan birisidir ve matrix içinde birşeylerin ters olduğunu düşünerek yıllarca matrix ve morpheusu araştırır. Morpheus ise matrixde doğan  insanlara tekrar dünyayı kazandıracak bir kurtarıcıya inanır ve matnix içinde bu kişiye araştırır. 

İşte Morpheus, Neo'nun bu kişi oludğuna inanır. Öncelikle matrix içinde neo'ya yardım eder ve meşhur hapları önerir. Mavi hap düş ülkesinde yaşamaya devam etmektir, Kırmızı hap ise gerçekliğe dönmesine yardımcı olacaktır.

Neo kırmızı hapı tercih etmesiyle makinaların hüküm sürdüğü insan tarlasında uyanır. Tarladan neo'yu yine morpheus ve ekibi kurtarır. Neo'nun gerçeklikte hikayesi başlar. 

Neo gerçekten seçilmiş kişimidir ? 2 ve 3 de hatırlamıyorum onlarıda yeniden izleyeceğim ve yazmaya devam edeceğim. 

Filmi tam hatırlayamayanlar için birkez daha izlemenizi tavsiye ederim. Umarım 2 ve 3 de de film bu şekilde devam eder, Film içerdiği felsefeden çıkıp tamamen aksiyon kırdılı dövüşlü filmlere dönüşmez umarım.

İyi Seyirler.

17 Eylül 2016 Cumartesi

Younger Dizisi


Younger dizisini TLC tanıtımın da hep görürdüm ama bir türlü elim izlemeye gitmezdi ta ki geçenler de can sıkıntısından çerezlik izlenecek birşeyler arayana dek. 

Şu anda yayınlanmış 2 sezonu var her sezon 12 bölümden oluşuyor ve bütün sezonları iki güne kalmadan bitirdiğimi söylesem ?

Dizi acayip sardı, bölümleri 25 dk dan oluşuyor. Ne olduğunu anlamadan bitiyor ve kendinizi peş peşe bölümleri izlerken buluveriyorsunuz. 

40 yaşında ki liza esinden boşanmıştır, lisa'nın hindistan da okuyan bir de ergen kızı vardır ve masraflarını karşılamak için çalışmak zorundadır. Lakin liza ilerlemiş yaşından dolayı iş bulmakta zorlanır mesleği olan yayıncılık sektörü gençlerin elindedir ve kimse orta yaşlı bir kadını işe almak istemez. 

Liza bu konu hakkında arkadaşına bar da dert yanarken josh isimli genç liza'yı 26 yaşlarında sanarak liza'ya kur yapar. Liza bu durumu kullanarak kendi yaşını 26'ya çeker ve bir yayıncılık firmasında işi pazarlama bölümü asistanı olarak işi kapar. 

Aynı firmada çalışan kelsey (hillary duff) ile de yakın arkadaş olurlar, 2 sezon boyunca liza ve arkadaşlarını keyifle izliyoruz. Gerçekten çok eğlenceli, ve liza gerçekten 20 li yaşlarında görünüyor, inanamadım. Nette araştırmam üzere liza gerçekten 41 yaşındaymış. Tamam yanakları hafif sarkmaya başlamış ama 40 lı yaşlarıma geldiğim de liza gibi görünsem daha ne isterim ki, 

Eğlenceli birşeyler izlemek istiyorsanız kesinlikle younger dizisine başlayın. 2 arkadaşımı şimdiden dizinin fanatiği yaptım bile.

16 Eylül 2016 Cuma

Hassas Ciltlerin Güneş Işınlarına Karşı Koruyucu Meleği



Yaz sezonu başlamadan beni hep bir stres alır. Herkesin tatile nereye gitsem, nerede kalsam, ne giysem gibi dertleri varken benim tek derdim, hassas tenimi koruyacak bir güneş kremi bulabilmektir. Evet, malesef ben güneş ışıklarına maruz kalınca ıstakoz gibi kızaran bir cilde sahibim. Aksi gibi benim bütün arkadaşlarımda esmer ve ben tüm yaz tatilimi gölgede ve üstümde krema gibi duran koruyucu krem ile geçirirken, onlar rahat rahat denizin ve güneşin tadını çıkarıyor. Her yaz, güneş sonrası ne yaparsam yapayım, kızarmış bir cilde sahip olduğum için beni gören ne oldu diye şok oluyor.


Denemediğim marka krem ya da korunma usulü kalmadı ve sonuç malesef değişmedi. Bu yüzden yaz yaklaşınca, ben düşünceler denizinde yüzmeye başlıyorum. Bir mucize olmazsa ve ben doğru ürünü bulamazsam yaz tatiline çıkmayı bırakıp kış tatiline yoğunluk vermeyi bile düşündüm. Yaşadığım tüm olumsuzluklara rağmen, yaz tatilinden vazgeçemedim. Bu sene de aksi gibi tatil arkadaşım, güneş ışınlarının ve sıcaklığının beni en çok rahatsız ettiği yer olan Antalya’da tatil yapmayı çok istediğini söyledi. Ben iyice huzursuz oldum ve birşey de diyemedim.


Sendromlu bir pazartesi günü, mesai saatinin daha başındayken, iş arkadaşım Ece, her tatil dönüşü olduğu gibi esmer teni ve parıldayan gözleri ile yanımda belirdi. Önce Fethiye tatilini anlattı, fotoğraflarını gösterdi ve beni umutlandıran bir şey paylaştı. Tatilde, deniz kenarında kitabını okurken, yan tarafında ki bembeyaz tenli bir kadının güneşin altında rahat bir şekilde güneşlendiğini fark etmiş. Güneşe çıkılabilen bir saat olmasına rağmen, ben çıkamadığım için Ecenin bahsettiği kadının kullandığı ürün ile çok ilgilendim. Tatile çıkmama bir hafta kala, La Roche Posay güneş kremimi, kozmetik alışverişlerim için tercih ettiğim Turuncukasa.com adresinden aldım. Hatta dayanamayıp oturduğum sitenin havuzunu hafta sonu kullanıp kremi deneme fırsatını da yarattım. Mucizevî bir şekilde, güneş ışınlarının hassas tenimi çok hafif bir şekilde pembeleştirdiğini söylemeliyim. Tatilim güneşten kaçmadan, keyifli geçecek.

Karadeniz Ereğli

Karadeniz Ereğli'ye gittiniz mi hiç ? Gitmediyseniz  Karadeniz'in bu ilçesini mutlaka görmelisiniz.

Bir kere ereğli de trafik lambası yok, ve insanlar korna'ya basmıyor. Arada tek tük korna sesi duyabilirsiniz, bu korna'ya basan araçlarda hangi şehirden gelenler tahmin edersiniz. İstanbul...

Peki trafik lambasının olmadığı bir ilçe de karşıdan karşıya nasıl geçeceğiz ? 

Siz yolun diğer tarafına geçmek istediğiniz zaman araçlar direk duruyor. İnanabiliyor musunuz ? Tek kişi olsanız daha araç durup size yol veriyor. 

E biz alışık olmadığımız için önce araçlar geçsin diye bekliyoruz. Araç içindekiler bize işaret ediyor lütfen siz geçin diye, Biz şok. Sanki Türkiye de değiliz.

Duran aracın arkasında trafik oluyor bazen ve yine de kimse kornaya basıp 'Hadi kardeşim yürüsene ne yol veriyorsun" diye el kol hareketi yapan, yandan geçerken araca ters ters bakan, ehliyetini pazardan mı aldın diyen kimse yok. Gerçekten kimse yok.

Ereğli'ye öyle hayran kaldık ki, her yerde ereğli'den bahsediyoruz. 

Belediyecilikse işte belediyecilik bu'dur. 

Sahil kenarı çay bahçeleri ile çevrili, belediyenin de ayrıca çay bahçesi var. Sokaklar ter temiz, yerlerde çöp yok. Akşam ritüeli çay bahçesine inip, çay ,çekirdek ve okey oynamak. Herkes çekirdek çitliyor ama sokaklar tertemiz. Çünkü insanlar çekirdek kabuğunu sokağa atmıyor. Çekirdeğinizi çitlemeniz için kafelerden hemen yemişlik geliyor.

Akşamları balık ekmek satanlar, midye dolma, mısır, dondurma, el eşyası satanlar, sahil boyu. Tamam her turistlik ilçede böyle ama burada turist yok. Kendi halkı, homojen yapısını koruyor. Zaten turist gitmezmiş oraya, neden gitmiyorlar hayret doğrusu ? 

Ve insanı inanılmaz yardım sever. Görgülü hitap etmesini bilen kişiler. Ereğli halkına selam olsun hep böyle olun. İnanın buraya gittiğiniz zaman türkiye de böyle bir yer var mı diye düşünmenize neden oluyor. 

Fiyatlar ise Ankara ile aynı. Otobüs fiyatları bile aynı. Ucuz bir ilçe değil, demir çelik fabrikaları ile çevrili olduğu için ve halkının çoğu fabrikalarda çalıştığı için gelir seviyesinin yüksek olduğunu duyduk. Ne kadar doğrudur bilinmez. ama Ankara dışında bir yerde yaşamak zorunda olsaydım Ereğli de yaşamak isterdim. 

Sessiz, sakin huzur dolu bir şehir. 

12 Eylül 2016 Pazartesi

Eş Şeyh Hallacı Mahmud Hazretleri - Er Dede Fatiha Bekliyor

Hallacı Mahmud Hazretleri'nin adını bende bugün ilk kez duydum. Kendisi Hacı Bayram Veli Hazretlerinin hocası olurmuş. Hatta türbesi Hacı Bayram Veli hz'nin türbesine çok yakın. Gitmek isteyen olursa ki eğer Hacı Bayram Veli hz. ziyaret ederseniz. Mahmud Hazretlerine uğrayıp bir fatiha okumadan gitmeyin. Türbesinin yeri için, hale giriyorsunuz ve içeriye doğru gitmeden hemen sağ tarafta kalıyor. Çok kolay bir yerde ama pek ayak üstü olmadığı için maalesef kimse bilmiyor.
Bugün yani arefe gün Hacı Bayram Veli hz ziyaret sonrası, bir abim beni Mahmud Hazretlerinin türbesine de götürdü. Ziyaret edip dua etmek nasip oldu. 

Türbesi küçük, tertemiz, huzur kaplı  ama ziyaretçisi yok. Ankara da sanıyorum ki kimse bilmiyor kendisini, oysa ki oda bizim manevi sultanlarımızdan.

Kendisini Evliya Çelebi'nin rüyasından tanıyoruz. Evliya Çelebi şöyle anlatıyor ; 

Er Sultan hazretleri (Allah sırrını azîz etsin), Evliyâ Çelebi’nin anlatımıyla “duâsı kabul olunan, tarikatın nuruna mazhar, hakikat sırlarını keşfeden, bilgi yolunun talipleri, irfan kervanbaşı”dır.[1]
Hicri 1058 yılının Rebiulâhir’inde (Nisan-Mayıs 1648) Ankara’ya gelen Evliya Çelebi “Seyahatnâme”sinde Er Sultan hazretlerinin türbesini ziyaret eder ve kişiliği hakkında bilgi verir. Evliya Çelebi “Şeyh Hazret-i Er Sultan ziyareti”ni şöyle anlatır:
“Mübârek isimleri Mahmud’dur. Yine Ankara içinde dünyaya gelmiştir. Kadirî tarikatından Şeyh Hamid hazretlerinin şeyhlerindendir. Nice bin keşif ve kerâmetleri görülmüştür. Tanrı’ya hamd olsun bu hakire de ziyareti nasip olup rüyamızda görüp âhiret yurdunda iken irşâdlarıyla hissedar olduk. Allah rahmet eylesin. Ankara içinde Ağaçpazarı’nda küçük bir türbede yatmaktadırlar. Herkesin ziyaret ettiği bir yerdir. Allah sırrını azîz etsin.”[2]
Evliya Çelebi’ye göre Kadirî şeyhi olan Er Sultan (Mahmud Efendi), Hacı Bayrâm-ı Veli hazretlerinin de hocası olduğunu zikreder. “Bayramiyye tarikatı, Hamidiye tarikatının başka bir koludur. Zira Hacı Bayrâm-ı Velî, Şeyh Hamid hazretlerinin öğrecilerinden olup fakirlik cihazını onlardan kabul ettiği için Hamidiye tarikatından ayrılarak Bayramiye tarikatını kurmuşlardır” diyen Evliyâ Çelebi, Ankara’da onsekiz tekke/dergâh olduğunu da vurgular.[3] “Rüyamızda görüp âhiret yurdunda iken irşâdlarıyla hissedar olduk” diyerek O’nun velâyetini tasdik eder.[4] yazının devamı için kaynak linke tıklayınız.




11 Eylül 2016 Pazar

Tatil Planları Hazır mı ?

Bayram tatillerini aileleri ile beraber geçirmek yerine tatile çıkan kişileri önceden kınardık.
  
Büyüklere göre bayramlar da olmasa kimse kapılarını açmıyor, hep gözleri yollarda kalıyor. Reklamlar da hep bu konu üzerine işleniyordu. Camda evladının gelmesini bekleyen amca, kapının zilinin çalmasıyla kapıyı açmaya giden teyze ve kapı açıldığında içeriye koşan torunlar. Onlar için ne büyük mutluluk.. 

Bu durumu bir çok kez yaşadığımız için biliyorum, bizim çocukluğumuz da köyde yaşayan büyükbabam ve babanneme aynı bu şekilde giderdik. Gözleri yolda beklerlerdi.
Şimdi aynı durumu bizimkiler yaşıyor, bayram sabahları illa ki o torunlar koşarak gelecek onlara.  

Büyükler açısından kesinlikle haklı bir bekleyiş fakat olayı birde bizler açısından bakmak gerekiyor.

Çoğumuz özel sektörde çalışıyoruz ve tatillerimiz zaten sınırlı. Kendimden biliyorum yıllık izne ayrılmadan yıllarca çalıştım şimdi ise yılda ancak bir hafta izne ayrılabiliyorum. Benim gibi olan bir çok insan mevcut.  

İş hayatın da bir çok sorunla mücadele etmek durumundayız. Ve bu durum sinir sistemimizi bozabiliyor. Çoğumuz günümüzün hastalığı olan stresden şikayetçiyiz. Bütün sosyal medya da ve forumlar da stresden uzak kalmak için bir çok öneri karşımıza çıkıyor. 

Hepimiz huzurun peşindeyiz.

Ve böyle bayram tatilleri bizlerin nefes alması için birer fırsat niteliğinde.  
Sadece bizim için  değil, turizm sektörü içinde bayram tatilleri yerli turistlerden para kazanabilme zamanı. Bayram tatillerin de maalesef ki fiyatları 2 katına çıkartıyorlar ki bu da fırsatçılğın başka bir yönü.

Her bulduğumuz fırsatta, kafamızı dinleyebileceğimiz, stresden uzak yerlere gitmek istiyoruz. 2 -3 gün bile olsa bunlar bizim için birer nimet niteliğinde oluyor.  Bu yüzden bayram tatillerin de, bulunduğumuz ortamlardan uzaklaşmak için ideal zamanlar. 

Gönül ister ki bu durumlara gelmeyelim. Ama hayat acımasız dostlar, illa ki birşeyleri götürüyor bizden. 

Derler ki öldürmeyen acı insanı güçlendirir.

Bana göre ise öldürmeyen acı, stres, kırışıklık, hastalık, yaşlılık, mutsuzluğu da beraberinde getirir. 

10 Eylül 2016 Cumartesi

Arefe Gününün Önemi

Her iki bayramda da arefe günü var mıdır ? 

Arefe günü sadece kurban bayramında'dır. Yani arefe günü sadece Zilhicce ayı'nın 9, günüdür. Ve başka güne arefe denmez.

Arefe günü müslümanlar için en kıymetli gün ve gecelerden birisi yine.Birçoğumuz arefe gününden oruç tutarak sabahına kurban etiyle iftar edecektir.

Arfe günü yine duaların kabul olduğu günlerden birisi. 

Arefe günü [Besmele ile] bin İhlas okuyanın günahları affolup duası kabul olur.) [Ebuşşeyh] 


 (Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.)[Taberani]

Kulağına sahip olmak, gıybet, çalgı gibi haram olan şeyleri dinlememektir. Eğer biz istemeden kulağımıza gelmişse, bize günah olmaz. Gözüne sahip olmak da, haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almaktır. Diline sahip olmak ise, yalan söylememek, dedikodu etmemek, laf taşımamak, kötü söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi diliyle incitmemek demektir. Bunlara riayet eden, Arefe gününü değerlendirmiş olur. 

 dinimiz islam sitesinden alıntıdır.


Arefe, Zilhicce ayının dokuzuncu günüdür. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu ayın ilk on günü hakkında büyük müjde ve teşviklerde bulunmuşlardır. Bu teşviklerde Kurban Bayramı arefesinin ayrı bir yeri vardır. Çünkü insanlara gönderilen İlahi hükümlerin artık tamamlandığını bildiren "Bugün dininizi tamamladım" (1) mealindeki âyet-i kerime bugünde nazil olmuştur.

Bu hususta bir Yahudinin Hazret-i Ömer'le (r.a.) yaptığı konuşma, Arefe gününün mana âlemimizdeki yerini berrak bir şekilde ortaya koymaktadır:

Bahsi geçen Yahudi, Hz. Ömer'e "Ey Ömer, sizin kitabınızda okumakta olduğunuz bir âyet vardır ki, biz Yahudilere inmiş olsaydı, onun indiği günü bayram yapardık" dedi.

Hz. Ömer, "O âyet hangi âyettir?" diye sordu. Yahudi şu âyeti okudu:

"Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak Müslümanlığı verip ondan hoşnut oldum."

Bunun üzerine Hz. Ömer şu cevabı verdi:

"Biz bu âyet-i kerimenin indiği günü de, yeri de hakkıyla takdir ediyoruz. Bu âyet Resulullah Aleyhissalâtü Vesselama bir Cuma günü Arefe'de bulunurken nazil oldu."

Bir başka rivayette Hz. Ömer'in şöyle dediği bildirilir:

"Bu âyet, Arefe günü olan Cuma gününde indi. Allah'a hamd olsun ki, Cuma da, Arefe de bizim için birer bayramdır." (2)

kaynak 

Ben sadece bir kısmını paylaştım kaynak yazan linke tıklayarak yazının tamamını okumanızı tavsiye ederim.

9 Eylül 2016 Cuma

Kış Saati Uygulaması Kalktı

Daha iki gün önce annem'le balkon sohbetlerimizden birinde bu konu geçti. 

Annem saatlerin değişmesini bir türlü anlamadığını ve gereksiz bulduğundan bahsetti.Gün ışığından daha fazla faydalanmak için böyle bir uygulama yapıyorlar ama kışın  16,30 deyince hava kararıyor ve erkenden evlere  dönmek zorunda kalıyoruz. Hava erken karardığı için saat çok geçmiş gibi algılanıyor ve hemen eve gitme telaşımız başlıyor. 

Yaz saati uygulamasının amacı, gün ışıığından sabahları daha az, öğleden sonra daha çok faydalanmaktır. Kış saati ise bunun tam tersi oluyor, bu sebeple ilkbahar ve sonbahar ayların da saatler üzerinde oynama oluyor.

Saat uygulamasının bir diğer amacısı ise enerjiden tasarruf etmek ve enerjiyi daha verimli şekilde kullanmak. Gerçi artık 1700 - 1800 ler de yaşamıyoruz gelişen teknolojiyle beraber enerji kullanımımız da değişti.

Ve saatler değiştikçe hepimizi bir telaş alıyor en çok da uyku kısmından yakınıyoruz ve beynimiz bir türlü yeni saati hemen benimseyemiyor, alışana kadar sürekli eski saat yeni saat kıyaslaması yapıyorduk.

Daha önceki yıllar da da saat uygulaması kalkacak diye gündeme gelmişti ama net karar verilememişti. 7 Eylül tarihinde bu karar alındı ve resmi gazete de yayımlandı. Artık saatlerde oynama yok ve sürekli yaz saatini kullanacağız. 

Yani artık hava erkenden kararmayacak. Öğleden sonraları gün ışğından fazla faydalanmaya devam edeceğiz. 

Bu aynı zaman da ezan vakitleride sabit kalacak demek. 

Bu uygulamanın getirilerini hep beraber yaşayarak öğreneceğiz, umarım hayırlı bir karar olmuştur.