31 Ağustos 2016 Çarşamba

TLC Temizlik Bağımlıları

TLC kanalının programlarını severek takip ediyorum. Hatta en sevdiğim kanal TLC sanırım.

Bahsetmek istediğim program ise Temizlik Bağımlıları - Obsessive Compulsive Cleaners , ara sıra TRT Belgesel kanalında da bu programa rastlardım. TRT Belgesel kanalın da hangi günler yayınlandığını maalesef bilemiyorum, TLC kanalın da ise genelde sabahları rastlıyorum. 

Bizim ülkemiz de bu hastalık ne kadar yaygın bilemiyorum, yine de Britanya da yaşayan insanlar kadar uç sınırlarda olan kişilerin fazla olduğunu sanmam.

Obsessive hastaları, günde 19 saat ve her gün temizlik yapan insanlar. Hastalıklarını yaşadıkları bazı olaylar tetikliyor ve her gün düzenli şekilde temizlik yapmazlarsa mikroplar tarafından hastalığa yakalanıp öleceklerini düşünen kişiler var aralarında.

Bu insanlara yardım edebilmek adına, İngiltere'nin en pis insanları ve en temiz insanları bir araya geliyor. Temizlik hastalığı olan kişiler, pis kişilerin evlerine giderek 4 gün boyunca onların evini temizliyor. 

Ama pis evler öyle böyle değil, Bildiğiniz hepsi çöp ev kıvamına gelmiş. 4 gün gibi bir sürede o evleri nasıl temizliyorlar anlayamıyorum. Gerçi evin belli kısımlarını temizliyorlar. Salon , Yatak otası ,Mutfak ve Banyo gibi. 

Bana göre 2 haftadan aşağı temizlenmeyecek evleri 4 gün de nasıl o hale getiriyorlar anlayamıyorum. Sanırım arka planda başka ekip de olabilir. 

Dünyayı temiz insanlar kirletiyor diye bir haber vardı, bunun doğruluğuna inanıyorum çünkü yukarda bahsettiğim insanlar günde en az 12 saat boyunca temizlik yapıp olabildiğince çok çamaşır suyu ve diğer kimsayalları tüketiyorlar.

Sürekli temizlik yapmaktan nasıl bıkmıyorlar acaba, bir kere yorgunluktan ölürsün yani nasıl bir hastalık bu. Onları izleyince bana da temizlik aşkı geliyor, kalkıyorum heryeri kaldırıp bütün odaları bir elden geçiriyorum, böyle de teşvik ediyor.

Temizlik hastalığı, düzen hastalığı, simetri hastalığı yazık yani hasta insanlar. 
Birde bunların bir cihazı var, hijyen ölçüyor normalde 500 çıkarsa bu demek oluyor ki orda yemek yenilebilir, bu hasta insanların evinde ölçüm yapıyorlar ve "0" çıkıyor. WC lerinde dahi "0" çıkıyor. Yani heryerleri bal dök yala biçimde temiz.

Denk gelmeyenler için net üzerinden TLC temizliğik bağımlıları yazarak bölümlerine bakabilirsiniz.

30 Ağustos 2016 Salı

Yağmurlu Havalarda Ne Yapılır

Gökyüzünde ki güneş pırıl pırıl etrafa ışık saçarken bir bakıyorsunuz kapkara bulutlar güneşe perde olmuş, mevla bütün rahmeniti şehrime akıtmaya başlamış.

Beklemediğiniz anda öyle bir yağmur iniyor ki gökyüzünden fırtına koparcasına. ..

Pencere camlarını kapatıp önünde seyre başlamak düşüyor bize de.

Rabbül Aleminin büyüklüğünü ve kudretini düşünüp hamd etmek.. Kalplerden edilen dualar göndermek.  Bilirsiniz dua'nın kabul olduğu zamanlardan biriside yağmur yağarken edilen dualardır.

Yere inen her damlayı ganimet bilip, yağmur damlalarına tutturulan dualar göndermek.

Kimi zaman da, yağmur damlalarının  yanın bir fincan kahve ve okunulası bir kitap eşlik ediyor.

Kahveden bir yudum alırken, gökyüzün de güneş ve bulutların sırayla yerlerini alışını izlemek.

Yağmur sonrası, güneşin renklere bürünerek etrafa yaydığı ışık süzmelerini izlemek

Toprağın mis kokusunu içine çekmek.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Farmona Leke Kremi

Güneşte oluşan lekeler için kullandığım kremlerden bir tanesi de farmona gece leke kremi.  Tüp şeklinde 50 ml ve 60-70 tl arası fiyata satılıyor.  Kapağı açıldıktan sonra kullanım ömrü 9 ay olarak belirlenmiş.  


Daha önce farmona el kremi kullanıp inanılmaz memnun kalmıştım. Geçen sene kış ayların da ellerim öyle kötü olmuştu ki ve ne sürsem fayda etmiyordu, net üzerinden farmonayı görmüştüm denemekten ne çıkar diye alıp acayip memnun kaldığım bir ürün. Farmona el kremleri aklınızın bir köşesinde mutlaka bulunsun.

Markaya karşı daha önce fikrim olduğu için , eczacım da tavsiye edince üzerinde pek araştırmadan alıp kullanaya  başladım. 

Daha önce dediğim gibi tek başına hiçbir ürün yeterli değil, kozmetik ürünlerden de yardım alarak lekelerim daha hafif görünüyor. Bu kremlerde büyük beklenti içinde olmamak gerekiyor bunu bayağı deneyimleyerek anlamış bulunuyorum.  

Ben ürünleri seri biçimde kulandığım için lekelerim üzerinde faydasını gördüm. Cildim daha aydınlık oldu lekelerin görünümü hafifledi ama hiçbiri tamamen geçmedi. Çevremdeki insanlar cildinde birşey yok desede dikkatli bakılınca lekeler belli oluyor. 

Hepimiz porselen gibi pırıl pırıl canlı bir cilt istiyoruz  maalesef bunun kremlerle mümkün olmadığını artık daha iyi biliyorum. Kremler sadece sahip olduğumuz cildi daha ileriki yaşlara taşımak için yardımcı oluyorlar. 

Yaşlanmanın etkisini en çok da yüzümüzde gözlemlediğimiz için belki de kurtarıcı olarak en makul olan kremlere başvuruyoruz. Ama bir yerde klinik müdaheleye de ihtiyaç duyuluyor. 

Bu kremlerimi bayağı azalttım ve bitmesini bekliyorum, bitince tekrar leke bazlı kremlere başvurmayacağım dediğim gibi artık pek ihtiyacım kalmadı. Ama tabi ki güneş kremini yaz - kış kullanmaya devam etmek gerekli. 

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Bioderma White Objective Gündüz Kremi

Sıcakların bittiği sonbahar aylarının geldiği şu zamanlar leke tedavisinin de başlangıcı niteliğinde.

Birkaç gün cilt lekelerimle nasıl baş ediyorum, cildimi nasıl aydınlanmasını sağlıyorum biraz bundan bahsetmek istiyorum. 

Geçen sene yine tatil dönüşü artan lekelerim için soluğu doktorumun yanında almıştım. ve yine her zaman ki gibi doktorum  inatla senin lekelerin için bir işleme gerek yok, kremlerle bunu çözebiliriz diyerek expigment yazmıştı.

Günlük bir krem istediğim de ise bana bioderma7nın White Objective serisinden lekeler için olan gündüz kremini tavsiye etti. 

Ürünü yaklaşık 9 aydır düzenli kullanıyorum, bir kez daha anladım ki kremler mucize yaratmıyormuş. Ama şunu söyleyebilirim yüzüme bir aydınlık geldi. 

Biraz da size kremin yapısından bahsedeyim, normal kremlere göre daha akıcı bir yapısı var. 

Ürünün pompalı oluşu kolay sürülmesini sağlıyor. Ayrıca ürün ambalajının küçük göründüğüne bakmayın, ürünün kullanım süresi açıldıktan sonra 9 ay, ve düzenli kullanılınca tam da o kadar gidiyor. 

Hiç bir krem tek başına lekeler için yeterli olmuyor maalesef, bunları hep yardımcı ürün olarak görmek lazım. Lekeler için günlük nemlendirici arıyorsanız tavsiye edebileceğim ürün.

İtiraf ediyorum ki  kozmetik manyaklığım var. Çevrem de bir çok arkadaşıma bu konuda danışmanlık dahi yapıyorum hatta onların ürün alışverişleri beraber yapıyoruz.  

E hal böyle olunca birçok ürünü aslında alıp deniyorum, kiminden çok memnun kalıp kimini ilk kullanım sonrası çöpe atıyorum ama nedense burdan pek paylaşım yapmak pek aklıma gelmiyor ama bundan sonra bu konuya daha çok eğileceğimin bilgisini vermiş olayım.

26 Ağustos 2016 Cuma

Clinique CC Krem


Bir süredir tek başına kullandığım cc krem. Çok büyük beklentiler içine girerek almıştım ama bana göre garnier , loreal gibi markalarla aynı düzeyde, Sadece clinique markası diyerek bu kremi almaya gerek yok diye düşünüyorum.

Bitsin diye uğraşıyorum bitince yenisini almayı düşünmüyorum. Çünkü vereceğim o kadar paraya değmiyor. Geçen sene 90 tl civarında bir tutara almıştım şu anda fiyatı ne kadar hiç bilmiyorum.

Oldukça hafif yapısı var, kapatacılığı her cc gibi orta derecede. 30 faktör güneş koruması var. Bu açıdan tercih edilebilir, güneş koruması olması hoşuma gidiyor. 

Hafif yapısından kaynaklı cildiniz kremi emiyor,ilerleyen saatlerde dahi yüzünüzden akmıyor. Ve ciltte yağlanma yapmıyor. Benim cildim kuru ve hassas bir cilt, cildim de herhangi sivilceye ya da yağlanmaya neden olmalı. Yüzümle gerçekten uyum içerisinde.

Ve ben cc üzerine pudra ile kremi sabitliyorum. Böylece eşarplara da çok fazla bulaşma yapmıyor. 

Kapağı açıldıktan sonra kullanım süresi 24 ay olduğu için bayağı ömürlük bir krem. Günlük uygulama da tabi 6 -9 ay gibi bir sürede bitecektir , ama benim gibi ara ara kullanıyorsanız uzun ömürlü olması da bir avantaj. 

Kullanmış olduğum bb-cc kremler içerisinde en beğendiğim Missha'nın bb si , clinique ise 2, sırada yer verebiliyorum.

Ama clnique markasına bu kadar para vereceğinize bence alternatif firmaları düşünün derim. Missha ve Beyond gibi markalar bb - cc işinde en iyilerden olduğunu düşünüyorum.





25 Ağustos 2016 Perşembe

Efrasiyab'ın Hikayeleri

İletişim yayınları ; 242 sayfa.

İhsan Oktay Anar kitaplarını bitirmeye kararlıyım. Okumayı sevdiğim, hayata farklı bir pencereden baktıran yazarlardan birisi. Biraz mistik havayı oldum olası severim ve ihsan oktay anar kitapları bana bu duyguyu tam yerinde veriyor. 

ihsan oktay anar okumayı sevmeyen tandıklarım var , şaşırıyorum doğrusu ama herkesin kitap okuma tarzı da farklı sonuçta. Ama eğer masalları hala seviyorsanız ihsan oktay anar'a mutlaka şans vermelisiniz. Ve kesinlikle Puslu Kıtalar Atlasın'dan başlamalısınız.

Efrasiyab'ın hikayeleri. okuduğum 3, oktay anar kitabı, Bundan önce kitabul hiyeli okumuştum tanıtımını yaptım mı hatırlamıyorum, mesela o kitabı es geçebilirsiniz.

Efrasiyab'ın hikayelerinden bahsedecek olursam, adından anlaşıldığı üzere içerisinde bir çok hikaye barındıran bir kitap.

Kabadayı'nın birisi, ölüm'le bir anlaşma yapar. Ölüm'ün oyunları çok sevdiğini bildiği için ona iskambil oyunu teklif eder, oyun için kabadayı en yakın arkadaşını eş olarak seçerken, Ölüm ise vakti dolmuş cezzar dede'yi kendine eş olarak seçer. Oyunu kabadayı kazanırsa hayatına bir süre daha devam edecektir, ama oyunu ölüm kazanırsa hem kabadayı'nın hem arkadaşının hayatını alacaktır.

Karar verilen yerde kabadayı , arkadaşı , ölüm ve cezzar dede buluşur. Oyun başlar ama kabadayının arkadaşı gerçeği öğrendiği an, oyunun ortasında kabadayı ile birbirlerini vurarak öldürürler. 

Ölüm bu kez cezzar dede ile bir anlaşma yapar.yeni gün bitene kadar belli konularda birbirlerine hikaye anlatacaklardır. Ölüm eğer bu hikayelerden etkilenirse cezzar dede'nin hayatını bağışlayacaktır.

Yeni günde ölüm, cezzar dede ile beraber Uzun İhsan Efendi'nin peşine düşüp hem hikayeler anlatır hem de uzun ihsan efendi'yi bulmaya çalışırlar.

Ancak cezzar dede bu hayatta yaşayacağını yaşamış, göreceğini görmüş kalan bir can borcunu ise teslim etmeye hazırdır. Bu yüzden son yeni gün de sadece keyif almak için hikayeler anlatır. 

Birbirinden etkili 6 hikaye anlatırlar, her bir hikaye yeni bir heycan, yeni mesajlar vermektedir.

Ben bu kitabı tatilde, sahil de okuduğum için cümlelerin altını çizme şansım olmadı. Ama eminim bir çok kişi altını çize çize okumştur. 

Sanıyorum ki oktay anar'ın her kitabında uzun ihsan efendiyi görecek gibiyiz. Önce ki iki kitabında da uzun ihsan efendi bütün gizliliği ile yerini almıştı. 9 canlı uzun ihsan efendi'nın giden 8 canın"dan sonra sadece 1 canı kalmıştır ve ölüm de bunu almaya gelmiştir ama uzun ihsan efendi son canın'dan hemen vazgeçecek değildir. 

Ölüm aslında hem cezzar dede'yi hem de uzun ihsan efendi'yi alt etmeye çalışmaktadır.

Bana göre mutlaka okunması gereken kitaplardan birisi. Okumayanlar varsa umarım en kısa zamanda bu kitap için kitaplıklarında yer açarlar.

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Kitap Yazmak - Yazar Olabilmek

Blog arkadaşlarımın birinde Yazar olmak diye bir yazı okuyunca aklımda böyle bir post yapma fikri oluştu. Kendi aramızıda sık sık konuştuğumuz ama yazıya dökmeyi hiç düşünmediğim bir konuydu. 

Kitap yazmak ve gerçek bir yazar olmak arasında dağlar kadar fark olduğuna inanıyorum.

Günümüz teknolojisi sayesinde kitap çıkarmak o kadar kolay ki. Hele ki Watpad di sanırım öyle bir uygulama sayesinde ergenler hayallerinde ki hikayeleri yazıyorlar ve aralarından da yayınevleri tarafından beğenilip kitap olarak basılan hikayeler var. Ve dahası kitapevlerinin çok satanlar bölümlerinde kendilerine de yer buluyorlar.

Kapitalizmin acı yüzü heryerde kendini gösteriyor. Değerlerin gittikçe kaybolduğu, yerine anlık tutkuların bıraktığı bir dünya da yaşamaya başlıyoruz ve bundan herşey nasibini alıyor.

Bugün bir konu hakkında bilginiz olsun veya olmasın anlatmak istediğiniz bir hikayeniz varsa sizin kurmuş olduğunuz cümlelere , kurguya , hikaye içindeki bütünlüklere bakılmaksızın rahatça bir yayıneviyle anlaşabiliyorsunuz. Yayınevlerinin ilgilendiği konu, bu kitap satar mı ? bundan ne kadar kazanırız ? 

Ve evet kaliteli okur gittikçe azalıyor, yerine gençlerin okuduğu çerezlik üzgünüm ama gerçekten saçma sapan kitaplar yerlerini alıyor.  

Biz gençken diye başlayan cümleler kurmaktan hoşlanmam ama gerçekten bizim jenerasyon da lise çağların da klasikleri okumayı çoktan bitirmiştik.

Şimdiki kitaplara bakıyorum da, insanların daha çok ikili ilişkilerde olmasını istedikleri kitaplar yazılıyor. Yakışıklı, akıllı, zeki, herkesin gözdesi bir erkek, Kezban bir kız ve ikisinin aşkı. Gençlere gerçekten var olmayacak kadar ütopik fikirleri aşılayan kitaplar.

İçerisin de mesaj taşımayan, edebi değerden tamamen yoksun,  200 -  300 sayfalık büyük puntolarla yazılmış kitapları 15-20 tl den satıp sizin hem  1- 2 saatinizi hem de paranızı çöpe atacak kitaplar.

Tabi ki yazar olmak isteyen gençlerimizi desteklemeliyiz ama bunu onların yazdığı bu ktapları alarak değil bu konu hakkın da doğru eğitimlerin alınmasına yardımcı olarak yapmalıyız. 

Başarısız bir işi beğenilip bundan para kazanılabilir evet, maksat okuyucuya istediğini vermekse eğer. ama bu kişi , bu iş böyle de oluyor diye düşünerek kendini geliştirmeyi ve hep aynı kalitesiz cümlelerle yazmaya devam edebilir. Sakın ola ki kendini geliştirmezse zamanla kaybolur gider diye düşünmeyin. 

Artık kitaplar , süslü bir kitap kapağı, üzerinde ki 10-15 tl 'lik bir etiket, herkesin gerçek olmasını istediği bir hikaye, birkaç reklam ile geniş okuyucu kitlelerine ulaşabiliyor.

Sizin bu konuda düşünceleriniz nelerdir ?
Sizce de kaliteli okur ve kaliteli yazar gittikçe azalmıyor mu ?
Gerçek yazarları da küstürmemiz lazım değil mi ?




23 Ağustos 2016 Salı

Van Helsing - Vanessa Helsing

2004 yılında Hugh Jackman ve Kate Beckinsele oynamış olduğu bayıla bayıla izlediğim bir yapımdı.

Dizisinin de yapım aşamısnda olduğunu biliyordum ve geçenlerde ilk bölümünü izleme fırsatım oldu. 

Dizi de yine aynı isimle yani van helsing olarak gösterime girdi ki bence bu büyük bir şaşırtma. Bende isme kanıp diziyi izleyenlerdenim. 

Vanessa Helsing , van helsingin yakın akrabasıdır ve aile mesleği olan vampir avcılığı ile uğraşmaktadır. Genetik mirasının hakkını verebilecek mi bilemiyoruz.

İlk bölüm bana göre çok iyi değildi. Van Helsing olarak değilde bağımsız bir yapım olarak başlasa beklentiler bu kadar yüksek olmazdı. 

Hatırlarsınız Van Helsing daha ortaçağın mistik havasında geçiyordu ki bence izlenilesi kılan bir özellikti bu. Belki ben günümüz de geçen vampir dizilerini sevmediğimden kaynaklı bunu da pek beğenmemiş olabilirim.

Ama tabiki 1 eylül de dizi tamamen yayın hayatına başlayacak bir iki bölüm daha izler ona göre karar veririm.

Bu arada Vanessa Helsing rolünü - Kelly  Overton oynuyor. Kendsini halka 2 den  hatırlayabiliriz ve birçok dizide de rol almış br oyuncu ,sanıyorum ki ilk başrol denemesi olacak. 

Bu türe ilgi duyanlar varsa aranız da şans verilebilir. 

İyi Seyirler


22 Ağustos 2016 Pazartesi

Burçlara Göre Analiz Kova Burcu



Burçlar gerçekten de insanların bazı özelliklerini ön plana çıkararak onları anlamamıza ve daha kolay tanımamıza fırsat veriyor. Genelde burçlara göre insan değerlendirmek çoğu kişiye saçma gelir. Tabii ki de bir insanı değerlendirmek için burçları esas almak doğru bir davranış olmaz. Ancak genel olarak bakıldığında hepimiz inkâr etsek bile burcumuzun belirgin bazı özelliklerini taşıyoruz.

Aslan burcu olan biri olarak farkında olmadan çoğu zaman ego yaptığımı söyleyebilirim. Aslında bu durumun pek de bilincinde değildim. Arkadaşlarım süslü oluşum ve dikkat çeken tavırlarım yüzünden arada bana takılırlardı. Ama kendimi iyi hissediyorsam bunu gizleyecek veya bir şey başarmışsam bunun hakkında övünmeyecek değilim. İnsanlarla bunu paylaşmak hoşuma gidiyor. Bazen bunu şımarıklık olarak nitelendiren arkadaşlarım bile çıkabiliyordu. İçten içe kızıyordum ben de onlara tabi. Ama şımarık olduğumu da hiç düşünmüyordum. 

Geçenlerde Elele dergisinde kendi burcumun özelliklerine de denk gelince, evet dedim işte bu benim! Yazılanlara baktıkça kendimi gördüm. Kendimden sonra tabi sıra Kova burcuna bakmaya geldi. Aslan burcu ve Kova insanının uyumlu olup olmayacağını öğrenmezsem olmaz, malum ince işler. Elele’den kova burcu özelliklerine baktım ve sonuç benim için oldukça olumlu oldu. Sizleri de kova burcu insanı konusunda biraz aydınlatalım: Kova insanları sosyal ilişkilerinde oldukça uyumlu bir görünüm sergiliyorlar. Ancak bir anda atarlanıp hiç beklemediğiniz bir tavırla da karşılaşabilirsiniz. İlişkilerde kıskanç olsalar bile bunu kontrol altında tutabilirler ve kalp kırmamaya özen gösterirler. Öncelikleri her zaman arkadaşlık ve dostluktur. Aşkı genelde ikinci plana iterler. Bu benim için biraz can sıkıcı bir durum oldu ama bir Aslan burcunun başaramayacağı şey yoktur diyelim ve Kovalara geri dönelim.

Kova kadını da erkeği de yeni insanlar tanımaya oldukça meraklıdır. Özgürlüklerine düşkündürler. Kova kadınını açık sözlülüğünden tanıyabilirsiniz. Kova erkeğini de genel bir çapkın olarak nitelendirebiliriz. Ancak kova erkeği bunu çapkınlık için değil her şeyi merak ettiği için yapar. Doğum saatinize kadar her şeyinizi sorup sizinle ilgilenebilirler ancak ortama başka biri girdiğinde ona da aynı ilgiyi göstereceklerdir. Kova erkeğinin ilgisini daha fazla çektiyseniz tutkulu bir âşık olarak oldukça mutlu olursunuz.

21 Ağustos 2016 Pazar

SMMM Sınavı Nasıl Kazanılır ?

Daha önce bahsetmiştim SMMM sınavı nedir ? , kimler başvurabilir ? , nasıl mali müşavir olunur ?

SMMM hazırlık kursları her ilde bulunmaya bilir, ya da bulunduğunuz ilde belki sadece 1 tane kurs olabilir. Maalesef dershanecilik sektörün de çok yaygın bir kurs değil. Ankara da dahi bu konuda 3 yahut 4 tane sınava hazırlayan eğitim kurumu mevcut.

Ama şunu başta belirteyim ki, kursa gitmeden kolayına kazanılacak bir sınav değil. Ve bu sınavı ilk girişte kazanmak da biliyorsunuz kolay değil. Genelde 3 veya 4. hakda kazanırlar. Bunun sebebi üstünüzde sürekli hissettiğiniz stres ve yine olmayacak mı acaba kaygısı. Eğer düzenli çalışırsanız 1, sefer de sınavı vermeniz daha kolay olur. 

Sakın sınava bi gireyim kendimi deneyim ona göre 2, hakkım da da kazanabileceğim bir yol izlerim diye düşünmeyin. Ben de mesela 1 de olmaz ama 2, de, oda olmadı 3, girişte mutlaka vereceğim diyordum, ama dershane ile görüşmeye gittiğimde ben bu sınavı 1, vermek zorundayım diye görüşmeye gittim,

Rabbime çok şükür ki emeğimin karşılığını 1, seferde kazanarak aldım ama kazanmak inanın zor değil sadece düzenli çalışmak.

Ben kendi hazırlanma sürecimden bahsedeyim. 

Sınava girmeme yaklaşık  1 sene öncesinden DEHA eğitim kurumlarının eğitim kitaplarını aldım. "Yukarda bahsettiğim kurslardan da en bilineni Deha'dır. Bu yüzden kurs  fiyatları oldukça yüksektir."

Konu okumalı ve içinde geniş soru çözümlü bir eğitim serisi. Fakat benim sınava girdiğim dönem yönetmelik değişti ve sınav ezbere değil tamamen bilgiye odaklı bir sınav haline dönüştü. Yanıltmalı sorular, mantıksal hataya çabuk düşebileceğiniz sorular çıkmaya başladı.

Sınava 4 ay kala, kurslarda eğitim başlıyor. Ben yönlendirilme üzere Anıtsal Eğitim Kurumlarına başladım. Kursa tek ders'ten sadece Maliyet Muhasebesinden gitmek istiyordum fakat kurs ta görüşmem üzere fikrim tamamen değişti ve bütün derslerden kursa kayıt oldum. Ancak ben dershaneye sınava 3 ay kala başladım ve bir çok dersi aslında kaçırdım. Bunun nedeni benim o dönem tatile gitmemdi. Sonradan açığı kapattım tabi, ama siz bunu yapmayın.

Şunu mutlaka belirtmeliyim ki evde tek başına hazırlanarak kazanılacak bir sınav değil.Bu konuyla ilgilenen bir çok kişi aynı araştırmalara girmiştir, eğitim serileri alıp evde kendinize ek çalışma yapabilirsiniz birde net üzerinden oldukça popüler olan Fuat Hoca var , maliyet muhasebesi anlatıyor kendisi, net üzerinden ne kadar faydalı olur bilemiyorum ben 1-2 dersini dinledim youtube da videoları var ama bunları hep ek ders gibi görün. Ders çalışma da ana baz olarak kesinlikle bunları dikkate almayın.

Ve mutlaka bir dershaneye gidin daha da önemlisi her derse mutlaka katılın. hiçbir derse bu konuda iyiyim diye gitmemezlik yapmayın.

Sınava  2 hafta kalana kadar ben sadece dersleri okudum, soru çözme olayına girmedim. iktisat  - vergi derslerini kaç kez tekrar ettim hatırlamıyorum. Notlarımın üstü renkli kalemlerle doluydu.

Ve kesinlikle ezber yapmayın, konuyu ve mantığını anlamaya çalışın. Mantığı kaptığınız zaman çıkarımlarda bulunarak soruları daha rahat çözebilirsiniz.

Ve yine mutlaka günde en az 3 saat ders çalışın. 

Ben sadece dershaneye gidiyordum tekrar etme şansım ve vaktim pek olmuyordu. Ama şanslıydım ki dershaneye devam ederken araya bayram girdi ve 4 günlük bayram tatilini çok iyi değerlendirerek ders çalıştım.

Öyle ki sabah 10 dan gece 12 ye kadar Finansal Tablolar Analizi çalıştığımı biliyorum. 

Sınava 2 hafta kala soru çözümlerine başladım. 1 haftalık izne ayrılarak 2006 dan günümüze dek çıkmış bütün soruları çözmeye koyuldum. Son 2 haftamı tamamen soru çözümlü geçirdim. 

Sınava giderken arkadaşlarım ve hocalar senden derece bekliyoruz, heyecan yapma mutlaka dereceye girersin diye yolladılar.

Tabi Bu kadar sıkı çalışınca heyecan ve stres de beraberinde geliyor, sınav da süreniz yetmiyor şunu unutmayın bu sınav da hesap makinası yok ve bütün hesaplamaları kendiniz yapmak zorundasınız. 

Sınavla ilgili size vereceğim en önemli ipucu, sınav kitapçığın da ilk başta sözel soruları çözün ve aradan çıksın. Hukuk derslerini ilk önce temizleyin, arkasından en iyi olduğunuz dersleri yapın ve güvenmediğiniz dersleri en sona bırakın.

İlk etapta sakın ola maliyet muhasebesine dalıp bütün vaktinizi orada harcamayın. Zaman sandığınız dan daha çabuk geçiyor ve sonrasın da nasıl yetişecek diye panik oluyorsunuz.

Ve evet bu kadar çok çalışmanın değil ama düzenli çalışmanın meyvesini ben topladım. Unutmayın 20 kişilik sınıf da bu sınavı kazanan 3 ya da 4 kişiydik. Sınavı ciddiye alın ama stres yapmayın. sadece gerçek anlamda çalışın ve mümkünse ilk hakkınız da kazanmaya çalışın.





20 Ağustos 2016 Cumartesi

Nadiaya Sözüm Var

Daha önce bahsetmiş olduğum "annemi bir göz daha görebilsem" kitabının devamı niteliğinde. Zana'nın hikayesi kaldığı yerden devam ediyor.

Annesi sayesinde çocuğundan vazgeçerek yemen'den kurtulmayı başaran zana maalesef arkasında nadia'yı bırakmak zorunda kalmıştır.

Nadia çocuklarından vazgeçmeyi göze alamamış ve zana'dan çocuklarıyla beraber onu kurtarmasını istemiştir. 

Zana'nın ilk kitabı yazma amacı da budur aslında. Seslerini kamuoyuna hatta dünya ya duyurarak Nadia'nın kurtulmasını sağlamak.

Zana, İngiltere'ye döndükten sonra mücadelesine aynı şekilde devam etmiş, dünyayı  ayağa kaldıracak girişimlerde bulunmuştur, hatta Türkiye de dahi geniş ses bulmuştur bu durum. Ama Zana ya en büyük yardım Fransa'dan gelmiştir.

Yemenle yapılan bir çok görüşme, araya hükümetler dahi girmiştir Peki ya zana'nın bu uğraşları neticesinde Nadia kurtulabilmişmidir ??

Bu soru aklınıza ilk kitapta düşüyor ve hemen netten araştırma yapmaya başlıyosunuz Ben bu konuda yabancı bir blog da birşeyler buldum, her iki kitabı da okuyan herkes gibi bunu araştırmaya başlıyorsunuz.

Bu arada zana ingiltere de hem nadia'yı kurtarmaya çalışırken diğer taraftan da modern hayata uyum sağlamaya çalışıyor. Zana  İngilterede ki yaşamın da tekrar çocuk sahibi olarak mutlu bir birlikteliği ona destek arkadaşları ve ailesi oluyor. 

Öyle ki zana'nın çok küçükken yemene gönderilen kardeşleri de tekrar ingiltereye dönüş yapıp orda yaşamaya başlıyorlar fakat hepsi 1 eksikle hayata devam ediyor.

Peki ya Nadia o ailede ki yerini alabildi mi acaba ?


16 Ağustos 2016 Salı

Bir Alışverişkoliğin İtirafları

Dün ki yazımda bahsetmiş olduğum alışverişkolik hastalığı ile ilgili eğlenceli bir film buldum. Romantik komedi tadın da oldukça hoş vakit geçirmek için ideal.

Başrolleri Isla Fisher (muhteşem gatsby'den hatırlayabilirsiniz) ve Hugh Dancy paylaşıyor.

Rebeccanın ailesi oldukça tutumludur ve çocukluğun da herşey de gözü kalan becky büyüyünce bunun acısını fena çıkartıyor. Alışveriş yapmaktan ve özellikle renkli kıyafetler almaktan vazgeçemeyen becky işyerinin kapanmasıyla beraber oldukça sıkıntılı bir duruma düşer. 

Tam bu anda kader cilvesini gösterir ve becky konusu finansman olan bir dergi de köşe yazarlığı kapar, İnsanlara tasarruflu harcama yapmayı tavsiye ederken kendisi borç batağının içindedir ve katıldığı bir tv programın da da bu durum ayyuka çıkar. 

Bu sırada beckynin hayali moda dergisinde yazar olmaktır ve aslında beklediği iş teklifinini de alır. Fakat artık aklı başına gelen becky daha fazla kapitalizmin oyununa gelmeyeceğim der ve teklifi  reddeder ve  evinde ki bir dünya eşyasını da arkadaşlarının yardımıyla beraber açık artırma düzenleyerek satar. 

Filmin bütün konusunu anlattım size artık izleme gereği duymayabilrsiniz. Ama alışveriş yapmaktan yakınıyorsanız ve eğlenceli birşeyler arıyorsanız izleyin derim.

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Alışverişkolikler Belgesel

Bizim için en iyi terapidir alışveriş yapmak. Oysa ki bu durum zamanla hastalık evresine ulaşabiliyor.  Alınan eşyalarla oluşan mutluluklar bütçeyi aşan ve ödeme zorluğuyla beraber kalıcı mutsuzluğa dönüşebiliyor. 

Herşeyin cazip ve alınabilir şekilde sunulması tüketim çılgınlığını artırıyor ve aldığımız şeyin ihtiyaç olup olmadığına bakmadan çoğu zaman fiyatı uygun diye alınıyor. 

Eminim hepimimizin evinde kullanmadığımız, giymediğimiz bir sürü eşya ile doludur. Zamanında fiyatı uygun diye ya da beğendik diye almışızdır ya çok az kullanılmıştır ya da hiç kullanılmadan öylece bekliyordur.

Bu durum dünya genelinde bir hastalık ve bu durumla başa çıkabilmek için yapılan programlar ve belgeseller var. Bunlardan birisi alışverişkolikler adında bir yapım. 

Zaman zaman TRT Belgesel kanalında rastlıyorum zaman zaman da Discovery ve TLC kanalın da oluyor. Genelde denk geldikçe izliyorum bir göz atmak isterseniz sanırım TRT Belgesel de hafta içleri saat 5 suları oluyor.

Ortalama yarım saatlik bir süresi var. Program da finans uzmanı ve sanırım diğeri psikiyatri doktoru alışveriş hastalığı olan insanlara yardım ediyorlar.

Onlara basit bir gelir gider tablosu yaparak, zorunlu harcamalarını ayırıp kalan paralarıyla dengeli bir şekilde harcamayı ve para biriktirmeyi öğretiyorlar. Bütçelerini nasıl yönetmeleri gerektiği konusunda yardımcı oluyorlar. 

Denk gelirseniz bir göz atarın derim. Güzel ipuçları yakalayabiliyorsunuz.


10 Ağustos 2016 Çarşamba

SMMM Sınavı Nedir ? Kimler Başvurabilir ?



SMMM belgesi nedir ? nasıl alınır ? kimler başvurabilir ?

Dün bahsetmiştim yazımda iş hayatında kendinize yer arıyorsanız içinde bulunduğunuz meslekte yükselmek ve kendinizi sürekli geliştirmek durumundasınız. Bilgi ve teknoloji çağında hertürlü bilgi sürekli değişip gelişirken eski bilgilerinizle devam edemezsiniz. 

Sürekli mesleğimden şikayet ettiğimi okuyorsunuz ama düşünün bir kere kim muhasebe mesleğini severki ? oldukça sıkıcı masa başından asla ayrılamadığınız bir iş. Masa başında çalışmakta zorlanan kişilerin asla tercih etmeyeceği meslek.

Ve muhasebe işindeyseniz hepinizin hayali Mali Müşavir olmaktır. Zira bu meslekte geçerli bir konuma sahip olmak istiyorsanız Mali Müşavirilk Ruhsatınızın olması gerekiyor, tabi bu daha ilk aşama bundan sonra Denetçilik geliyor.

Öncelikle 4 yıllık sosyal ve idari bilimler mezunları bu sınava mali müşavirler odasından sınav dönemlerini takip ederek başvurabilirler. Örgün Öğretim ya da Açık Öğretim hiç fark etmiyor. 4 yıllık mezun olmanız esas şart. 
SMMM sınavı yılda 3 kez 4'er aylık dönemlerde yapılan test usulü bir sınavdır. Başarı puanı 60 dır, puanlama da çan eğrisi vardır ve başvuruların sadece %10 gibi bir dilim sınavı kazanabilir. Benim kazandığım dönemde sanırım 8 ders vardı şimdi ingilizce de dahil olunca 9 ders olması lazım. 
Yaşamış olduğunuz şehirde bulunan maşi müşavirler odasından işlemleri gerçekleştiriyorsunuz. Öncelikle 970 tl gibi bir tutara dosya açtırıyorsunuz. Her açtırmış olduğunuz dosya da 9 sınav hakkınız var ve her sınav ücreti 110 tl. 9 Sınav da da başarılı olamazsanız dosyanız yanıyor ve yeniden 970 tl ödeyerek dosya açtırmanız gerekli.

Ancak bu sınav sadece staj başlatma sınavıdır. Bu sınavı kazandınız diyelim,  3 sene şirketlerde veya gerçek kişilerin yanın da staj başlatmanız gerekiyor. Staj süresince çalıştığınız yere göre mesleği de öğreniyorsunuz. Eğer stajı kazanıp naylon staj yapmak gibi düşüncesi olanlar boşuna zahmet etmeyin sonuçta belgeyi alsanız dahi bilginiz yok ve bu iş kesinlikle bilgisiz yapılacak bir iş değil. 

3 yıl staj süreniz dolunca bu kez de yeterlilik sınavlarını vermeniz gerekiyor. Tekrar 8 ders'den sınav oluyorsunuz bu kez sınavınız test usulü değil yazılı usul. Bildiğiniz herşeyi kağıt üzerinde anlatmanız gerekiyor. ve yazınız kötüyse üzgünüm bundan bile not kırılıyor. Benim şimdiden güzel yazı derslerine başlamam lazım. Ve yine tek  dosya da 9 sınav hakkınız var. Aşağıda yazmış olduğum dersleri 9 sınav da da veremezseniz sıkı durun sıfırdan başlamanız gerekiyor. Kazanmış olduğunuz staj başlatma sınavı, yapmış olduğunuz staj hepsi yanıyor. Sil baştan lisans mezunu olarak devam edecek gücünüz varsa herşeye sıfırdan başlıyorsunuz.

Peki bu dersler neler derseniz eğer ;

Finansal Muhasebe
Finansal Tablolar Analizi
Maliyet Muhasebesi
Vergi Hukuku
Hukuk ( Ticaret , sosyal iş aklınıza hukuka dair ne geliyorsa)
Meslek Hukuku
Muhasebe Denitim
Sermaye Piyasası Mevzuatı

Evet bu kadar hukuk içinde bizler mali müşavir değil avukat olmayı düşünüyoruz, çünkü iş verenler hep müşavirlerini avukatmış gibisine kullanıyorlar.  Ve bu alanların herhangi bir yerinden size soru sorulabilir öyle ki yürürlükte olmayan konuların yasak olmasına rağmen bahsi geçen konu hakkın da bile soru sormuşlukları var. 





9 Ağustos 2016 Salı

Yanlış Meslek Seçimi

Birçok kez bu durumdan şikayet ettiğimi okumuşsunuzdur. Evet Mesleğimi ya da yaptığım işi ya da çalıştığım yeri pek sevmiyorum.  Çoğu zaman başka ne iş yapabilirim, kariyer planlaması için çok mu geç acaba, başka bir mesleğe geçiş yapabilirmiyim diye düşünürüm. 

Hatta bu konuda araştırmalarım bile olmuştur. Ama kendime uygun çalışabileceğim stressiz bir iş henüz bulamadım. Sanırım öyle bir iş yok. Her mesleğin kendince zorlukları olduğunu artık kabul ediyorum. Bunun yanı sıra mesleğinize olan sevginizin iş yeriyle doğru orantıl olarak arttığını veya eksildiğini düşünüyorum. 

Sevmediğim bir mesleği yapıyor olabilirim, evet bu meslekten ekmek yiyorum, nankörlük yapmak istemem asla bu yüzden de birşeyi yapıyorsan en iyiye oynamalısın. Yaptığın işte iyi yerlere gelmelisin, mesleki anlamda donanımlı olmalısın. 

Okul hayatım olmadı mesleğin içinde piştim ve gördüm ki bu işi yapmak istiyorsan yükselmek zorundasın. Yoksa olduğun yerde sayarsın kimse gel sana şunu öğreteyim demiyor bunca yıllık iş hayatım da en büyük tecrübelerimden birisidir bu. Bilgi istiyorsan peşinde koşmalısın.

7-8 ay önce, mesleğimle ilgili çok önemli bir sınavı ilk girişte kazandım. Aslında bunu da ayrı bir post olarak yazmalıyım ki çevremden bu konuda çok soru alıyorum, ne yapalım nasıl çalışalım gibi. 
Sevmediğin bir meslekte yükselme gayen ne yekta diye sorarsanız dediğim gibi bu artık benim işim ve bundan ekmek yiyorum ve bilgi her meslekte sürekli yenileniyor olduğunuz yerde sayamazsınız iş hayatın da yer edinmek istiyorsanız bilginizi güncel tutmak zorundasınız.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Anne Tarifleri

Anneden yemek  - pasta börek ne olacaksa artık yani yenecek içecek birşeyin tarifini almak tam bir işkencedir.

Tarifi almaya alırsınız ama uygulama kısmında 50 kez sormanız gerekir ve sonunda siz beceriksiz eli bir işe yakışmayan kişi olursunuz.

Yeni yeni yemek yapmaya başladığım zamanları hatırlıyorum öncesinde ocağın başında oturur bekler izlerdim sadece elimi sürmeme izin verilmezdi. Verilse de yaptığım iş beğenilmezdi, benden senelerdir yemek yapıyormuşum gibi iş beklenirdi. Daha yaşım 12-13 anca yani. Sokakta oynamayı yeni bırakmışım.

 Komşu kızları nişastalı un kurabiyesi yapmaya geçmişken annem onları örnek gösterir sen yapamıyorsun diye çekişirdi, Bıraksa yapacağım ama bırakmıyordu ki. Canı sağolsun hala böyledir.(bununla ilgili çok bomba bir anım var sonra anlatcam )

Evde pasta börek yapmak için onun evden gitmesini beklerdim hala da öyle gerçi. Yaparken illaki bir şeye karışıp negatif eleştiri yapmaktan çok hoşlanır kendileri.

Yemek tarifi konusu ise tam bir işkence. Hepiniz yaşadınız biliyorum. o bir tutam tuzun ölçüsü, ne kadar su koyayım dersiniz "göz kararı işte bak şöyle koy" lafı,  şu yemeği nasıl yapayım dersiniz, 
Soğan , salça, kıymayı koy güzelce sonra biraz tuz at biraz baharat at, sebzeyi koy yap işte. Hadi yap yap koy ortaya birşeylerde görelim demesi.

Birde tam böyle işin püf noktasını biliyormuşuz gibi söylemezler ya. Kavrulması gereken bir sebzedir mesela siz onu kavurmadan suyunu ilave edersiniz, yersiniz azarı ,hemen eliniz bir işe yakışmıyor olur. 

Öyle böyle yaparsınız bi yemek koyarsınız ortaya, ilk kaşıktan sonra başlarlar eleştiriye. Şunu yok bunu yok böyle olmaz suyunu az koymuşsun tuzu az e hani bunun baharatı,... vır vır vır

E anne sen onları yaparken söylemedin ki şimdi söylüyorsun dersiniz, asla kabul etmezler. Onlar size tam tarif vermiştir ama uygulayamayan sizsinizdir.

Bekliyorum böyle anılarınız yazın bakalım. Hangimizin annesi böyle değil ki ?

4 Ağustos 2016 Perşembe

Ben Yaşarken

Bir sürü okunmuş kitap var.. 

Bir o kadar da okunacak var..

Tanıtımı yapılacak, mutlaka okuyun diyeceğim kitaplar var..

Fuardan kalma Mustafa Armağan ile sohbetimiz var mesela anlatmak istediğim.

Yine Nurdan Damla ablacağım ile epeyce koyu sohbetimiz var ondan da biraz daha bahsetmek isterim.

Fotoğrafı çekilmesi gereken bir sürü ürün ve kitap, sonra editlenmesi lazım, Komposizyon yapmak lazım. Ah hepsi için zaman ve enerji gerekli. Bende her ikiside yok bu aralar. İnsan bir kez de sallamaya başlayınca elinde oyalanıyorda oyalanıyor.

Hepsini detaylı bir şekilde anlatmak istiyorum sizlere, özellikle kitap ve ürün yorumlarına daha fazla eğilip detaylı bilgi vermek istiyorum ama inanın kelimeleri aklımda toparlayamıyorum.

Hayata dair anlatmak istediklerim var mesela. 

Yine denemeler yazmak istiyorum, kısa hikayeler.

Bahsetmek istediğim mutlaka dinleyin okuyun diyeceğim şiirler var,

Yine boşladım buraları ve içim hiç rahat değil, yavaştan ısınma turları atmalıyım öyle değil mi ?


2 Ağustos 2016 Salı

Taze Aromalarla Cildinizi Doyurun

Cildi hassas olan kişilerin kullandıkları nemlendiriciye bile özellikle dikkat etmeleri gerekiyor. Benim de cildim oldukça hassas ve kuru. Cildime gereken özeni gösterebilmek için özel ürünleri tercih etmem gerekiyor. Yves Rocher’i de oldukça özel ürünlere sahip olduğu için tercih ettim. İyi ki de tercih etmişim, beni hayal kırıklığına uğratmadan ilk kullanımdan itibaren etkisini göstermeye başladı.

Alanında uzman olan deneyimli kadrosu ile hazırladığı iştah açan banyo serisi ile duştayken bile kendime kolayca bakım yapabiliyorum. Genelde duşları sadece şampuan ve duş jeli kullanmaktan ibaret sanırız. Vücudumuzu nemlendirmek ve cildimize bakım yapabilmek için duştan sonra kendimize özel bir zaman ayırmamız gerekir. Ki bu durum da çoğu kişinin üşendiği bir durumdur. Ancak Yves Rocher ürün gamına baktığımda tüm bakımımı duştayken de yapabileceğimi fark ettim. Sadece güzel koku bıraksın diye kullandığımız duş jellerinden farklı olarak vücudunuz için gerekli olan nemi enerji dolu bir banyo keyfi amacı ile hazırlanmış limon fesleğenli duş jeli ile elde edebilirsiniz. Üstelik fiyatları da oldukça uygun bir şekilde belirlenmiş.

Yves Rocher gibi dünya markası bir markanın ürünlerinin de oldukça pahalı olmasını beklersiniz. Ancak hem kalitesinden ödün vermiyor hem de her keseye uyacak fiyat çözümleri sunuyor. Duş jellerinde limon fesleğen karışımının yanı sıra her zevke hitap edecek farklı karışımlar da bulunuyor. Benim en çok sevdiklerimden bir diğeri de lavanta böğürtlen. Duştayken gerçekten duş jelinin kokusu ile iştahım açılıyor. Tatlı kokusu içime mutluluk katıyor.


Duş jeli kullanmayı sevmeyenler için cilt temizliğinde kullanabilecekleri sabunlar da ürünler arasında yer alıyor. Sabun deyip geçmemek gerekiyor. Harika formüllerin teninizde bıraktığı koku o kadar kalıcı oluyor ki belki artık parfüm kullanmayı bile bırakabilirsiniz. Hem temiz bir cilde sahip olmak hem de cildi şımartmak gerçekten çok kolaymış. Cildini biraz daha şımartmak isteyenler için de ekstra olarak vücut sütleri tasarlanmış. Cildinizi müthiş kokusuyla sararak nemlendiriyor. Duştan çıktığınızda bir dakikanızı ayırıp vücudunuza sürmeniz yeterli. Bir insan rahat bir duştan ne istiyorsa Yves rocher bunu harika bir şekilde sağlıyor.

Annemi Bir Kez Daha Görebilsem

Yaklaşık 1 ay belki daha önce okuduğum ama bir türlü yazmak için fırsat bulamadığım bir kitap. 

Sonsuz yayınlarından, 2 seri halinde basılan kitap Zana ve Nadia'nn İngiltere'den Yemene ulaşan öykülerini anlatıyor. 

İlk kitap Annemi Bir Kez Daha Görebilsem - 2, kitap Nadia'ya Sözüm Var. Peş peşe iki kitaptan da söz edeceğim size. 

332 sayfalık kitabı 1,5 gün de okudum. Öyle ki acil işler dışında bütün işi gücü bıraktım sadece bu kitabı okudum. 

Kitap şöyle bir sözle başlıyor. ''Bu öykü ,çağdaş dünyamızda hala hüküm süren en ilkel bazı unsurlarda dünyadaki en nitelikli bazı insanlar arasındaki çatışmayı anlatır.'

İngiltere gibi süper fiber dünya ülkesinden yemene uzanan bir hayat ve kurtuluş öyküsü.

Anne İngiliz baba Yemen'li bir aile, Ailenin 2 çok küçük üyesi yemene gönderilmiş ya da kaçırılmış desem daha doğru olur ve orda babaanne ve dede ile bin bir türlü zorluklarla yaşamaya bırakılmış.

Ailenin kalan üyelerinden 16 ve 17 yaşında iki kız. İngiltere de rahat içerisinde bir yaşam. 
Zana ve Nadia,,,.

Babaları kızları yemene tatile gönderir. Aslında kızlar yemene tatile gittiklerini sanırlar. Oysa ki babalarının, arkadaşlarının oğullarına nikahlanmışlardır. Kızlar herşey den habersiz ,Yemen'in köylerinden birine giderler. Gerçeği ise ancak yemene gittiklerinde fark ederler,

Yemen köyünde , elektrik yok, su yok, kadınlara zulümden başka hiç bir şey yok. Erkekler, kadınlar bırakıp kaçamasın diye kadınları sürekli hamile bırakıyorlar. 

Zana ve Nadia'nın İngiltere'den yemene uzanan ve yemende ki yaşadıkları hayatı anlatan bir kitap.

Zana herşeye rağmen annesine ulaşmayı başarır ve annesinden yardım ister. Kızlarını kurtarmak için her türlü fedakarlığa katlanan bir anne. Araya hükümet'ler, siyasiler girer. Her şey Zana ve Nadia'yı kurtarmak için.

Okurken hayretle, şaşkınlıkla okuduğum bir kitap. Okuduklarıma inanmak istemedim ama sonra bizim doğu da yaşayan insanları hatırladım ve benzerlerini ülkemizde de yaşandığını anladım.

İnsanlıktan çıkışın öyküsü..

Okunacaklar arasına mutlaka almanız gereken bir kitap.