29 Kasım 2011 Salı

KİTAB-I AŞK




İş yerine fotoğraf makinamı getirmediğim için, telefonla çekilen resimlerde hoşuma gitmediği için kitap kapağı  resimleri mecburen netten alıyorum.  Üst üste iskender pala kitapları okumak benim için büyük keyif, gerçi od üzerine bu kitap nasıl gitti derseniz, od'un hala izlerini taşıyorum. 
kitabı aşk 136 sayfa ince bir kitap, içeriği ise günümüz aşklarının sabun köpüğü gibi oluşundan dert yanarcasına eski aşkları, divan edebiyatından örnekler vererek anlatıyor, mecazi aşktan hakiki aşka geçişi, içeriği divan edebiyatı olduğu için kitabında biraz dili ağır.  Ben kendi adıma iskender pala ne yazsa okurum mantığında olduğum için ve divan edebiyatına meraklı olduğum içni hoşuma gitti ama başkası adına okusunazda olur okumasanızda birşey kaybetmeyeceğiniz bir kitap. Kitabın sonunda anlatılan bir hikaye var iskender pala daha önce aşkname adlı kitabında da bu hikayeye yazmıştı, 
ebubekir kani'nin bir papazın kızına aşık olur, papaz kızını vermez, hristiyan ol vereyim der, ebubekirde dininden dönmez. Kırk yıllık kani olurmu yani.. diyerek bizlerede böyle bir deyim bırakır. aşık olduğu kız ile arasında da epeyce yaş farkı vardır lakin aşıklar için bu bir önem teşkil etmez.  bunun üzerine papaz kızını kasabadan uzaklaştırır, ebubekirde düşmüştür yollara, gel zaman git zaman ebubekirin tekrar yolu kasabaya düşer, 
kasaba halkı iskelede yeni gelen gemiden inenleri beklemektedir.  Despina anne bütün yolcular inip, gemi ışıklarını kapatana kadar bekler orda. gemiden en son yolcu olarak bir yaşlı iner, despina inen kişiyi hemen tanır ve koşar yanına ne fayda ebubekir ayakta zor durmaktadır. etrafındaki insanların yardımıyla ebubekiri camiye taşır, rahibe olduğunu öne sürerek bütün gece ebubekirin başında bekler. sabah ebubekir uyandığı zaman kendini despinanın kucağında bulur, ama despinanın nefes alışı farklıdır artık. bütün gece dondurucu bir soğuk olmuştur, despina yakabileceği herşeyi yaktıktan sonra kendini ebubekirin üzerine kapatmıştır, üşümesini önlemek için ve olanca rüzgarı o yemiştir. sonu malumunuz despina vefat eder, bir süre sonrada ebubekir kani vefat eder.

HAYALLERİMİZ

Kaç yaşımda başladım hayal kurmaya, yada hayal kurduğumu fark etmeye. Hiç bilmiyorum ama ilkokula giderken kurduğum hayaller hala aklımda. Hatta hayal kurmayı kendime özel birşey sanırdım ve benim en büyük sırrımdı kurduğum hayaller.  Çocuk aklımla hayaller benim dünyamdı, istediğim herşey olabiliyordum o hayallerde, hangi çizgi filmi izlersem ona dönüşüyordum yada hangi karakterden etkilenirsem o bendim. Bunu sır olarak görüyorum ya kimseye söyleyemezdim aslında o kişinin ben olduğumu bu yüzden hep kendi içimde yaşadım hayallerimi, zamanla ben büyüdükçe büyüdü hayallerim de, hep sır olarak kaldı içimde, arkadaşlar arasında herkes en büyük sırrını anlatsın konuşmaları yapılırken ben hep sustum benim sırrım yok ki diye, oysaki hayallerim vardı beni ben yapan. Başka bir dünyaydı orası, saklanacak, gizlenecek, kimsenin beni göremediği ben nasıl istersem öyle olan bir yer. ben kimi istersem onların olduğu bir yer.  Bilmezdim herkesin sığındı yerinin bu hayalleri olduğunu.Hala bilmez kimse benim hayallerim olduğunu hele de bunun en büyük sırrım olduğunu..

O kuşun ömrü bir güzel gecede,
Bir güzel beste söylemekle geçer.
O kuş en kuytu bahçelerde öter;
Hayâl içinde yaşar,
Hayâl içinde ölür. 


yahya kemal beyatlı

26 Kasım 2011 Cumartesi

SNOOD - ELDİVEN







Son hız snood ve eldiven örmeye devam ediyorum. bununla kaç oldu sayısınıda bilmiyorum gerçi çoğu hazır süslenmeyi bekliyorlar. Bu snood ve eldiven setini çok sevdiğim bir arkadaşım için hazırladım yarın vereceğim. kendi isteği üzerine bizon renklerinde ördüm, içime sinen bir iş oldu, bakalım umarım oda beğenir. iyi akşamlar, iyi tatillerrr.

25 Kasım 2011 Cuma

'OD' bitti....

İskender Pala hep yazsa ben hep okusam, bu romanda yunusu okudum, taptuk emreyi, hacı bektaş veliyi, mevlana hz'ni , ilyas babayı, geyikli baba'yı erenleri ahileri, moğolları orta çağı okudum. okudummu yaşadım mı bilemedim. Ama hiç bitmesin istedim.

Sararmış otların arasından mini minnacık sarı bir nergis gözüme ilişti. dalından kırılmış altın sarısı bir güzellik damlası. yaklaştım niyazabad'dan bu yana ellerimdeki şifayı hiç kullanmamıştım. çok şükür buna ihtiyaç da olmamıştı. nergsceğiz hayretle bakan bir gözü andırıyordu. elimi uzatınca hal diliyle bana yarasını gösterdiğini hissettim. 'seni burada kim görecek ki bu kadar güzelsin?' diye geçirdim içimden. 'Seni buraya kim gönderdiyse o' diye bir fısıltı duydum. çevreme bakındım kimse yoktu. o halde şu çiçekmiydi konuşan, şu sarı çiçeğin sesi miydi duyduğum. sonra kendine gel yunus tenhalarda bunca başına buyruk dolaşırsan sesler duymaya başlarsın. diye toparlandım. aklıma bir soru takıldı:' kadir mevla'mın hikmeti, bu çiçek burada kimin işine yarayacak, kimin derdine şifa olacak ki?' hayret, bu sefer duyduğum sesten emin idim konuşan aynı sesti. Üstelik soruma bir de karşılık veriyordu. 'derviş baba, yoksa sence bir ceylana göz kulak olmak az şey midir?'  Besmele çektim, birkaç ayet okuyup avucuma nefes ettim. ellerimi birbirine sürtüp yerden bir miktar nemli toprak aldım. mataramdan bir damla su ile çamur eyledim ve muhammed mustafa' ya salavat ile sarı nergisin dalını ovalamaya başladım. 
'A beyazdan beyaz nakışlı güzeller güzeli, a kudretin ıtır damlası, yoksa benzin hastalıktan mı sararmıştır?'.
ne sen sor derviş baba, ne ben söyleyeyim. cılız gövdemde öyle büyük derdim var ki, ahım dağlar eritir. sen erişmesen zikrim eksik kalacak, vakitsiz üzülecek, ölüvecerektim.
'size ölüm var mıdır?'
'ölümsüz yer var mıdır ?'
'peki gözünde niçin yaştır?'
'çünkü bağrımdaki yara baş, baştır'
'siz çicekler, kışın nerde olursunuz?'
'kışın hepimiz toprak oluruz.'
'yaz bahar gelidğinde ?'
'tekrar dirilir çiçek oluruz'.
'cehenneme yolunuz uğrar mı?'
'cennet , cehennem ademoğlunadır ya!;,'
'gül sizce ne ola ki ?'
'gül muhammed teridir ?'
'peki, adem'e ne dersin ?'
'Adem muhammed sav nispet binde birdir!'
'bunca güzel ve çeşit rengi bir kara topraktanmı alırsınız ?'
'o bizde yansımış ayın nuru, güneşin ışığıdır.'
'işte dalını sağalttık, lakin yine neden boynunu eğersin ?'
'derviş baba, boynumun eğriliği kalbimin hakk'a doğruluğundan!..'
'sen kabe'yi grödün mü ?
'Allah evidir ha ?'
'peki sırat'ı grödünmü ?'
'cümlenin yolunu sorarsın bana!...'

Cumanız mübarek dualarınız, sevilenlerin hürmetine kabul olsun. amin.

24 Kasım 2011 Perşembe

OD İSKENDER PALA

Sabah başladığım od kitabına,  162, sayfaya geldim kitabı elimden bırakamadığım gibi hiç bitmesin bende hep okuyayım derviş yunusu istiyorum. Şimdi okuduğum bir kıssa ise beni benden aldı desem yeridir.
Yunus emre hz. çelebilerle beraber yola çıkar, konya sultanı sultan mesut'a bir sandık götürürler. Yol boyunca yunus emre içinde ne olduğunu merak eder durur. Konya'ya vardıklarında çelebiler haydi yunus merakını gidermeye gidelim derler,. saraya vardıklarında sultan mesut sandığı açar içindeki altınlara bakar üzerinde de bir mektup vardır, mektubu okuyup faruk hanginiz diye sorar.
-kulunuzum devletlu sultan!
-Hikayeyi sen biliyormuşsun ha ?
-beli sultanım, benim başımdan geçmiştir!
-Anlat o halde!
-Ferman başım üzerine sultanım.
Kulunuz, 7 yıl öncesinde kadar babam ve oğlumla oturur, şehirde sakalık ile geçinirdim. bir tek atım vardı onun sırtına su tulumları yükletip akşama kadar dolanırdım, oğlum 6 yaşına gelince benim gibi olmasın diye kuran öğrenmesi için hocaya gönderdim. kısa zamanda elifbayı söküp kuranı hatmetmiş, adet olduğu üzere hoca, baban kuran hediyesini göndersin demiş. lokman sevinerek geldi baba kuranı hatmettim , hoca hediyesini istiyor! dedi. düşündüm taşındım.'kur'an allah kelamıdır, ona layık ne hediyemiz olabilir? En kıymetli varlığımız şu sakalık yaptığım attır: bari onu götür!' deyip atı hocaya gönderdim. o gün ve ertesi gün ve yine ertesi gün para kazanamadım, babam bu yaptığıma çok öflenmişti. 'Bre oğlu, deli misin sen! şu zor ve karışık zamanlarda bir atın vardı tuttun hocaya verdin. bu günde kim senin gibi ahmak olabilir?.sen ne hayırsız çıktın böyle' diye çıkışır oldu. 1 gün, 5 gün, derken tam 6 ay geçti. canımdan bezdim. oturduğumuz küçük evi satılğıa çıkardım. tapduk emre hz duymuş, evimizi satın alıp yine oturmam için bana bağışladı. amma yine kazanç yok yine dert çok . başım aşağıda boynum bağrımda geziyorum. kimseden bir şey isteyemedim. derken üzüntüyle uyuduğum bir gece bir rüya gördüm. ihtiyarın biri bana 'Kalk!başının altını kaz!' diyordu. Önce mukayyet olmadım. fakat aynı rüyayı üç gece üst üste görünce elime bir kazma aldım. bu sefer babam "şimdi de evini mi yıkacaksın ?!. diye başladı söylenmeye. ben inat ettim, o inat etti. sonunda kazmamın ucu bir mermere çarptı. O vakit ihtiyar babam "dur oğul, sen çok yorulmuşsundur, biraz ben kazayım! diye aldı kazmayı eline. ben hele acele etme baba! dedikçe o elindeki kazmayı mermere daha şiddetle vurmaya başladı. derken mermer kırıldı. altında bir kuyu gördük. merdiven sarkıtıp kuyuya indim. orada hiç yıpranmamış bir çuvalın içinde işte şu altınlar duruyordu. dışarı çıkardım. üzerinde fert bilmez, kişi okumaz yazılar vardı. şaşırdım. ama babam, boynuma sarılıp "A benim devletli evladım! ne kadar uğurlu ve akıllı çıktın sen, deyip ilave etti. Artık zengin olduk, ne atlar alır, sakalık yaparsın. ben kendisine bunları tapduk eşiğie götürüp teslim edelim, bu altınları onun mülkünde bulduk madem, altınlar da onundur! dedim. babamı dinlemeyip altınları dergaha götürdüm, mürşidime rüyamı anlattım.  o altınları muhafaza için arka odaya koymamı ve iki elimle de bir kere avuçlayıp ne miktar gelirse babama götürmemi söyledi. dediğini yaptım. babam altınları alınca bizi terk etti, biz de lokman ile birlikte tapduk eşiğine kapılandık. dört yıl oldu kulunuz çelebi olup dolaşır, ellirinizden öper lokman da dergahta hafızdır, dervişlere okuma yazma öğretir."
sultan mesut "Peki şimdi neden bu altınlar bize gelmiştir?! diye sordu. 

Ömrünüz uzun, devletiniz daim olsun sultanım! tapduk emre hz selam edip bu altınlar bizim evimizde bulunmuş olsa da evimiz sultanımızın ülkesindedir. bize gerekmez, sabihine iletiniz, buyurdular. bu yüzden çok şükür ziyan eriştirmeden getirdik.

sultan mesut altınlardan birini eline aldı. üzerindeki yazılara baktı. okuyamadığını başını iki yana salladığından anladım. hizmetkarlarından birine emirler verdi, az sonra içeriye bir katip girdi. altını ona gösterip sordu
"oku bakalım, hangi kral zamanından kalmıştır ?!

katip parayı evirip çevirdi, gözleri faltaşı gibi açıldı. sonunda hayretler içinde cevap verdi:

"sultanım efendim, kelimeler türkçe, harfleri aramice yazılmış bir beyit bu."
"ne diyor peki ?"

"aynen okuyorum sultanım diyor ki :"HÜRMET EDİNCE FARUK, ALLAH'IIN KİTABINA / ALLAH DA ALTIN YAZDI FARUK"UN HESABINA"

23 Kasım 2011 Çarşamba

NURDAN ANNELER


Haluk Nurbaki hocanın yine çok özel kitaplarından birisi nurdan anneler. Her müslüman bayanın mutlaka okuması ve kitaplığında bulunması gereken bir kitap. 140 sayfalık ince bir kitap içindeki bilgilere ise paha biçemiyorum. Haluk Nurbaki hocanın nurdan anneler üzerine yaptığı konferanstan derlenmiş bir kitap.
İçerisinde Hz Esma annemizden başlıyor, sırasıyla hz nesibe r.a, hz sümeyye r.a, hz amine r.a, hz hatice, r.a  hz fatıma r.a, hz aise r.a ve hz şeyma r.a yer alıyor. Hepsinin hayatından özelliklerinden kısaca sırlarından bahsediliyor. Ve mümin bayanlara nasıl olunması gerektiğini öyle güzel anlatıyorki. Bizler ve kızlarımız ve bütün mümin bayanların bu anneleremizin özelliklerini taşımayı, onların gönül pencerelerinden girmeyi allah c.c hepimize nasip etsin. Amin.
kitabın içinden kısaca tanıtım yapmak istedim ama hakkını vererek tanıtabileceğimi sanmıyorum, tanıtmaya kalksam bütün bir kitabı yazmam gerekecek burda. o yüzden sadece hz amine annemizin şiirini yazmak istiyorum.
Her doğan ölecek, her yeni eskiyecek
 Her açan çiçek solacak, bütün zahirde
Var olan şeylerin hepsi Allah'a dönecek
Ben de öleceğim ama ebediyen kalacağım
Çünkü kainatın gözlerini açacak nur'u
doğurmak şerefini verdi Allah bana
İnanınız ki insanların yaşaması ,
insanların Allah'a gidebilmesi için açılan bu caddenin tek sahibi Muhammed'dir. sav
Benim namında ebedileşecektir.
yoksa bir varlık olarak ben de
diğer varlıklar gibi ecele mahkumum...

Rabbim ehl-i beyt sevgisinden hiçbirimizi mahrum bırakmasın.

22 Kasım 2011 Salı

KONFÜÇYÜS'DEN

Çinli talebeler bir gün hocalarına sordular:
-Efendimiz şayet elinizde ülkenin işlerini düzeltecek bir kudret ve imkan bulunsaydı, işe nereden başlardınız ?
hoca düşünmeden şu cevabı verdi:
-dilin doğru kullanılmasına çalışırdım.
Öğrenciler, hocalarının yüzüne şaşkın şaşkın baktılar.
-Fakat bu küçük bir şey... niçin çok önemli olduğunu söylüyorsunuz?
Bilge hoca başını salladı, sonra şöyle dedi:
-Eğer dil doğru kullanılmazsa, ağızdan çıkan kelimeler ifade edilmek istenen şeyleri vermez. söylenen sözler ve sarf edilen kelimeler ifade edilmek istenen maksadı anlatamayınca da yapılması gereken işler yapılamaz. yapılması gereken işler yapılamayınca da ahlak ve sanat soysuzlaşır. ahlak ve sanat soysuzlaşınca da adeletsizlik başlar. bu durum da halk ne yapacağını bilemez ve çaresizlik içinde boçalar. durur..

21 Kasım 2011 Pazartesi

ZAHİR





Of nasıl anlatsam acaba bu kitabı. yaklaşık iki haftadır elimde. Bir sorun var ama kitaptamı bendemi bilmiyorum. ama bu kitabı okurken kendime sürekli bu kitabı aslı hediye etti okumalısın diye telkin verdiğimi itiraf etmeliyim. Sizlere nasıl tanıtcağımıda bilmiyorum kitabı, enteresan bir durum. öncelikle 320 sayfa paulo coelho'nun kitabı. Bu yazarın kitabını ilk kez okuduğum için belkide ağır geldi bana. Kitabı kısa bir özet geçip okuyup, okumama kısmını size bırakıyorum.

Kitapta başlıca üç ana karakter var, ünlü bir yazar, mikhail ve esther. Yazar kitapta sürekli kendi iç dünyası, dışarıya yapmacık yansıyan yüzü, eşi ile olan sorunları ve ona olan sevgisindeh bahsediyor.

Sorunları olan bir yazar, eşinden boşanmak ister, eşide ona seyahate çıkmasını ve kitap yazmasını ister, birkaç yıl süren seyahet sonrasında bir kitap yazar çokta tutulur ve esthere tekrar döner. Ama şimdi gitme sırası esther'dedir. Çünkü onunda kendini bulmaya ihtiyacı vardır. Kitap aslında karakterlerin kendilerini bulma maceralarını anlatıyor.. esther kitap genelinde anlatılan karakterlerin hepsi ile bir şekilde bağlantılıdır, herkes estherde bir parça kendisini bulmuştur. estherin yokluğunda, kocası ve mikhail arasında da bir bağ oluşmaya başlar, ve bir süre sonra ikisi estehere bulmak için yola düşerler. fransadan kazakistana uzanan bir yolculuk. 

nasıl anlatacağım bilemedim kitabı. nerden başlasam biryeri eksik kalıyor.  çok kötü bir kitap tanıtımı olduğunun farkındayım. 10 üzerinden 7 veriyorum diyeyim.

Okusanızda olur okumasanızda :))

Post atasım yok esasen, hani ne yazsam ne anlatsam bilemedim, gerçi kimsenin post atta okuyalım dediğide yok :)) Benim yaptığım bişi var ve bu anneme anormal geliyor ondan bahsedeyim bari. Malum kırmızı rengi çok seviyorum,  evde keçelerle uğraşırken annem hep kırmızıdan yap dediği şeyleri başka renklerden yaptım, ve diyalog şu şekilde oldu. 
A:neden onu kullanmıyorsun sen seversin kırmızıyı, 
B:sevdiğim içni kullanmıyorum zaten 
Yüzüme baktı. 
B:Yani kıyamıyorum kullanmaya bitsin istemiyorum öylece dursun istiyorum. 
Daha dikkatli bakmaya başladı. 
B:Anormalmiyim anne. 
A:Normal sayılmazsın..
B: Garip huyları olan bir kızın var, bununla baş edebilirsin güveniyorum sana.. 
:))))))

iyide bir tek bendemi var bu, yani sizler sevdiğiniz şeyleri sona saklamıyormusunuz, yada kıyamadığınız hiçbirşey yokmu. (Yorumların  var şekilnde ve beni destekleyici nitelikte gelmesini istiyorum  :P  )

17 Kasım 2011 Perşembe

Bizlerin çocukluğunda mutluluk neydi ????


20’li yaşlarımın son demlerini yaşarken ve 30’la merdiven dayamışken çocukluğuma gittim. Biz çocukken her şeyin değerini ve kıymetini bilirdik. Kız çocuklarına dantelli çorap giydirilen dönemdi.Mutluluk bayramlarda alınan giysiydi, bayramların da başka bir anlamı olurdu bu yüzden, çünkü o zaman sadece bayramdan bayrama çocuklara giysi alınırdı. Özel tv kanallarının açılması benim ilk okul dönemime denk gelmişti, o sıralar tv de gördüğümüz reklamlarda ki yiyecekleri canımız isterdi ama onların nerden alınacağını yada bizlerin alması için reklam olduğunu bilmezdik. Böyle olunca çikolata, şeker, bisküvi vs ıvır zıvır yiyecek sadece babamız maaş alınca eve aylık alışveriş yapılınca alınırdı, onun  dışında alınmazdı. Haftalık harçlıklarımız olurdu, onunla bir hafta idare etmeyi öğrenirdik hatta bazen biriktirirdik de. Bizler harçlıklarımızı biriktirdiğimiz zaman sadece ucuz oyuncaklar alabilirdik. Bazen ip, bazen oyuncak bebek. Komşumuzun kızının bir sürü oyuncak bebeği vardı, benimle beraber birkaç arkadaşı daha çağırırdı evine gelin oynayalım diye, gittiğimiz zaman bebeklerine bizi elletmezdi sadece uzaktan bakabilirdik. O oynar biz izlerdik yani J)  Durumu ailelerimiz fark edince bizlerede bebek almışlardı, hatta ilk barbie bebeğimle benden önce annem oynamak istediği için alır almaz tek bacağını kırmıştı. Kim bilir bir daha ne zaman oyuncak alınacaktı bilmezdik.Durumumuz elvermediğinden değil ama o zamanlar öyleydi.

Ya şimdi ????

Şimdiki çocuklar hem çok şanslı hem değil. Bizler elbiseyi eskiyene kadar giyerken onlar elbiseyi sıkılana kadar giyiyorlar. Bizim için oyuncak ne kadar değerliyse onlar için kırıldımı at çöpe. Şimdiki çocuklar harçlıklarıyla cep telefonu alabiliyorlar.  Harçlıklarını haftalık değil, günlük alıyorlar. Giysileri, oyuncakları, yiyecekleri o kadar çok ki mutluluğun bunlardan geçtiğini bilmiyorlar.

Sahi mutluluk neydi ?????

16 Kasım 2011 Çarşamba

JAPON NE YAPMIŞ ??

Blog aleminde epey popülaritesi olan bir kitap, japon yapmış ve japon ne yapmış. japon ne yapmış aslında serinin 2. kitabıymış, ben yanlışlığa kurban giderek 2. kitaptan başladım okumaya nede olsa solağım ya herşeyim ters zaten. Gerçi Onur bey fark etmez ikiside farklı şeyler anlatıyor devam niteliğinde değil kitaplar diyerek içime su serpti. 

Öncelikle bu kitabı okurken net yanı başınızda hali hazırda bulunsun, esprili ve eğlenceli bir anlatımı olan onur ataoğlu'nun anlattığı bilgileri netten de görsellere bakarak ağzınızı 1 yerine 2 karış açabiliyorsunuz.. Sonunda evet evet japon işte ciddi şekilde yapmış diyorsunuz. 
japon ne yapmış kitabında öncelikle japonyada ganji (yabancı) olmanın ne anlama geldiğini, bizdeki gibi her gördüğü yabancıya sıkı sıkı sarılıp can ciğer kuzu sarması olmadıklarını, mümkün olduğunca kibar şekilde uzak ve uzaylı olarak baktıklarını öğreniyoruz.  
Daha sonra japonların hayret ve şaşırma ünlemlerini bu bölüm sonunda yolunuz olduki japonyaya düştü kesinlikle hai domo kelimesini öğrenmeden gitmememiz gerektiğinide kavrıyorsunuz.
Tabi japon mutfağına da bir dalış yapıp suşi, vs yiyecekleri tanıtıyor bize yazar,  bu bölümde midem ağzıma kaç kez gidip geldi bilmiyorum. rahat olun onlar sanıldığı gibi ne bulursa yiyen insanlar değilmiş, sadece denizden babam bile çıksa yerim diyen kişilermiş.
Japon teknolojisi sırayı alıyor, trenleri başta olmak üzere bu bölümde anlatmak istediğim bir geliştirilmiş bir klozet olayları var ama çok uzun süreceği için kitabı alıp okumanızı tavsiye ediyorum.
japon bahçeleri, japon trenleri, japon yemekleri,japon insanları herşeyden biraz biraz bilgi veriyor bize. 
Ve tabi ki hachiko olmadan olmaz, kitabın başında ve sonunda hachikodan bahsediliyor ki yazarın oturduğu ev hachikonun yaşadığı eve çok yakınmış. Birde bakmışsınız kitap bitmiş ve sonunda harbi japon yapmış deyip kalıyorsunuz.

dipnot: onur ataoğlunun"da bir bloğu var, onur'un seyir defteri adında. bağlantıya tıklayarak bloğuna ulaşabilirsiniz.

15 Kasım 2011 Salı

sizin iş yerinizde de insanlar sınıflara ayrılıyor mu ????

sizin iş yerinizde de insanlar sınıflara ayrılıyor mu ????
Bizim iş yerinde ayrılıyormuş bunu da tecrübelerimiz sayesinde daha iyi kavradık. Üstelik insanın gözünü oyar derecede bariz belli şekilde yapılıyor bu. 
Mesala bizim iş yerinde bir insan birden fazla kategoriye girebiliyor. kategoriler şu şekilde sınıflandırılıyor.
1, Yeniler
2. Eskiler 

1. Üniversite Mezunları
2, Diğerleri.. 
1. Mühendisler, teknik elemanlar, sekreter, genel müdür, patron
2. muhasebe elemanları, depocular, şoförler,

Siz vasıfınıza göre kendinize bu kategoriden yer ediniyorsunuz, bu bir yanda sizin iş yerindeki saygınlığınızı, sıfatınıtızı da temsil ediyor. Mesala şirketin idari personel için olan servisindeki yerleriniz bile buna göre  ya da yemekhanede buna göre oturuyorsunuz. Şöyleki yemek hane idari personel için  3 ayrı masa var
1. masa : patron kısmı, müdür, mühendis, teknik eleman
2.masa : muhasebe elemanları, şoför, depocu.
3.masa: fazla özelliği olmayan teknik eleman..

mesala diyelim 1, masa doldu ve bir mühendis ayakta kaldı ne yapacak şimdi bu mühendis ?? kimin masasına oturacak. geriye kalan iki masadan birini tercih etmek zorunda ama tabiki o bir mühendis ve şoförle aynı masaya oturamaz değilmi, komik olmayın lütfen tabiki oturamaz klas diye birşey var, o yüzden daha az özellikli olan teknik elemanların masasına oturur.  
Dediğim gibi bu ayırdımı insanın gözüne sokarak yaparlar. şöyle ki geçenlerde yaşanan bir olay, genel müdür  x beyden söz ederken onun adını söylemek yerine, teknik bölümde bulunan 2 yıllık üniversite mezunu kişi diye bahsediyor, artık siz kimden bahsettiğini anlamanız lazım, isimler yok bu şirkette sıfatlar var. :)) 
Yine bir örnek size: işe yeni başlayan bir arkadaşa birşey anlatacağımız zaman genel müdür bize ona bir kez anlatın o bir seferde anlar çünkü o iki üniversite mezunu der.  İşin ironisi şudur ki,  iki üniversite mezunu kişi işini lise mezunu kişiden öğrenir :)) 
Şöyle bir olayda var mesala, bu iş yerinde şunu yapamazsınız, okuyum öğreneyim kendimi ve sıfatlarımı yükselteyim ve insanlar arasında kıdem atlayım. böyle bir seçeğiniz asla yoktur. sıfatlarınız yükseldiği anda üzerinizde psikolojik baskı uygulanmaya başlar ve istifa etmeniz için hertürlü soğuk savaşa girersiniz sonunda lanet olsun deyip gidersiniz. Mali Müşavirlik belgesi alan arkadaşımıza, belgesini aldıktan sonra hadi kızım bak işine belgeni aldın da ne oldu, hala bizim ıvır zıvır işlerimizi yapmak zorundasın psikolojisi ile yukarda sınıflandırdığım insanlar tarafından resmen işkence yöntemi ile istifa ettirilmek zorunda bırakıldı.

Ne diyelim çok şükür işimiz var gidip geliyoruz herşeye rağmen, mutlu olmaya çalışıyoruz :)))))))

14 Kasım 2011 Pazartesi

KADIN HÜKÜMETİ

KADIN HÜKÜMETİ :)

Her seçim öncesi konuşulur.Hangi parti kaç bayan milletvekili çıkaracak diye.. Aslında kadınlar hükümet işlerine o kadar talimliler ki kendi sosyal hayatları içerisinde. Sanki genlerinde var bu hatta 23 çift kromozomunda 23 bakanlıkla gelmiş dünyaya kadın..
Ev içinde bir düşünün: Erkek eş maaşını alır eve getirir, faturalar,kira,elektrik su ,doğalgaz derken paranın yarıdan çoğu gitmiştir bile..ayın sonunu, elinde kalanla borçsuz olarak kapatmak kadının işidir.. Alın size maliye bakanı..
Gece ateşlenen çocuğa ilk yardım yine anneden gelir,başı ağrıyan babaya ilaç,düşen çocuğa pansuman..işte sağlık bakanı kadınımız..
Evde kavga eden çocukları ayırmak,onların diğer sorunlarıyla ilgilenmek,baba ve çocuklar arasında iletişimi sağlamak..İç işleri bakanı olmakta kadının ev hükümetinin koltuklarından biri..
Akrabalarla arada bağların kopmaması için rutin ziyaretler ayarlamak,evlenene,bebeği olana,cenazeye hastaya gidecek hediyeyi planlayıp hazırlayan Dış işleri bakanımızda aynı kadın :)
Eğitimden sorumlu,Sosyal işlerle ilgilenen,saksıda nane maydanoz yetiştirip tarım ve köy işlerine de el atan yine aynı kadın işte.
Arada bir ev hakkında kanun hükmünde kararnameler hazırlayıp babaya (ev cumhuriyeti başkanı) sunan,2 kez veto edildikten sonra sözünü kabul ettiren..tahmin ettiniz..Hala aynı kadını anlatıyorum.
Daha çok şey geliyor aklıma yazmak için ama erkek tepkilerinden korkuyorum açıkçası ..Ama görünen köy klavuz istemiyor işte. Kadın Hükümetin ta kendisi bana göre. Daha fazla koltuğu hak etmedikmi mecliste acaba :)(naçizane)
M.Utlu 

Bu yazıyı çok sevdiğim ablam cahilin günlüğü  yazmıştı, kendisinden izin alarak bende yayınladım, yazılanlar ne kadar doğru değilmi ama ???

13 Kasım 2011 Pazar

BİZİM BİNANIN HALLERİ

annem gecenin bu saatinde oturdu dikiş makinasında dikiş dikiyor,  bu binada kimse yaşamıyormu ya niye kimse şikayete gelmiyor, benim şikayetim sökmüyor anneme ama allah bir komşu gönderse bizim kapıya,
hanım hanım gecenin bu saatinde ayıp değilmi ?? dese..

komşuluk öldümü gelin biriniz şikayete de bende kurtulayım şu makina sesinden.

madem konuyu açtım bizim binaya değinmeden edemeyeceğim, kim kime dum duma sözü bizim bina için geçerli (bknz: annem bu saatte dikiş dikiyor hemide makinada ) topu topu 12 tane sanırım daire var.  bunlardan kimisi yazlıkçı kimisi kışlıkcı. ben senelerdir bu binada oturuyorum sadece alt komşuyu tanırım, insan ilişkilerindeki zayıflığımıda görmüş oldunuz, gerekli haberleride o komşu veriyor sağolsun.üniversitelere ve merkeze yakın biryerde oturduğumuzdan dolayı bizim binada da sanıyorum 2 dairede gençler var. Binaca daha kötülerini gördüğümüz için  giren çıkan bazen belli olmasa da genel olarak zararları yok kimseye o yüzden dokunmuyor bu gençler. öyleki yeni taşındığımız sene de binada pkk yanlısı gençler örgüt evi kurmuşlar, sivil polisler binayı basmış, hatta binanın çevresini koruma altına almışlar bizde herşeyden habersiz annemle evde çekirdek çitliyoruz :)))  hatta bu olay iki kez oldu. dışardan binanın rengini yeşil gören burda mübarek insanlar oturuyor kimse bize dokunmaz diyerek örgüt evine uygun olarak görüyorlar sanırım.  
uyku saatim gelmiş benim, yazıyı alel acele yazdım aralara fazla süsleme yapamadım ama idare edin :)

12 Kasım 2011 Cumartesi

PATRONA SESLENİŞ

Arefe günü tatil veriyorsunuz sevinç çığlıkları atıyoruz heyo heyo şeklinde, tam bayram dönüşü tatilin hevesi hala gursağımızda kalmışken cumartesi yarım gün yerine tam gün, arefe günü yaptığmız tatil yerine de çalışcaz arkadaşlar diyorsunuz, bütün planlarımı dahası psikolojimi alt üst ediyorsun haşmet. Bir kere cumartesi günleri çalışmaya oldum olası psikolojim izin vermez. Cumartesi günleri benim işe gelip iş yerinde dizi, film, oyun vs öğle saatine kadar vakit doldurma günümdür, Acaba beni düşünüp bu kız saat 4 e kadar rahat rahat dizisin filmini izlesin diyemi yapıyorsun bunu. Madem arefe günü yaptın bir babalık ki o hakkı zaten devlet vermişş, sonuna kadar kayır bari bu fazladan çalışmayı nerden çıkarıyorsunuz. her arefe aynı tantana. :((
Oldum olası söylerim ben devlet memuru olmak için doğmuşum, kanımda ruhumda bu uyuşukluk bu tatil hevesi bu boşvermişlik var,rapor alıp işe gelmemek, yıllık izinlerini düzenli kullanmak, maaşlarını zamanında almak, budur çalışmak, devlet artık bunun farkına varmalı ve beni bünyesine almalıııııı.....

11 Kasım 2011 Cuma

HAKKI DEVRİM ÖZÜR DİLE!!!!!

Hakkı devrim diye birisi çıkmış efendimiz hakkında olur olmaz laf söyler olmuş. Kimsin ki sen kabile şefi diye hitap edebiliyorsun !!!!!!!!!  Haddini bil, terbiyesiz !!!!!!!!
bu terbiyesizliğin videosunu paylaşıyorum ki herkes tepkisini gösterebilsin. hakkı devrim

11.11.11-11.11.11 PALİNDROMU

Bugün 12 haneli palindrom günü. 11 Kasım 2011 ve özellikle de saatler 11’i 11 geçeyi gösterdiğinde, buna bir de 11’inci saniyeyi eklerseniz, ortaya şöyle bir tarih ve saat çıkıyor: 11.11.11-11.11.11.

Tekrar eden 1’lerden oluşan 12 haneli palindrom, takvim gereği, her yüzyılda bir kere denk gelebiliyor. Başka bir deyişle, ortalama ömür uzunluğu düşünülürse, bir insanın böyle bir palindromu hayatı boyunca iki kez yaşaması, en azından bugünkü teknolojik imkanlarla, mucize sayılıyor. Geçtiğimiz yüzyılda, yani 1911’de 1-1-1-1-1-1 palindromu cumartesi gününe denk gelmişti. Palindrom konusunda çalışmalar yapan Portland Üniversitesi’nden Prof. Aziz İnan’a göre bugüne denk gelen bu efsanevi palindromu, bir sonraki yüzyılda, yani 2111 tarihinde çarşamba günü yaşayacağız. 
 

CUMA SURESİ


62 - CUM'A SÛRESİ
Medine döneminde inmiştir. 11 âyettir. Sûre, adını 9. âyette geçen “el-Cumu’a” kelimesinden alır. Sûrede başlıca, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi, Yahudilerin Allah’ın dininden yan çizmeleri ve Cuma namazı ile ilgili bazı hükümler konu edilmektedir.

Bismillahirrahmânirrahîm
1.
Göklerdeki ve yerdeki her şey, mülkün sahibi, mukaddes, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ı tespih eder.
2.
O, ümmîlere1, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Halbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
3.
(Allah o peygamberi) onlardan henüz kendilerine katılmayan başkalarına da göndermiştir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.2
4.
İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
5.
Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkar eden topluluğun hali ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
6.
De ki: “Ey Yahudi akidesini benimseyenler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ediyorsanız, (bunda da) samimi iseniz haydi ölümü isteyin!”
7.
Ama onlar, daha evvel yaptıklarından dolayı asla ölümü istemezler. Allah zalimleri hakkıyla bilir.
8.
De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, o size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.”
9.
Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.3
10.
Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.
11.
(Durum böyle iken) onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayakta bıraktılar.4 De ki: “Allah’ın yanında bulunan, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
 
HAYIRLI CUMALAR
 

10 Kasım 2011 Perşembe

merdiven

Agir, agir çikacaksin bu merdivenlerden,
Eteklerinde günes rengi bir yigin yaprak,
Ve bir zaman bakacaksin semaya aglayarak...

Sular sarardi... yüzün perde perde solmakta,
Kizil havalari seyret ki aksam olmakta...

Egilmis arza, kanar, muttasil kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanli bülbüller,
Sular mi yandi? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisan-i hafidir ki ruha dolmakta,
Kizil havalari seyret ki aksam olmakta...

AHMET HAŞİM

10 kasım 9'5 geçe.......

Türkiye Cumhuriyeti her zaman senin açtığın yolda, gösterdiğin hedefte yürümeye devam edecek.Bu vatanı sana borçlu olduğumuzu hiçbir nesil unutmayacak.

6 Kasım 2011 Pazar

YALNIZLIĞIM...


iki parçayıda kendime armağan ediyorum sadece.. şarkılarıda yalnızlığım gibi kimseyle paylaşamam..

3 Kasım 2011 Perşembe

SORUN

Arkadaşlar takip ettiğim bir çok blog, blog listemden ben silmediğim halde çıkmış, herkesi tekrar takibe alıyorum. aranızda bu tip sorunla karşılaşan varmı acaba ???

TEPKİLERİMİZ

 birşeylere kızıp acısını başka şeylerden çıkaranlardanmısınız ??
yada canınız stres atmak isteyince birşeyler olsada bağırıp çağırsam diyenlerdenmi ??
belki de sadece ağlamaya gücü yetenlerdensiniz ...
yada yangına körükle gidenlerden ...
veyahut sadece susanlardan ??
ben bazen hepsiyim..

(resmin yazıyla  alakası yok ama ne yapayım çok sevdimm :)

PAN AM





 50'li ve 60'lı yılların amerikasına karşı bir sempatim vardı hep, Panam yeni bir dönem dizisi ve  tam o dönemde geçiyor. 40 yıl geriye gidip kenndeyli, panamlı bir amerikada 4 hostes ve 2 kaptanımızın uçuşlarında başlarından geçen olayları anlatıyor. Onlarla beraber dünyanın çeşitli yerlerine seyahat ediyoruz. dizi oldukça akıcı 45 dk sürüyor şu anda 6, bölümü gösterildi. 1, sezon 13 bölümden oluşacakmış. Umarım diyorum bir sezon sonra rafa kalkmaz bu dizi. hoşca vakit geçirmek için izleyebilirsiniz.

2 Kasım 2011 Çarşamba

PATRON ODAYA NASIL KİTLENİR :))

Bununla sanırım 3 etti, tam 3 kez'dir sevgili iş verenim haşmeti odaya kitleyip çıkıyorum, hemde tek başına değil yanında diğer çalışan arkadaşlarla beraber. Tamamen el alışkanlığından kaynaklanan bir olay.  
Malum 12-1 arası öğle tatilidir, ve bizim iş yerinde öğle tatillerinde bizim oda da tavla oynarlar. Bugün de yine haşmet ile x  tavla oyunlarında kendilerinden geçmişlerdi, oyuna epey bi kaptırdıkları için kendilerine çıkardıkları gürültünün de farkında değiller tabi, sessiz ve sakinliğe alışmış olan ben gürültüye hiç gelemiyorum hele de tavlanın zarları, pulları birbirlerinin kafalarını yarar derecesinde alıp vurmaları, daha fazla dayanamıcağımı anlayıp üst kata arkadaşların yanına çıktım.Aradan bir yarım saat geçti odama indim tekrar, girer girmez 
haşmet : naptın yekta ?
b: naptım  ??
haşmet : Yine bizi odaya kitledin gittin 
B: ciddimi hiç farkında değilim
Haşmet: adamın birisi geldi kapıyı açmaya çalıştı, ben kalktım anahtarla açtım kapıyı adam bi baktı içerde sadece x'le  ben, kapı kilitli, ne diyeceğmizi de şaşırdık, bişiler bıraktı gitti.
Benim koptuğum an, başladık gülmeye. hala da gülüyorum :DDDDDD 
Gelen kişiyi de tanımıyoruz kim bilir neler düşündü adam haşmet le  x hakkında :DDDD

1 Kasım 2011 Salı

FRANSIZ DERGİSİNDEN PEYGAMBERİMİZ SAV İLE İLGİLİ ÇİRKİN SALDIRI

 Fransa'da siyasi mizah dergisi Charlie Hebdo, Tunus'ta İslamcı Ennahda partisinin zaferini kutlamak için yeni sayısının editörlüğünü Muhammed Peygamber'e verdiğini duyurdu.

 Derginin yarın çıkacak sayısına Şeriat Hebdo adı verildi.

Kapakta Muhammed'in "Gülmekten ölmezseniz 100 kırbaç" diyen
bir karikatürünün yer aldığı bildiriliyor.

Derginin
yayın yönetmeni, karikatürcü Charb amaçlarının provokasyon olmadığını söyledi.

Charlie Hebdo dergisi sol-anarşist eğilimiyle biliniyor. Yayın çizgisi ise kimilerine
göre provokatif, kimilerine göreyse bağımsız.

Derginin açıklamasında "Tunus'ta İslamcı Ennahda partisinin zaferini
en uygun şekilde kutlamak için Charlie Hebdo, Muhammed'den gelecek sayısına özel editör olmasını istedi" deniyor.

"
İslam'ın peygamberine ısrar etmemize gerek kalmadı, hemen kabul etti. Kendisine teşekkür ederiz." Dergide peygamberin "Helal Aperatif" başlıklı bir köşe yazısı ile Madam Şeriat adlı bir kadın ekinin de yer aldığı belirtiliyor.

AFP
ajansına konuşan Charb "Amacımız yeni bir provokasyon değil. Biz sadece işimizi yapmak istiyoruz. Bu hafta tek fark, kapakta Muhammed'in olması. Bu da pek nadir görülen bir durum." dedi.haberin devam  


Herşeyde birlik olan bloggerlar umarım bu çirkin saldırıda da birlik içinde olur...


YİNE AYLARDAN KASIM

Bugüne böyle bir romantik başladım, kasım ayından olsa gerek girdim bir kere bu moda, aslının sabah sabah aklıma düşürdüğü şarkılarında payı büyük bu konuda, mesala şu anda louis armstrong what a wonderful world çalıyor, 
Kasımda aşk başkadır filmi vardı birde değilmi, keanu reeves ve charlize theron paylaşmıştı başrolleri. Bu filmi her ne kadar çok severek izlesekte 2001 yılında en kötü uyarlama, en kötü aktör ve en kötü aktris dallarında aday gösterilmiş. 
Ah birde unutulmaz bir parça var tabiki Tual'den yine aylardan kasım  ee bu film ve üzerine bu şarkı insanı nasıl bir moda sokar deneyin görün. 
ben bugünümü  bob marleyle, james brown'la  geçircem galiba a lalala long dinlemek için tıklayınız