31 Ekim 2011 Pazartesi

SURE-İ YUSUF'UN YORUMU


yusuf suresini bir çok kez okudum hem mealini hem tefsirini, hz yusufun kıssası hakkında yazılmış bazı kitaplarıda okudum ama benim için bir eksiklik vardı okuduğum kitaplarda, haluk nurbaki'nin bu kitabı ile bu eksiklikte kendi açımdan doldurduğumu düşünüyorum. Hz yusuf'un kıssasında herkesin konuştuğu hep züleyha ile hz yusuf'un aşkıdır.  Ama bu kitap yusuf suresine ve kıssasına çok başka bir açıdan bakış sunuyor. Kitap 100 sayfa oldukça ince bir kitap, haluk nurbaki hocanın kitapları geneli incedir ama içindeki bilgiler oldukça büyüktür.  
Kitabın sonunda şöyle bir yazı var; Sure-i yusuf'u ve yorumunu okuyan siz kıymetli okuyucularıma bu sureden özellikle neler öğrenmemiz gerektiğni bir defa daha özetlemek istiyorum:

1) sure-i yusuf bir hikaye değil, aksine insan yapasının bütün hususiyetlerini ahsenül-kasas: yani kıssaların en güzeli  biçimi içinde açıklayan bir ilahi rapordur. insanın gönül, nefs ve ruh gibi bilim açısından bilinmesi imkansız yanlarını zarif bir hayat hikayesi içinde dile getirmiş, gerçekleri perde perde gözümüzün önüne sermiştir.

2) bizzat zahiri manası itibariyle dahi kader, tevekkül, gayret ve teslimiyet konusunda fevkalade önemli incelikleri; tartışmaya imkan vermeyecek biçimde açıklamıştır. Özellikle yakub ve yusuf'un hem zellelereni, hem de sabır ve tevekküllerini, hatırımızdan çıkmayacak biçimde zihinlerimize yerleştirmiştir.

3) insanları mahveden gurur ve kendinde kudret ve vehmetme gibi hatalarımızı yine yakup ve yusuf ağzından peka çık şekilde dile getirmiştir. cenab-ı hakk'ın irade ve emriyle en yüce noktaya gelmiş bir peygamberin bile bazı şeyleri bilmesi yanında: kulluk hayatı içinde pek çok şeyleri bilemeyeceği ayet kesinliği içinde bildirilmiştir.

Aslında 5 madde yazıyor kitabın sonunda ben sadece ilk üç maddeyi yazdım, merak edenler kitabı alıp okuyacak artık. :)

30 Ekim 2011 Pazar

ETAMİN

Etamin işlemeyi oldum olası çok severim, bu sene de kanaviçeler moda olunca bana gün doğdu. Bu akşam yaptığım etamini paylaşmak istedim sizinle. Bknz: alttaki resim :)

Ve birde daha önce işleyip henüz çerçeveleyemediğim matruşkam var. onun da son hali aşağıdadır.

29 Ekim 2011 Cumartesi

Bu resimde bir çok ülkenin kral ve temsilcileri görünmektedir.ama resme bakar bakmaz dikkat çeken tek isim ATATÜRK. duruşuyla, bakışıyla. işte karizma budur diyorum :)

ATATÜRKTEN YAŞANMIŞ BAZI OLAYLAR

Cumhuriyet'in ilanından sonra İstanbul'da bir resepsiyon verilir.Tüm dünya ülkelerinin elçileri ve ateşeleri de davet edilir. Davet güzel bir şekilde devam etmektedir fakat ingiliz ateşeşi olan binbaşının bakışları MUSTAFA KEMAL'in gözünden kaçmaz. bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir. Ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir. Yaver, MUSTAFA KEMAL'e şöyle der: Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana MUSTAFA KEMAL'in Çanakkale'de babasını öldürdüğünü söyledi. Bunun üzerine MUSTAFA KEMAL şöyle der: Git sor bakalım babasının ÇANAKKALE'de ne işi varmış???
Atatürkün davet ettigi ingiliz krali türkiyeye gelir ve dolmabahçe sarayinda sohbete baslarlar.Atatürk'ün söförü kazayla kahveyi kralin ustune doker.Kral sinirli sinirli yanindakilere "Ne beceriksiz adam.Yanindakilere disiplin verememis ulkesini nasil kurtarmis?" demis.Ataturk demiski:"Ne diyor bu kocaoglan?" Olayi anlatmislar Ata cok kizmis ve demiski:"Ben bu millete herseyi ogrettim sadece usak olmayi ogretmedim" demis. 
 
Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı , kimi Bosnalı , Kimi Adıyamanlı, Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor... Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından. "Ölme ihtimalim çok fazla... Ben bir pusula yazdım...Arkadaşıma ulaştırın..." Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: “Ben...Ben köylüm Lapseki' li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç aldıydım... Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin" "Sen merak etme evladım" der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar.Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de "söyleyin hakkını helal etsin" olur... Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor.Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzünekapatır, ne titremesine ne de göz yaşlarına engel olamaz... PUSULADAKİ NOT: "Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil'e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim..." 
ATATÜRK VE VERGİ BORCU OLAN KÖYLÜ…
ATATÜRK, sık sık ülkeyi dolaşan bir liderdi. Çiftçi ile konuşur, işçi, köylü, sanatkár, esnaf kısaca halk ile konuşur, onların sorunlarını dinler, Meclis'e getirir, milletvekillerinden bakanlardan bazen hesap sorar, bazen de çözüm arayışına girmelerini isterdi. İşte böyle yurt gezilerinden birinde, tarlasında çift süren bir çiftçi ile karşılaşır. - Kolay gele, bereketli ola ağa... - Allah razı olsun Bey... - Hayrola Ağa, öküzün tekine ne oldu? - Devlete vergi borcumuz vardı bey, icra kapımızı çalınca çaresiz kaldık, koca öküzü satıp borcumuzu ödedik. - Sağlık olsun ağa... diyerek, konuşmasını kısa keser. Çiftçinin adının Halil Ağa olduğunu öğrenen Atatürk'ün yanında; İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Salih Bozok, Kılıç Ali, Hüsrev Gerede, emir subayı Rusuhi Bey, daha birkaç yakını vardır. Bir yandan yürüyen, bir yandan da düşünen Atatürk, Salih Bozok'u yanına çağırır; - Salih, yarın sabah git Halil Ağa'yı bul, bana getir. Benim kim olduğumu sorarsa, bizim bey seni bir kahve içmeye çağırıyor de...

Ertesi gün; Salih Bozok, Halil Ağa'yı bulur ve Atatürk'ün yanına getirir. Halil Ağa'yı gören Atatürk, ayağa kalkarak; ‘‘Buyur Halil Ağa’’ deyip bir sandalye gösterir. Salonda bulunan ve olanlardan habersiz bir vaziyette konuşmaları izleyen zamanın Başbakanı İsmet İnönü'nün de yanında, Atatürk, Halil Ağa'ya dönerek; ‘‘Halil Ağa, anlat şu vergi işini bir daha’’ der. İCRAYLA SATILAN ÖKÜZ Halil Ağa, vergi borcunu, icrayı, satılan öküzünü tekrar anlatır. Atatürk kaşlarını çatarak İsmet Paşa ve Şükrü Kaya'ya dönerek; - Arkadaşlar, biz İstiklal Savaşı’nı Halil Ağa'nın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Bu memlekette adaleti, vatandaşı böyle mi koruyacağız? Gerekirse vergi borcu ertelenebilir. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz. Bu konuşma üzerine, olayı fark eden Halil Ağa, Atatürk'e dönerek; - Sen Atatürk Paşa'msın galiba, ne olur beni bağışla kusur ettim, diye yalvaracak olur. Atatürk, bir yandan tebessüm eder bir yandan da Halil Ağa'nın sırtını okşayarak; - Sana güle güle Halil Ağa, sen bizim gözümüzü açtın... der ve Halil Ağa'yı ayakta uğurlar.
 
 

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ


HAYATTAKİ EN HAKİKİ MÜRŞİT, İLİMDİR, FENDİR.
CUMHURİYETİMİZİN 88, YILI HEPİMİZE KUTLU OLSUN.
ARAPYARIMADASINDA YAŞANAN SON OLAYLARLA BİZLERE CUMHURİYETİMİZİN ÖNEMİNİ BİR KEZ DAHA GÖZLER ÖNÜNE SERMİŞTİR.

27 Ekim 2011 Perşembe

BİRAZ GÜLÜMSEYELİM

Az önce mail kutumda görüp yüzümü epeyce gülümseten hatta bir ara yüksek sesle gülmeme neden olan yazılar aşağıdadır, umarım sizlerinde yüzünü biraz güldürür :))
not: aradaki müstehcen yazılar için özür diliyorum, gelen yazıyı aynen kopyaladığım için onları çıkaramadım, 
* Bir ilişkide kadından susmasını beklemek, ineğe çilek yedirip “çilekli süt” vermesini  beklemekle eşdeğerdir.
* Erkek bluetooth gibidir, yanında iken bağlıdır. Uzaklaşınca yeni aygıt arar.
  Kadın wireless gibidir, hepsini görür, en güçlüsüne bağlanır.
* Telefonunuzu beş defa üst üste açmadığınızda; sırasıyla polis, MİT  ve Genelkurmay’a haber verebilecek canlıya “anne” denir.
* Çocuk ; baba biz nasıl olduk ?
   Baba ; maymundan evrimleştik yavrum.
   Çocuk ikna olmaz ; anne biz nasıl olduk ?
   Anne ; Adem’le Havva seviştiler…
   Çocuk ; ama babam maymundan geldiğimizi söylüyor ?
   Anne ; o babanın sülalesi, bizi ilgilendirmez yavrum…
* Evinin güvenliğini alarm taktırarak değil, evden çıkarken koridorun ışığını açık bırakarak sağlayan insana Türk denir.
* Japonya’da hırsız yakalayan robot yapmışlar.
   Amerika’da 5 dakikada 180 hırsız yakalamış.
   İtalya’da 5 dakikada 80 hırsız yakalamış.
   Fransa’da 5 dakikada 30 hırsız yakalamış.
   Türkiye’de 5 dakikada robotu çalmışlar…
* Elin oğlu, gülü tango yaparken ağzında tutuyor, biz kasap vitrinindeki koyunun kıçına takıyoruz. Siz de hala bizden romantizm bekliyorsunuz…
* İngilizce öğreniyorum :
   sheep = koyun
   don’t sheep = koymayın
* Sevgili RTÜK, 10 dakika reklam arasına alışmış bi milletiz. Ara 4 dakikaya inince bir panik olduk. Tuvalete koşarken düşenlerimiz var, lütfen eski düzeni istiyoruz…
* Bir araba görürsün, almayı hayal edersin, parayı biriktirirsin, sonra ÖTV’yi ve benzini hesaplamayı unutursun, para yetmez, babayı alırsın, hevesin kaçar…
* Bir kadın ağlıyorsa yanına yaklaş, saçlarını okşa, gözlerine bak ve de ki; “Mango’da
   İndirim varmış…”
* Ben bardak kırsam, sakarım. Annem kırsa, kaza. Babam kırsa, o bardağın or’da ne işi var?
* Prens Charles olmak da zor. Bakkala gidip birşeyler alınca para diye ananın resmini veriyorsun…
* 1.50 boylarındaki kadınlardan oluşan “birelli takvimi” çıktı…
* 80 yaşındaki amca Rusya’ya vize kalktı diye seviniyor. Sanki vize kalkınca herşey kalkacak!
* Erkekte “dekolte” cüzdandır. Ne kadar açarsan o kadar talep görürsün.
* Bu “Survivor Nihat”ı küçük’ken üç kere havaya atıp iki kere tutmuşlar…
*  “1. Murat  hangi savaşta ölmüştür ?” sorusuna; “katıldığı en son savaşta” cevabı veren öğrenciye alkış !...
* Bir kadın sizi zekasıyla milyarder yapabilir. Tabii trilyonerseniz…
* Bayanlara “kalın kaş” modasını çıkartanın Allah cezasını versin. Etraf “Kahtalı Mıçı” doldu…
* Araştırmaya göre, çoğu Türk kadınının vücudu, “üst dar, alt geniş (armut)” şeklinde imiş. Bayanlar, sevgilinizin neden “ayı” olduğunu şimdi anladınız mı?

26 Ekim 2011 Çarşamba

ACILARIMIZIN ARASINDA BİR DOSTLA GELEN MUTLULUK

Türk milleti olarak hepimiz acı üzerine acı yaşıyoruz, mutsuzuz, üzüntülüyüz ama benim yüzüm az önce gelen bir dost hediyesi ile gülmeye başladı, inanılmaz mutlu oldum. Huzursuz Ruhum Aslı ile aramızda güzel bir arkadaşlık vardı, kendisi bana bir hediye paketi yolladı, ama ne paket, inanılmaz mutlu oldum zira aslının bloğunda görüp ne beğendiysem hepsini bana yollamış. Bir o kadar da mahçubum aslında, aslının bloğuna gidip aa ne güzel demeye çekinirim artık :)) Dayanamadım cep telefonu ile çektim resimlerini, aslında aslıdan izin almadan yayınlamayacaktım postu ama ne yapayım çok mutlu oldum paylaşmak istedim herkesle :)))



25 Ekim 2011 Salı

Van Bebekleri İçin Atkı-Bere Örüyoruz (sevgili pridenin kampanyasına destek verelim arkadaşlar)



Hadi onun korkulu gözlerine biraz sevinç biraz sıcaklık sağlayalım!

Pazar günü Van'daki acı haberle uyandık güne...
Tüm ülke el ele verdik destek olmaya çalışıyoruz.
Dün sosyal mecralardan da takip ettiğim kadarı ile birçok blogger arkadaşımız hem yardımların
 toplanmasında hem de kolilenip tırlara yüklenmesinde çok ciddi efor sarf ettiler. 
En az Van halkı kadar üşüdüler onlara 1 kazak,1 çorap,1 battaniye bulabilmek için...
Emeği geçen herkese binlerce kez teşekkürler!
Dün gelişmeleri takip ederken en çok kışlık ürünlere ihtiyaç duyulduğunu gördük.
Maalesef yardım için yollanan eşyaların arasından mayolar,flip-flop terlikler çıktığını paylaştı arkadaşlarımız bizlerle. Gülsek mi ağlasak mı bilemedik?

Havalar iyice soğuyacak ki Van şu an da bile bulunduğumuz illere göre kat be kat soğuktur.
Şöyle bir fikir geldi aklıma:)
Ne dersiniz Van'daki bebekler,çocuklar için kalın,yünlü,onları sıcacık tutacak bir şeyler örmeye.

Buradan tüm hamarat blogger'lara sesleniyorum. Haydi şimdi evde kalmış yarım yünlere, şişlere sarılıyoruz.
Van bebekleri için ufak da olsa bir atkı bir bere bir çorap örüyoruz.
Eminim onlara yardım etmek isteyip maddi durumu olmadığı için edemeyen binlerce insan var.Ama gönülleri,duaları onlarla biliyorum. En azından bu şekilde herkes bir şekilde katkı sağlayabilir diye düşünüyorum. 


Bugün dayanışma günüdür.! Kavgalı,küs,hatta birbirinden nefret eden bloggerlar'ın bile el ele vermesi gereken gündür. Kim için mi? Tabii ki o ufacık soğuktan buz tutmuş ufacık eller,ayaklar için...

Hadi bakalım başlatalım kampanyamızı:)
Katılmak isterseniz lütfen bana ulaşın!
elif5681@gmail.com
VAN BEBEKLERİ ÜŞÜMESİN!

BLOGUNUZDA SİZ DE PAYLAŞIP BU KAMPANYAYA DESTEK VEREBİLİRSİNİZ!

YÜN ÜRETİCİSİ FİRMALARDAN DA YÜN DESTEĞİ BEKLİYORUZ! TANIDIĞINIZ VAR İSE LÜTFEN BAĞLANTIYA GEÇMEMİZE YARDIMCI OLUN!

"DESTEK VERENLER"
MELEK YAVER
_ASLICAN_
EBA DESIGN
SEDA ÇETİN

detaylar için lütfen elifin bloguna tık tık 

24 Ekim 2011 Pazartesi

DEPREM İÇİN YARDIM


Van’da meydana gelen depremin ardından yardım malzemelerini ve uzman müdahale ekiplerini bölgeye ulaştıran Türk Kızılayı, vatandaşların yardımlarını koordine ederek ihtiyaç sahiplerine ulaştıracak.
"Türk Kızılayı’na bağışta bulunmak isteyen vatandaşlarımız, 168 Bağış ve İletişim Hattını arayabilirler."
Deprem sonrasında Kızılay’ın depolarında bulunan yardım malzemeleri deprem bölgesine ulaştırılırken hayırsever vatandaşlardan bağış talebi geliyor. Türk Kızılayı hayırseverlerin ayni ve nakdi bağışlarını kabul ederek deprem bölgesine ulaştıracak.
Yardım yapmak isteyen vatandaşlarımız Türk Kızılayı’nın bağış ve iletişim hattı olan 168’i arayarak detaylı bilgi alabilecek. İsteyen vatandaşlarımız, 2868’e tüm operatörlerden bir boş kısa mesaj atarak 5 TL bağışta bulunabilecek. Tüm bankalardaki Türk Kızılayı hesaplarından ve www.kizilay.org.tr’den de bağış yapılabilecek. Ayni bağışlar Türk Kızılayı lojistik merkezleri ve şubeleri tarafından kabul edilecek.
Kamuoyuna saygılarımızla duyurulur.

23 Ekim 2011 Pazar

TEMİZLİK, TEMİZLİK, TEMİZLİK

Yılda iki kez bayram temizliği, bahar gelir bahar temizliği, yaz gelir yaz temizliği, kış gelmeden kışa giriş temizliği, haftalık temizlikler, bu sene şansımız varmışki bayram temizliği ile kışa giriş temizliği bir arada çıkıyor. Ortalama bir temizlik bir hafta sürdüğünü düşünürsek yılın  2 ayı kesintisiz temizlik yaparak geçiriyoruz birde haftalık yapılan temizlikler var, ve birde yaptığımız temizliğin kıymetini bilmeyip bir yandan temizlerken bir yandan batıranlar var. bizim evde temizlik görevi bize düşer batırmak görevi babama. mesala şu anda temizlediğim oda da gofret yiyor, tabakla ye dediğim halde gofret elinde ortada geziyor gelde çıldırma. akşama kadar zaten canımız çıktı. Dikkat ettiyseniz sadece temizliği söyledim birde ütü, yemek vs var ve bunların arasında çalışan bayan olmak var. söyleyin lütfen allah biz bayanlara değilde kime yardım etsin :(((((((

21 Ekim 2011 Cuma

KINALI HASAN

Bu hikaye Çanakkale’de şehit olan Yozgatlı Hasan'ın hikayesidir

Yozgatlı Hasan’ın lakabı da “Kınalı Hasan” olmuş Çanakkale’de. Hasan, Yozgat ilinin Sarıkaya kazasına bağlı Karayakup köyünden(Belde)…

Daha bıyıkları terlememiş bu delikanlı, kendisi gibi gencecik arkadaşları ile beraber yayan yapıldak yürüyerek Yozgat’tan çıkıp Çanakkale’ye ulaşmışlar.

Burada 64. Piyade Alayı, 1. Tabur, 2. Bölüğe intisap edip çakı gibi Mehmetçik olmuşlar. Zaten taburlar, alaylar Çanakkale’de eriyip bittiği için cepheye gelen gönüllülere şiddetle ihtiyaç vardır.

İkinci bölüğün komutanı Yüzbaşı Sırrı Bey, askerlerini savaşa hazırlamak için onların talimlerinden boş kalan istirahat anlarında onlarla tanışıp konuşmaya başlardı.Böyle bir vakitte Yüzbaşı Sırrı Bey, Yozgatlı Hasan’la da tanıştı. Hasan’ın başındaki kına Sırrı Bey’in dikkatini çekti. Cepheye gelen askerlerin sağ ellerinde, sağ elinin üç parmağında ya da sağ ayağının parmaklarında kına görmeye alışıktı Sırrı Bey ama baştaki kınayı ilk defa görüyordu. Hasan’a bunun mânâsının ne olduğunu sorduğunda Hasan utandı, üzüldü ve dedi ki komutanına:
-Komutanım, buraya geleceğim vakit anam yaktı bu kınayı. Ben de niye diye sormadım.
Sırrı Bey:
-Öyleyse bir mektup yaz da sor bakalım, biz de öğrenmiş olalım.
Hasan:
-Ben yazı yazmasını bilmem ki komutanım.
Sırrı Bey:
-Öyleyse sen söyle bölük yazıcısı yazsın köyüne, bakalım ne cevap gelecek?
Hasan:
-Baş üstüne komutanım.

     Bir istirahat anında bölük yazıcısı Hasan’ın yanına gelir. Hasan söyler, o yazar. Selam kelamdan sonra Hasan, bulunduğu yerin güzelliğinden, çiçeklerin kokusundan, arkadaşlarının dostluğundan, komutanının tatlı dilinden bahsettikten sonra, konuyu kınaya getirir.
-Anacığım, kumandanım saçımdaki kınayı sordu, ben bilemedim. Arkadaşlarımın arasında mahcup oldum. Kardeşlerimi askere gönderirken sakın onların saçlarını kınalama. Onlar benim gibi mahcup olmasınlar. Kınanın bir mânâsı varsa bildir de kumandanıma söyleyeyim.
Mektup Yozgat yollarına çıkar. Cevap gelir mi gelmez mi, anasına ulaşsa okur mu, okutur mu belli değil. Lakin Çanakkale’de sırtlan gibi saldıran düşmana karşı koymak lazım geldiği için ihtiyat kuvvetlerinin fazla bekleyecek zamanı yoktur. 2. Bölük de savaşın en çetin alanlarında görev yapar. Bu öyle bir harptir ki, dünyada eşi benzeri olmayan bir vahşet yaşanmaktadır. Anadolu’nun kınalı koç yiğitleri, ellerindeki kıt imkanlarla, adeta etten bir duvar örüp düşmana geçit vermeden namusları için, vatan için buruşmaya başlamışlardır. Bu ateş cehenneminde nice kınalı koç yiğitlerimiz, körpecik delikanlılarımız şehit olmakta, Avrupalının kan içen canavar makineleri, gemileri, topları Gelibolu’yu bir kan gölüne çevirmektedir.

      Aradan iki ay geçmiştir. Bir gün Yüzbaşı Sırrı Bey’in bölük karargahına birkaç mektup ulaşmıştır. Yozgat’ın Sarıkaya İlçesi Kara Yakuplar köyünün köy katibi mektubu Hasan’ın anasına ulaştırmış ve anasının söylediklerini de yazıp cepheye yollamış. Mektup da anası şunları yazmış:
“Yavrum, Hasanım, Kınalı Kuzum,
Mektubun geldi, sanki dünyalar benim oldu. Köy katibi okudu, ben ağladım. Kumandanını pek sevmişsin, ne güzel! O senin babının yarısıdır. Sakın ola yavrum kumandanının emrinden çıkma, önünden aykırı geçme. Ateşe bas dese basasın yavrum. Kars’tan, Siirt’ten, Adana’dan, Uşak’tan arkadaşların olmuş. Birbirinizi çok sevip iyi geçinirmişsiniz. Elbette öylesi yakışır yavrum. Onlar senin dünya ahret hakiki kardeşlerindir. Sakın onları incitme yavrum. Südümü sana helal etmem. Kumandanın saçındaki kınayı sormuş. Bunda bilmeyecek ne varmış ki yavrum? Bizim burada Allah için kurban seçilen koçların başını kına ile süslerler. Ben de dört kardeşin içerisinde en çok seni sevdiğim için seni Hz. İsmail’e kardeş seçtim. O da kurban edilmek istendiğinde kınalanmamış mıydı? Yavrum, kıyamet günü, mahşer yerinde, o kına senin işaretin olacak, o kalabalıkta seni kolayca bulacağım. Aha işte benim kınalı kuzum da burada deyip seni bağrına basacağım.
Anan Hatçe”
Sırrı Bey, iki gözü iki çeşme mektubu okur. Sonra posta erini çağırır.
-Şu Yozgatlı Kınalı Hasan’ı bulun bakalım. Mektubunu ona ben okuyacağım, onun okuması yoktu.
Çok geçmez posta eri geri döner.
-Kumandanım Hasan bir hafta önce Arıburnu’ndaki şiddetli muharebede Hakk’a yürümüş.
Sırrı Bey, orada göz yaşarı içerisinde yana yakıla bağırmaya başlar:
- Bilmeliydim, bilmeliydim. Kurbanların kınalı olması gerek. Bu yiğitlerin hepsi de kınalı… vatana kurban seçilip gönderildiler. Bunların hepsi de kınalı kuzu, hepsi de Hasan gibi… Bilmeliydim, bilmeliydim.Dilimizi koruyalım,ona sahip çıkalım.

ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ ANNE KALBİNİ YAKIYOR YİNE..

Bu dünya ya gelmek için vaktin dolduğu zaman, anne rahmine ilk düştüğün andan itibaren bir sevgi kucaklıyor seni, yaşamın boyunca sürecek olan sevgi, annenin sevgisi... 
Daha senin cinsiyetin belli değil, iyi bir insanmı yoksa kötümü olacağın belli değil, sağlıklı olup olmaycağın belli değil, senin sadece içinde atan ufacık kalbini hissedip seni seven ve yaşadığı sürece kayıtsız koşulsuz  seni sevecek olan bir yerdesin, hayatın boyunca en çok güvende olacağın yerdesin şu anda annenin içinde. 
Dünyaya geldiğin zaman, sonra sen büyüyüp asker olduğun zaman, artık anne kucağında değil asker ocağında olduğun zaman en çok özlemini duyduğun yine anne olacak. 
soğuk kış gecelerinde sevgiliye yakılan türküleri söylediğin zaman içinden yine ah anam diye geçirdiğin zaman. 

Çanakkale savaşında bir annenin oğlunun saçına kına yakıp  seni vatana kurban olmaya yolluyorum dediği gibi seni de anan vatan kurban olmayamı yollamıştı....

Ve sen hain bir kurşunla bu dünyadan ayrıldığın zaman ilk ateşin düştüğü yer yine annenin kalbi olacak.
  İlk ateş yine oraya düşecek tıpkı ilk sevginin oraya düştüğü gibi.

19 Ekim 2011 Çarşamba

:((

26 ŞEHİT 22 YARALI NASIL AÇIKLANIR Kİ !!!!!!!!!!

9-6 YOLLARI

soğuk havalarda pencereden dışarı bakıp hala gün ışımamış demek ve o sıcacık yataktan çıkmak zorunda kalmak, iş yollarına düşmek, benim bu modumu en iyi anlatan şarkı 9-6 yolları olsa gerek. Gerçi benim ki 8-5 ama olsun ana fikir aynı :)) Sabah işe giden herkes için gelsin bu şarkı.. dinlemeden geçmeyin diyorum hepimizi anlatıyor bu şarkı :))

18 Ekim 2011 Salı

SNOOD

Hani bir süredir ortalıkta yoktum ya, birkaç gündür post atmıyordum ya bu arada oturdum kendime snood ördüm. ee napalım ankaranın ayazı beter olur korunmak lazım soğuktan :) Bknz: yukardaki resim
Benim çok hoşuma gitti pembesindende örmek istiyorum kendime, elim alıştı artık eşe  dosta örerim :D:D:D

Ben acemisi oluduğum için nasıl ördüğümü anlatmamışım  alanay sağolsun aklıma getirdi :) 
Şimdi arkadaşlar aranızda örmek isteyen olursa ben alize gold iple 60 göz başladım 5,5 numara şiş kullandım, bir çile ip bitene kadar ördüm tam denk geldi. üzerinede tığla çiçekle süsledik, aslında aklımda daha farklı süsleme tekniği vardı artık onuda başka bir tane de denerim.

14 Ekim 2011 Cuma

OKU AMA NEYİ !!

Bir iki hafta önce sanırım başlamıştım bu kitabı okumaya, görüldüğü gibi sürükleyici olmadığı için elimde biraz süründü kitap. büyük umutlarla başlamıştım okumaya, ama içindekiler bildiğim bilgileri tekrarlamaya yetti, yeni bilgiler öğrendiğimde oldu tabi onlarıda yabana atmamak lazım ama genel itibariyle benim için okumasamda birşey kaybetmeyeceğim bir kitapmış. Kitabı yazar zaten bölümlerine ayırmış  ilk bölümde hayatın bir anlamı olmalı diyerek yola çıkıp, oku ama neyi sorusuna cevap arıyor, bu sorunun cevabını tanıştığı ilim ehli bir insanla hoş sohbetler yaparak öğreniyor, 2, bölüm'de kitap başka bir yere gidiyor yazar dedesiyle ve büyükannesi ile olan ilişkisini,eşiyle tanışmasını vs konuları anlatıyor. 3, bölümde yazar arkadaş toplantısında bulunan ve  inanmayan bir profesör ve eşinin inanmamak için sordukları sorulara islam ve tasavvuf üzerinden cevaplar veriyor. 4, bölümde yüksek mevkide ( banka müdürü, fizik profesörü, doçent üni.öğretim üyesi, holding genel koordi.doktor ana bilim dalı prof.)bulunan arkadaşları ile toplanıp big bang konusunu işliyorlar. Big Bang olayını birçoğumuz biliyoruz ama benim için eksik bilgilerimi gidermek açısından iyi oldu 5. bölümde yine ilim ehli hocası ile yaptığı sohbetleri anlatıyor.   
6, bölümde yine yüksek mevkideki arkadaşlarına tasavvuf ve islamı anlatıyor.  
kitabın en çok sevdiğim bölümü ilim ehli hocası ile yaptığı sohbetler, daha doğrusu o kişinin yazara anlattıkları. Ve birde bu sohbetler sırasında geçen bir şiir varki, ahmet hamdi tanpınarın bu şiiri kırk yıl okusam bu şekilde yorumlanacağı aklıma gelmezdi diyecek insanlar arasındayım. ağzım bir karış açık şekilde okudum yorumunu, onu bir gün ayrı bir postta yazmak istiyorum.
birçok bilgiyi bir arada bulabileceğiniz bir kitap tasavvuf ve fiziğe merakı olanlar sağda solda gezinmeden alsın bu kitabı okusun ikisi bir arada var.

Şiirin ilk dörtlüğünü yazmadan edemeyeceğim ; 

"Ne içindeyim zamanın
ne de büsbütün dışında
yekpare geniş bir anın
parçalanmaz akışında"

Ahmet Hamdi Tanpınar

CUMANIZ MÜBAREK DUALARINIZ KABUL OLSUN.

13 Ekim 2011 Perşembe

YAŞASIN NAAAAAAR

Pazarlara, marketlere, manavlara vs meyve satılan her yere narın gelmesiyle beraber gözlerimin yerinden fırladığı andır. Dünya üzerinde en çok  sevdiğin yiyecek nedir deseler narı tek geçerim. Şu saatler itibariyle narla aşk yaşıyorum resmen, yarım saat boyunca tadına doyasıya yemek istiyorum, malumunuz aylardır bekliyordum nar çıksın diye. Eee tabi nar çıkmışken güllaç yapmadan olmaz, en yakın zamanda güllaç  yapmasını öğrenip ağzıma layık güllaç yapıcam inşallah yani.

12 Ekim 2011 Çarşamba

KİTAPLARIM

5 iş günü  sonunda merakla beklediğim kitaplarım sonunda elime ulaştı. Kitapları görünce deliye döndüm resmen, kitapları koklamaya başladım baktım haşmet bana bakıyor sayfalarını karıştırıyormuş gibi yaptım :D:D oysaki bariz kokluyordum işte. hangisinden başlıcamı bilmiyorum  hepsini su gibi içmek istiyorum birden :))

TERRA NOVA

Yeni bir dizi evet, hangi kanalda gösterildiğini bilmiyorum zaten önemi de yok, konusu ise 2149 yılında işler karışmıştır, dünya yaşanmaz hale gelmiştir, teknolojide bir o kadar ilerlemiştir. Ama insanların artık görebileceği bir gökyüzü yoktur ve soluyacakları temiz hava da. Bir gün askerin birisi zamanda bir yırtık keşfeder ve 80 milyon yıl önceye gider. dinazorların çağına. insanlar gruplar ve belli zaman aralıkları ile bu yırtıktan geçerek 80 milyon yıl öncede yaşamaya başlarlar amaçları dünyayı 2149 daki haline getirmenin önüne geçmektir.  Terra nova adını verdikleri bir yerleşim yeri kurarlar, küçük bir şehir. Terra novaya gönderilen insanlar bilim adamları, askerler vs meslek gruplarından kişilerdir, vasıfsız eleman 80 milyon yıl önceye bile alınmıyor yani. İnsanoğlu 80 milyon yıl önceyide karıştırmayı başarır insanın olduğu yerde doğa bozuluyor dinazor çağını bile hallettiler. Dizide ilgniçtir dinazorların çağında son model teknolojik ürünler kullanırlar, güç kabloları vs çekerler. Mantıklı bir dizi değil kabul ediyorum, izlemenizi tavsiye edermiyim belki, bu türden hoşlananlar varsa izleyebilir ben şahsen izliyorum.

11 Ekim 2011 Salı

YAĞMUR VE BABET

Yağmurlu havada babet giyen kendimi huzurlarınızda alkışlıyorum. 
Ama yaz modundan çıkamadım hala çizme giymek istemiyorum iki gün yağmur yağdı diye ama ama amaaaaa...
Akşam da işim vardı babetlerle ne yapcam ben şimdi :(((((

resimdeki botlarıda çok sevdim çok güzeller demii tam bu havada giymelik

10 Ekim 2011 Pazartesi

TOPAÇ

Annem haftasonu hataya gitmişti, orda  seyyar satıcıdan topaç görüp çocukluğuna gidip dayanamayıp alıyor topacı  dahası gittiği lokanta da oynuyor çocuklar gibi, lokantada çalışan bayanlar yanına gelip nasıl çeviriyorsunuz biz sizin gibi çeviremiyoruz demişler, şimdi övünerek anlatıyor bize dahası aldı eline topacı evin içinde topaç oynuyor. git odanda oyna diyorum yok diyor. Babam da heveslendi ondan oda kalktı topaç oynamaya ama annem gibi çeviremedi dahası hiç çeviremedi işi inada bindirdi habire çevirmeye çalışıyor, odanıza gidin burası çocuk bahçesi değil diyorum hiççç kime diyorum, al sende dene diye bana verdiler tabiki bende çeviremedim, annem acayip çeviriyor rahat 2 dk dönüyor  çevirdiği. 5-6 kez denedim olmuyor çeviremiyorum :((  anneme  gıcık oldum. :D:D

LANCELOT ÖLDÜ :(((

Lancelot ölemezsin, ölmemelisin daha guinever ile kaçıp arthuru sırtından vurmanız gerekiyordu sizin. Böylece gwen çirkin ördek yavrusundan kuğuya dönüşmeden seninle kaçıcaktı. Şimdi ne olacak kiminle kaçıcak?? Efsane bu şekilde gelişmiyordu?? Siz tv yapımcıları, senaristler ortada bir efsane var, bu efsane üzerinde oynayıp kendinizden bişiler katmaya çalışmayın, birşeyide özüne uygun yapın. zaten güzeller güzeli olması gereken gwen yerine çikin bi gwen koymuşsunuz üstelikte melez, zenci desem ırk ayırdımı yapıyor derler ama düşünelim lütfen amerika, ingiltere vs avrupa ülkeleri hala zencileri kabullenememişken nasıl olurda ortaçağda bir kral zenci bir hizmetçiye aşık olup onu kraliçe yapar ??? Bu 20, yüzyılda dahi olacak iş değil hala sizler o basbas bağırdığınız medeni ve çağdaş bir toplum oldunuzda bizimmi haberimiz yok acaba. Lancelot öldü ya bütün günüm bedbaht geçicek şimdi.......


(hayır burda post hazırlıyorum haşmet başımda iş istiyor benden, sabah sabah bir müsade et postumu yayınlayım döncem ben sana haşmetttt)

KARA KARA BULUTLAR EŞLİĞİNDE HOTEL CALİFORNİA

Sevmiyorum işte böyle havaları, hele de ankaranın gri havasını, içimi karartıyor alıp götürüyor başka yerlere, yataktan bile kalkamıyorsunuz daha gün ışımadı diye. Masamdan gördüğüm manzarının resmini çekmek isterdim aslında, ağaçların üstünden uzanan gri bulutlar, sanki güneş bulutların arasından göz kırpmak istiyor ama kara kara bulutlar izin vermiyor :((
Bu havalar beni 80'lere götürdü ne alaka bilmiyorum ama arka planda hotel california çalıyor. duygusallık modundayımdır belkide. Hotel California dinlemek için bir tık yeter ..
Her ne kadar sevmesemde böyle havaları rahmetin yağdığının da farkındayım, çok şükür ki memleketimizde 4 mevsimi birden yaşama şansı buluyoruz böylece her sebze ve meyveyi tane hesabı almak yerine bol bol tükebiliyoruz.

8 Ekim 2011 Cumartesi

ANKARA BLOGCU BULUŞMASI 2

Buluştuk, görüştük, kaynaştık, eğlendik :)) yaklaşık 15 kişilik bir ankara blogcu toplantısını daha bitirmiş bulunmaktayız. nasipse kasım ayında tekrarlayacağız buluşmayı. ne desem bilemedim bana göre güzel bir buluşma oldu, birçoğu ile önceden tanışıyorduk aramıza yeni katılan isimler oldu ki aynur küçük hala ve uğurböceği bunların başında geliyor. Şahsım adına onlarla tanışmaktan çok mutlu oldum, öyle ki seneler önce kaybettiğimiz komşumuzu aynur ablanın iş yerinde tekrar buldum :)))
yukardaki kitap ayraçlarını blogcu arkadaşlar için yapmıştım sanıyorum hepsi çok beğendi, ayraçların üzerine i love blogger yazısını işledim, ee benim gibi birisi ancak kitap ayracı hediye eder :)) bunun yanısıra tuba can  kalpli polardan bizlere lavanta torbası hazırlamış, pembe kanatlar sabun üzerine resim çıkartması yapmış onların hediyeleride çok güzeldi. 

Buluşmamız her zamanki gibi ulusta kalede gerçekleştirdik, 15 tane bayan sohbete dalmışken yanımıza Üstün Dökmen geldi, tabi bizler üstün beyi görünce hepimiz fotoğraf makinalarına saldırdık, sağolsun kendisi bizi kırmadı bir kaç tane grupça fotoğraf çekindik. Bknz: alttaki resim. Benden bu kadar kalanını diğer blogcu arkadaşların postlarından artık okuyunuz :)

7 Ekim 2011 Cuma

KİTAP SİPARİŞİM

Kitap tavsiyeleriniz için teşekkür ederim, tarihi kitap almak için yola çıkıp sadece 3 tane tarihi kitap alıp kalan 10 tane kitabı yine tasavvuf ve aşk üzerine seçtim. Alamut kalesini okumak istiyordum satışa çıkmamış onu alamadığım için çok üzgünüm:( 
Siparişimde yine başucu yazarlarım yer aldı, İSKENDER PALA, NAZAN BEKİROĞLU VE HALUK NURBAKİ kitaplarını görünce dayanamıyorum ne yapayım. Kitapların teslim süresi 5 iş günü diyor önümüzdeki hafta salı yada çarşambaya gelir sanıyorum, kitapyurdu çok iyi bu konuda çok memnunum bu siteden. 13 tane kitapta 36 tl kar yaptım :D:D bu kitaplar 2 ay yeter bana, 2 ay sonra umarım bu kez tarihi kitapları alabilirim. çamlıcanın üç gülü ve devrim yılları kitaplarınıda çok merak etmiştim ama artık bir dahaki siparişte. Cemil Meriç külliyatına başlamaktı niyetim, bu niyetide bir türlü gerçeğe dönüştüremedim aslında bu siparişin arasına bir tane cemil meriç atsam çok iyi olurdu :(  
İskender Pala sevenler için söylüyorum yeni kitabı OD satışta, birkaçgün sonra elimde olacak inşallah okur okumaz burda paylaşcam. 
Haydi hepimize iyi okumalar olsun :)

BİR KISSA

Hz. Ali, hayvanlarını kuyudan su çekerek sulayan bir bedevî ile anlastı. Kuyudan çekeceği her kova su için, bedevîden bir avuç hurma alacaktı. Hz. Ali su çekmeye başladı. Son kovayı çekerken, kovanın ipi kopup, kova, derin kuyunun içine düştü.
Bedevî, kızgınlıkla Hz. Ali’nin mübârek yüzüne bir tokat vurup ücreti olan hurmayı da verdi. Hz. Ali kovayı kuyudan çıkardı. Bedevîye verip oradan uzaklastı.
Bedevî, Hz. Ali’nin, derin kuyudan kovayı çıkarmasına hayret edip, kendi kendine, “Eğer onun dîni hak olmasaydı, bu derin kuyudan kovayı çıkaramazdı. Küstahlık yapan el bana lâzım değil” diyerek elini kesip Hz. Ali’nin evine gitti.
Hz. Ali kapıyı açıp Bedevîyi görünce, içeride bulunan Resûlullah’a haber verdi. Peygamber efendimiz, Bedevîye, niçin böyle hatâ ettiğini sordu. Bedevî, ağlayarak yaptığı küstahlıktan özür dileyip îmâna geldi. Resûlullah, kesik eli yerine koyup duâ buyurdu. Hak teâlânın izni ile eli sapasağlam oldu. 

CUMANIZ MÜBAREK DUALARINIZ EN HAYIRLI ŞEKLİ İLE KABUL OLSUN ARKADAŞLAR..

6 Ekim 2011 Perşembe

HACHİKO A DOG'S STORY

Uzun zamandır izlemek istediğim bir filmdi,sizlerde bir çok yerde bu filmin videosunu görmüşsünüzdür , bir köpek ve bir adamın hikayesini anlatıyor. iş yerinde izlerseniz ve gözyaşlarınızı kimsenin görmesini istemiyorsanız izlerken tavana bakma ihtiyacı duyabilirsiniz. Ama benim tavsiyem evde salya sümük izleyin bu filmi.  Gerçek bir hikayeden senaryolaştırılmış,
birgün bir köpek yavrusu ile bir profesörün yolları kesişir, ve hayatlarındaki kalan yola beraber devam ederler. Hachi her sabah profesörü tren istasyonuna bırakır ve her akşamda almaya gider. Birgün akşam profesör trenden inmez, ders sırasında kalp krizi geçirir ve hayata veda eder. Hachi'nin evi artık tren istasyonudur. 10 yıl boyunca her sabah ve her akşam aynı tren istasyonuna gidip profösürü bekler.  bir kış akşamı haci'de derin bir uykuya dalar. Bir daha uyanmamak üzere.
japonyada meydana gelmiş olan bu olayda gerçek hachi 1934 yılında ölüyor ve beklediği tren istasyonunun önüne hachi'nin bronzdan bir heykelini yapıyorlar.Film izlemek isteyen olursa diye buraya tık tık linkini bağlıyorum arkadaşlar.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Kitap tavsiyesi ???

Acayip bir kitap alma havası var üzerimde, kitapyurdunu elli kez açıp baktım galiba, kendimi frenlemeye çalışıyorum ama içimden de alda nasıl olursa olsun diyen bir ses var. Ya ama evde okunmamış kitaplar var daha, ama şu japon ne yapmış kitabınıda çok merak ettim hemen okumak istiyorum, e almışken tek kitapta alınmazki bir kaçtane kitap almak lazım. Aslında ahmet hamdi tanpınar külliyatını okumak istiyorum, şöle ucuza bulsam da alsam çok süper olur. püffffffff

Peki Aranızda bana tarihi kitap tavsiye edecek varmı ??

3 Ekim 2011 Pazartesi

YAŞASIN MERLİNNNNNN

Sevinçten havalara uçuyorum galiba, dizi izlediğim siteyi açar açmaz karşıma merlin 4, sezon 1, bölüm geldi, oleyy yuppi diye bağırmak istedim iş yerinde ama sabahın bu saatinde milli piyango kazanmış gibi bağırmak istemiyorum onun için koştum geldim bloğuma, hayır bir insan bir dizi başladı diye niye bu kadar sevinir onu anlamış değilim ama ne yapayım çok seviyorum merlin dizisini, ama melesef ingilizce, alt yazısı henüz eklenmemiş, artık anladığım kadarını izlerim anlamadığım yerde hayal gücümü kullanıp onların yerine playbek yaparım olmadı, bir iki güne yüklenir zaten alt yazı o zaman da tekrar izlerim. 
Bu yazı tamamen iş yerindeki bastırılmış duygularımın dışa vurumudur, bir nevi yazarak düşünmektir. Antiparantez okumak veya yorum bırakmak zorunda olmadığınız bir yazıdır.

yeni mim lükslerimiz

Arkadaşım Aslı mimlemiş beni sağolsun, mim konusu lükslerimiz. Lüks deyince ne gelirki aklımıza ?? benim aklıma ilk gelen şey lüküs hayat müzikali :))))))))) 
Fransızcadan dilimize girmiş olan bu kelime  giyimde, eşyada vb aşırı gitme, gösterişe kaçma, gereksinim dışı olan anlamlarına geliyor. Düşününce lüks kelimesi zaten benim yaşayışıma aykırı bir kelime dolayısıylada benim bir lüksüm yok. Ama Rabbim sağlıklı bir hayat vermiş onu yaşıyorum, sağlıklı bir hayatın lüks sayılıp sayılmayacağını bilmiyorum ama eğer ki sayılıyorsa en büyük lüks bu işte sağlının yerinde olması.

2 Ekim 2011 Pazar

MATRUŞKA

Bir çarpı işidir gidiyor ortalıkta bende eksik kalmak istemedim bu akımdan ve matruşka işledim. Bknz: yukardaki resim.  Tuba Can bana bi matruşka örneği göndermişti genel hatlarını ondan alarak yaptım, ortasındaki çiçekler bana ait biraz ondan biraz bundan bakarak bu çıktı ortaya. Daha tam bitmedi aslında çerçeve yapcam ben bunu, altına elyaf geçircem (annem geçircek yani) kenarlarına siyah geçicem kontür olması için, kenarına pasportu, ahşap birde  çerçeve alıp onu da kırmızıya boyayım diyorum yada beyaza henüz karar vermedim. Tam anlamı ile bitince tekrar  yayınlarım. ama siz şimdilik aa ne kadar güzel olmuş v.b. yorumlarınızı bırakabilirsiniz :)) işte böyleeee