30 Eylül 2011 Cuma

SİZİN HİÇ AYAKKABINIZIN TOPUĞU KIRILDIMI ??/

Benim kırıldı hemde iş  yerinde, 
çok severim topuklu ayakkabı giymeyi, bu sevgiyi sonuna kadar yaşamak istediğim için dar paça pantolunun altına giydim topuklu ayakkabılarımı, fabrikanın içinde tıkır tıkır yürüyorum. her adımımda topukların sesi çıkıyor, sanarsınki frank sinatra ile dance with me eşliğinde klaketlerle dans ediyorum.  idari personel yekta hanım bi gezmeyip masanızda otursanız bakışı fırlatıyor bana ama umrumdamı. tabiki değil yaşasınn topuklu ayakkabııııııııııııı ııı ııı diye kalıyorum, çünkü tam yemek vakti iniyorum yemekhaneye ve tam yemeğimi alacakken olan oluyor ayakkabımın topuğu kırılıyor. Napcam ben şimdi diyerekten kendimi en yakın masaya atıyorum tabi yemeğimide alamıyorum, herkesin bakışı önünde bir bacağım diğerinden 5 cm kısaymış misali (allah korusun) yürümeme devam ediyorum. Melul melul bakıyorum sağa sola, bir arkadaş sağolsun yemeğimi getiriyor, ben yemeği yerken depocumuz geliyor ona veriyorum ayakkabımı yaparmısınız diye, bu sırada yemekhanede herkesin dalgasına maruz kalıyorum. diyorlarki yekta hanım işcilere verin de ayakkabınızı bi gazaltı kaynak yapsınlar. benzerinde espriler dönüyor ortalıkta. Bu arada  yemeğim biter ama tabağımı götürürken yine allah korusun topal vaziyette götürüyorum ya bi düşünün o görüntüyü bi canlandırın hayalinizdene kadar berbat bir durum :D:D Aradan bir saat geçti benim ayakkabı olmamış vaziyette geri geldi, ne oldu dedim çakamadık dediler, yapıştırın dedim yapıştırıcı tutmuyor dediler . eee dedim ne yapacam ben şimdi, valla biz bilmeyiz dediler. hay anasını dedim içimden. aksak vaziyette mutfağa aşcı teyzeciklerin yanına gittim, teyze teyze fazla terliğiniz varmı ?? gülmeye başladılar tabi. ayıp size gülmeyin bi terlik verin bana diyerekten ordan şu hastanelerde hemşilerin giydikleri terlikler oluyor ya onlardan lacivert bir tane giydim. Akşama kadar terliklerle gezdim,  Bir ara baktım ortalıklarda kimse görünmüyor yavaşca odamdan çıktım çay ocağına yöneldim, maksat kimse beni öyle görmesin zaten terliklerde büyük ayağıma, tam çay ocağına yaklaştım fabrikanın müdürü yekta dedi naptın ayakkabın olmadımı senin, haydaa sen nerden çıktın bakışı fırlattım ona yok dedim olmadı terlik istirahatine ayrıldım ben, ee dedi akşam ne yapacaksın ?? eve nasıl gideceksin ?? evet doğru nasıl gidecem eve ??? iş  yerinde düştüğüm gülünç durum yeterdi birde ankara halkının bana gülmesini kaldıramayacağım diye düşünerekten babamı aradım :)) Sağolsun bizim servis ulusa varmadan babam ulusa gelmişti hemen servisten in arabaya bin yaptım ve bu komik anınında  böylece sonuna geldik. 
bir daha topuklu ayakkabı giydimmi ??
TABİKİ EVEEETTTTTT giydim,giyiyorum, giyeceğim, topuğum kırılsa  bile artık tecrübeliyim, aşcıların hala boşta bir tane terlikleri var :))))))))))))))))))))))


ANKARA"DA AŞIK OLMAK ZOR İKİ GÖZÜM..


Sabahın bu saatlerinde ankara'daki karanlık ve iç karartıcı havadan olsa gerek böyle bir moda girdim.  acaba hava koşullarından psikolojisi hemen etkilenen bir benmiyim..

27 Eylül 2011 Salı

BLOGER BULUŞMASI

Ramazan öncesi blogcu buluşmamızın tadı damağımızda kaldı, ekim ayı için sözleşmiştik arkadaşlarla ee ekim arifesinde buluşalım tekrar, görüşelim, kaynaşalım. 8 EKİM' de gerçekleşecek buluşma, mekan saat gibi detaylı bilgiler tuba can 'ın blogunda mevcuttur. Gelmek isteyen, tanışmak isteyen herkese açıktır buluşmamız. Gelmek isteyen arkadaşlar yorum atarlarsa detaylı bilgi verilecektir. İsteyen mail yoluylada ulaşabilir. duruyektahw@gmail.com

23 Eylül 2011 Cuma

HAVAALANINDA HİÇ KAYBOLDUNUZ MU ??


Size komik bişiler anlatayımmı ??

Şimdi biz annemle istanbuldan, ankaraya geliyoruz, gidiş dönüş rahat olsun diye uçakla dedik gidip gelelim zamandan kazanalım.Gidiş harikaydı en azından herhangi bir sorun olmadı, ya peki dönüş ?? 
Hava şartlarından dolayı yarım saat ankara üzerinde uçuş yaptık, gök gürültüsü şimşek bilmem ne uçak yere iniş yapamadı,filmlerde olur ya hani uçak hava türbülansına girer o sırada uçağın etrafında kara kara bulutlar olur ha düştü ha düşecek eyvah diye izlersiniz filmin o sahnelerini, aynen öyle bir olay yaşıyoruz bizde, uçakta birde paristen gelmiş yolcular vardı herkes tedirgin, pilot sürekli canlı yayında ankarada tur atıyoruz pencerelerden izleyebilrisiniz ankarayı, eğer iniş yapamazsak geri istanbula dönüş yapacağız. yolcularda kıpırdanma hareketlilik güler yüzlü hosteslerde zoraki bir sırıtma durumu. bu arada annemle biz napıyoruz uçağın o küçücük penceresinden, evimizi görmeye çalışıyoruz :DDDDDD Ama ne yapalım uçak bizim o tarafta uçuyordu, annemle konuşmamız :
ben: Anne bak bizim ora 
A: Bak şu sıhhıyedeki benzinlik
B: Gençlik parkının ışıkları yanıyor, ne güzel görünüyormuş kuş bakışı
A: 50, yıl parkıda görünüyor, seneye açacaklarmış
 Annemin yanında oturan kızcağızda yazık biz anlattıkça merak etti galiba oda bakmaya çalışıyor pencereden ama pencere küçük üç kişiyi birden kaldırmıyor :D:D

İnsanlar tedirginken annemle benim bu rahatlığımız pek normal gelmiyor tabi ama, aman sanki diyoruz inemezse gideriz istanbula ankara turu yaptık geldik deriz :D:D Biz işi iyice espriye vurduk tabi :D

Neyse yarım saat rötarla uçağımız ankaraya indi. Uçak iniş yapınca tabi alkışladık bizde pilotu, oley yaşasın diye bağırcaktık ama abartmayalım dedik :)) 
uçaktan inerken iki hostes dışhatlar yolcuları ile iç hatlar yolcularını ayırıyorlardı. Ama iç hatlar yolcularının geçeceği yerin önünde durmuş iki akıllı, bizde annemle sandık orası dış hatlar yolcuları için, iç hatlar yolcuları geçmesin diye kapatmışlar bari diğer yerden gidelim, derken dış hatlar yolcuları ile karıştık, köyden indim şehre misali havaalanın içinde kaybolduk. 
Ben: anne bunlar hep paris maris bişiler diyorlar galiba dış hatlara karıştık
Annem: olsun bunlar da türk :D

Tabi yanlış yere geçtiğmizi için havalanında içi sağolsun labirent gibi, annemle her çıkış gördüğümüz yere yönelmeye başladık. sonunda adamın biri bizi durdurdu,  exıt gördüğümüz yere doğru yönelince biz görevli arkadan bağırdı hanfendi nereye gidiyorsunuzzz ?? 
Ya biz kaybolduk 
G: anlamadım nasıl kayboldunuz ?
B: Dış hatlar yolcuları ile karıştık oysaki biz iç hatız
G: nasıl ya ???
B: Yahu bırak nasılı çıkışı göster bize valizlerimizi alcaz
G: anlamadım ama tamam şurdan geçin diyerek adres tarif etti. 

Oley kendimizi çıkışta bulduk ama ya valizler ??
valizler iç hatta kaldı, içeriye nasıl gircez tekrar :))

Ben: Pardon bizim valizler içerde kaldı alabilirmiyiz.
G Nasıl içerde kaldı, almadanmı çıktınız
B: Ya uzun hikaye kaybolduk felan valizler kaldı işte
G: nasıl kayboldunuz ??
B: valizler diyorum girsekte alsak çıksak 
G: e tamam geç al hadi,
B: sağolasın hocam eyvallah :D

Yaşasın artık valizlerde elimizde nerde bu havaş otobüsü ?????? 

HAYIRLI CUMALAR

CUMANIZ MÜBAREK DUALARINIZ KABUL OLSUN ARKADAŞLAR.

22 Eylül 2011 Perşembe

UNUTKANLIK VE NOTLAR

Asılnda benim not tutmak gibi bir alışkanlığım yoktu, zor bela edindim bu alışkanlığı nedeni ise unutkan bir insanım, gel görki yine de yapacağım işi giriş gelişme sonuç bölümlü not tutmam, öyle düzenlide değildir ajandam, sağa sola not yazarım sonra onları da unuttuğum çok olmuştur. Ama en azından  gün içerisinde kısa kısa en azından başını okuyunca sonunu hatırlatacağı yada yapmam gereken şeyin ne olduğunu hatırlatmasını umduğum notlar tutarım. Sonra tuttuğum notuda unuturum, benim işim hesap kitap olduğu için, ve takvim benim işimde önemli olduğu için dedim ki takvim üzerine notlar alayım. masamda duran masa takviminin mesala ayın 26'sı bunu daire içine alırım ki o gün birşey olduğunu anlayım. bir kaç hatfa önce yada bilmiyorum daha erken veya geç Eylül'ün 26"sını kırmızı kalemle çizmişim (bknz: yukardaki resme) yanınada türkçe sandığım yazı ile üç harfli bişi yazmışım. nerdeyse iki haftadır uğraşıyorum ne yazdığmı çözmek için, ayın 26'da olabilecek şeyleri düşünüyorum ama hala bulamadım. Aöf kayıtları olabilir diye düşünüyorum malum oda üç harfli en yakın ihtimal bu geldi aklıma :)
Yine ajandama aldığım notlardan işcinn birinin adını yazmışım ama gerisini yazmamışım, unutkan bir insan olduğumu unutup kıvrak zekamın neresine güvenerek sadece isim yazdım acaba. Birde yazmak yada not almak değil benimkisi bildiğiniz karalamak, aldığım notları okuyamıyorum, ajanda bana bakıyor ben ajandaya harfleri tanıyarak bişiler çıkartmaya çalışıyorum aldığım notlardan. Yine aldığım notlardan birisinden ilerki bir tarihte şu bankayı ara yazmışım, ama ne amaçla arayacağımı yazmamışım :D:D
İnsanlar bana ne kadar unutkansın ne kadar dalgınsın diyorlar, ee diyorum dua edin bir gün de sizin kim olduğunuzu unutmayayım.  
Bu yaşımda alzheimer hastası olamam, unutkanlığımı kansızlığıma bağlıyorum ki doktor da öyle dedi
Ama bana kalırsa beynim benim için gereksiz bilgileri depolamıyor :)) iş konusunda biraz rahat bir insanım, sıkıntıya bunalıma sokamam kendimi relax olmalıyım ben, tabi bu rahatlık da bana biraz boşvermişlik katıyor unutma sebebimde bu boşvermişlikten olduğunu düşünüyorum. Sonuçta beyin önem verilmeyen şeyleri neden boşuna depo edip kapasitesini doldursun :P:P

21 Eylül 2011 Çarşamba

AÇ BİR İNSAN :(

işten eve aç vaziyette gelip, evde yemek yoksa bütün psikolojim alt üst oluyor. 
Sayın YEMEK BLOGCULARI hayrına bizim eve yemek yapıp getircek kimse varmı ?????

Wodaabelerin kur yapma yarışması

Biri size böyle kur yapsa ne yaparsınız ???



Resimler  afrikalı wodaabelerin her yıl düzenlediği kur yapma yarışması guerewol'dan.Erkekler yüzlerini bu şekilde süsleyerek genç bekar bayanlara kur yapıyorlarmış.  birde olmazsa olmaz bugün için hazırlanılmış kostümleri var tabi afrika dansları eşliğinde, Yarışmacılar için yakışıklılık kriteri ise uzun boy, beyaz diş,  ve güzel gözler. haberin devamı ve farklı resimler  için tık tık

Ben zilyon sene bekar kalcağımı bilsemde bunlardan almayım lütfen :D:D:D

HOW I MET YOUR MOTHER YENİ SEZON

Favori dizimin yeni sezonunu görünce gözlerim yuvasından çıkacaktı, odanın içinde kendi duyabiliceğim bir ses tonu ile oleyy yaşasın yuppi nidaları attım. Napayım çok seviyorum bu diziyi. Bu sene 7, sezonuyla bizimle, 6, sezonda merak edilen düğünün barney'e ait olduğunu öğrenip şok geçirmiştik, bu sezonda bekliyoruz ki gelin kim acaba. robin mi yoksa nora mı hala belli değil. ilk iki bölümü türkçe alt yazılı olarak net dünyasında bulabilrsiniz. Darısı big bang theory ve merlin'in başına.

18 Eylül 2011 Pazar

YARIM KALAN KİTAPLAR

HAYDİ BAKALIM SİZE BİR SORU KİTAPLIĞINIZDA KAÇTANE YARIM KİTABINIZ VAR ????

Bende tam 8 tane yarım kitap varmış, hiç farkında değilim, ne ara aldım size ne ara okumaya başladım ve ne ara yarım kaldınız, içlerinden 2 tanesini kesinlikle okumayacağım onu biliyorum. Diğerlerini zaman içinde okumayı düşünüyorum, oku beni dedikleri zaman. Kitap hiç oku beni dermi ?? Der tabi yeterki duymasını bil :)) ayrıca kitaplığımda nefret ettiğim kitap olarak nitelendireceğim tek kitap var oda ZAR ADAM, nasıl aldım bu kitabı hala merak ediyorum, nasıl bir gafletle aldıysam artık 100, sayfaya kadar okudum üstelik ve orda bıraktım, kitap 464 sayfaymış, bayağıda kalınmış kitap. Kanal D'de yeni başlayan bir dizi var BİR ÇOCUK SEVDİM diye, bülent inal hayranı olarak diziyi izleyim dedim, ama orda da bülent inal'ın karakteri biraz bu kitaptan esinlenilmiş gibi, dizide de bülent inal almış eline bir zar, çift gelmezse seninle elvencem  ama eğer çift gelirse evlenmicem kabul ediyormusun diyor sevgilisine kadın tabi atlıyor,başrol jönümüz atıyor zarı tabiki çift gelmiyor, bak görüyormusun şimdi kadının bütün umutları nasıl sona erdi, daha uyku bile uyuyamaz o kadın. Bu zar sahnesi nerdeyse bülent inaldan nefret ettircekti beni. Aman neyse ne konu nasıl dağıldı, haydi iyi akşamlar, sağlıcakla kalın sevgili okurlar, allaha emanet olun.

seviyorum, sevmiyorum

Çok sık kapatmayı düşünsem de hatta bu yüzden bloğum artema halini almış olsa bile
Seviyorum bloğumu
Seviyorum yorum okumayı
Seviyorum takip edilmeyi
Seviyorum post atmayı
en çokta laf olsun diye yazmayı seviyorum, nede olsa burda kimse deli gözüyle bakmıyor :D:D
Canın ne isterse onu yaz, yer senin mekan senin, bunu niye yazdın şunu niye yaptın diyen kimse yok, en fazla beğenmeyen okumasın, kimsenin kimseyi eleştiri hakkı yok, en çokta seviyorum işte bu yüzden..

Ayrıca seviyorum Cloud'u :))))))
SEVMİYORUM PAZARTESİYİİİ, SEVMİYORUM İŞE GİTMEYİ, SEVMİYORUM PAZAR AKŞAMLARINI.....

17 Eylül 2011 Cumartesi

RÜYALAR

İnsanlar dinlenmek için uyur, ama ya uykuda görülen rüyalar ???
Bizim sabaha kadar gördüğümüzü sandığımız rüyalar birkaç saniyeden fazla olmasada bütün geceyi etkiliyor.
Bugün yine bana göre sabaha kadar rüya gördüm, gördüğüm rüyayı beğenmedim kendimi  uyardım, tekrar uyudum tekrar rüyalar...
Rüya görmekten dinlendiğimi anlamıyorum, hele ki atraksiyonlu rüyalar görüyorsam sabah her yerim tutulmuş vaziyette kalkıyorum, sanki bütün gece uyumadım jet lee ile dövüş yaptım,
Rüyamda yemek yiyorsam sabah kalktığımda midem taş gibi oluyor..
Geçen herbirenk'te bahsetmişti postunda, bazense gerçek ile rüya karışıyor birbirine, aradan bir kaç gün geçince acaba diyorum bu rüyamıydı ?? yoksa gerçekmiydi ??
Şöyle sabaha kadar deliksiz, rüyasız bir uykuya hasret kalıyorum bazen..
Sizlerin de varmı böyle sorunları ??

16 Eylül 2011 Cuma

OKU AMA NEYİ ?? SİMURG : OTUZ KUŞUN ÖYKÜSÜ


Kitap bilgisine çok güvendiğim bir arkadaşımın beni yine zorlamasıyla aldığım bir kitap. Kitabı alalı bir aydan fazla oluyor ama elim değmedi bir türlü okumak için, şöyle daha sakin bir anımı bekledim aslında ama öyle bir anım yokmuş ya da her anım sakin bilemiyorum :)
Kitabı okumaya bugün başlıyorum, 500 sayfalık uzunca bir kitap, "oku" ama neyi ?? cümlesi, kuranı kerimdeki ikra kelimesi üzerine yazılmış. 
kitabın başlagıncında simurgun öyküsü anlatılıyor, birçok kişi biliyordur bu öyküyü ama ben yinede yazmak istiyorum, bilmeyenler ve yeniden hatırlamak isteyenler için: 
'Efendim vakti zamanında sadece kuşların yaşadığı bir memleket varmış, kuşlar kendilerine bir padişah seçmek istemişler. sormuş soruşturmuşlar: padişahın kafdağı denilen uzak, çok uzak bir diyarda bulunduğunu öğrenmişler. padişahın adı da SİMURG imiş... kuşlar, hep birden simurg'a gitmeyi, onun önünde diz çökmeyi ve ona kavuşmayı dilemişler. önlerinde çok çeşitli engeller, dik vadiler ve aşılması güç dağlar varmış. fakat bir kez karar vermişler ölmek var dönmek yok diye. kafadığı'nın ardına ulaşmak için topulca yola koyulmuşlar.yolun daha yarısına gelmeden kuşların çoğu ölmüş. simurga ulaşabilmek için, önlerinde daha aşılması zorlu yedi engel varmış. bu yedi aşamayı da atlatmak içni kuşlar çok gayret sarf etmişler. bütün arzuları simurg'un huzuruna ulaşabilmekmiş, çetin bir savaş vererek ve bin bir türlü zorluklarla karşılaşarak bu yedi alanı da geçmişler. kuşlardan pek azı hayatta kalabilmiş. sonunda kafdağı'na ulaşabilmişler. ulaşmışlar ama gel gör ki, milyonlarca kuştan geriye sadece otuz kuş kalmış. onlar da cen çekişmekteymişler. bir de bakmışlar ki kafdağı'ndaki simurg, aslında kendileriymiş! (simurg, farsça otuz demikmiş).

bu hikayeyi yazara bir arkadaşı anlatıyor, ve yazar bu hikayenin bir mesaj içerdiğini anlayıp bu hikayenin geçtiği kitabı okuyor. ve diyor ki; o zaman anladım ki boşuna ömür tüketmiş, nafile işlerle uğraşmış, boş hayallerle vakit geçirmişim. bu masalla yola çıktığım serüvende doğu ve batı edebiyatında isim yapmış nice düşünür, bilimci ve yazarları okudum, arada bir bu arkadaşımla ve daha sonra tanıştığım bilge kişilerle tatlı sohbetlerimiz oldu. sonuçta bu kitap ortaya çıktı.  OKU AMA NEYİ ???

Kitabı bitirdikten sonra sizlere tekrar tanıtacağım ama şu anda bende bu kitaba sizin kadar yabancıyım o yüzden kimseye tavsiye edemem.

HAYIRLI CUMALAR

CUMANIZ MÜBAREK DUALARINIZ KABUL OLSUN ARKADAŞLAR.
HERKESE EN İÇTEN DİLEKLERİMLE HAYIRLI CUMALAR DİLİYORUM.

15 Eylül 2011 Perşembe

FARANJİTMİŞİMM

hastane koşturmam şükür bitti, ankarada olanlar için ve haberi olmayanlar için ANKARA HASTANESİ 4'den sonra vardiya başlıyor, bütün bölümlerin muanesi devam ediyor ve uzman doktorlar oluyor aklınızın birköşesinde olsun. Kendime faranjit teşhisi koyarak gittiğim 2, hastanede doktorda benimle aynı fikirdeydi, ASLIIIIIIIIIII, HERBİRENKKK kronik faranjitmişim, gözüm aydın :D:D
Peki ne yapmak lazımmış faranjiti olanların;
boğazınızı nemli tutacaksınız sürekliki boğaz ağrınız hafiflesin
tozlu ortamda çalışıyorsanız maske kullanacaksınız, bana da maske kullanmamı söyledi.
fazla konuşmayıp, sesimde birden inişler çıkışlar yapmayacakmışım ki buda sesime ve boğazıma zarar verirmiş.
ses ve işitme terapiside almam gerekiyormuş, muşda muş aman yaaaaa

 hayır birde millete ne benim faranjitimden de burdan reklam yapıyorum onuda bilmiyorum, görmemiş hasta olmuş herkese anlatmış :P allah daha ciddi hastalıklardan cümlemizi korusun, bütün hastalara şifa versin. amin.

DOKTORLAR VE BENN

iki gündür kendi teşhisimi koyarak hastaneye gidiyorum. şöyle ki kendime faranjit teşhisi koyarak dün gittiğim hastaneden ses terapisi teşhisi koyularak geri ayrıldım, hadi buraya kadar geldim bari boşa gitmesin mantığıyla kan tahlili istedim, tabi kbb' cii doktora inanmadım bu doktor kötü diye düşünerek bugünde başka bir hastaneye gideceğim çünkü hala bende faranjit olduğuna inanıyorum :))
Biraz önce de yine başka bir bölümden geldim, malumunuz bir süredir şiddetli baş ağrıları çekiyordum böyle olmayacak gidip bir göstereyim dedim, doktor benim şikayetlerimi dinledikten sonra eline aldığı tükenmez kalem ile sağa sola, yukarı aşağı baktırdıktan sonra, aldı eline çekici (hep merak ederdim bu çekiçle neden vuruyorlar diye sonunda bana da vurdular rahatladım :D ) kollarıma bacaklarıma orta şiddetle vurduktan sonra, e hadi bu kadarını yaptım bari birde tansiyonunu ölçüğüm mantığı ile birde tansiyonumu ölçtü. hımm tansiyonun 10-8 dedi ve yerine oturdu :D eee diye düşünüyorum içimden peki ya baş ağrıları ???
yekta hanım anlatığınız şikayetlerinize göre baş ağrı sebebiniz alın bölgesinden beyne giden damarlardaki kasılmalar neden oluyor, kitap okumayı azaltın, dikkatinizi toplayarak yaptığınız işlerde kısa aralar vererek devam edin, biraz kansız görünüyorsunuz ama size başka bir tavsiyem yok. gidebilirsiniz.
eyvallah hocam...
tabi ben kendime başka teşhis koymuştum en azından beynimin bir fotokopisini isteseydin bari yalandan da olsa baksaydın böyle bacaklarıma vurduğun iki tık tıkla oluyormu bu işler yahu. ben bugün başka bir hastaneye daha gideyim buda bana inandırıcı gelmedi.

14 Eylül 2011 Çarşamba

SİZ HİÇ ÜSTÜNÜZÜ TERS GİYİP DIŞARI ÇIKTINIZMI ???/

Ben sürekli çıkıyorum, nerdeyse alışkanlık halini alacak diye korkuyorum. sabahları 07,05 de kalkıp 07,15 de evden çıkıyorum. 10 dk içinde kendimi hazır sanıp vuruyorum yollara. İş yerinde saat 3 gibi ise yine üzerimi ters giydiğimi fark edip, gidip düzünü giyiniyorum. İçinizden salak diye düşünmeyin o saate kadar nasıl fark edemiyorsun da demeyin, fark edemiyorum çünkü yazın genelde şifon tunik giyiniyorum ve tuniğin iki yüzüde aynı, dün sabah aldım tuniği elime baktım dikişine giyindim çıktım bir güzel, saat 2-3 sıraları ne göreyim yine ters giymişim o kadar da bakmıştım da boşa bakmışım demekki. Hadi salak yine ben olayım ama sevgili mesai arkadaşlarım sizler neden hiç fark edip uyarmıyorsunuz, aa yine ters giymişim diyorum aaa diyor onlarda hiç belli olmuyor, olsa zaten giymeyiz arkadaşım ters o kadar da salak değiliz yanii. İçinizde yine neden saat 3 sıraları fark ediyorsun, çokmu yoğunsun diye düşünenler varsa hiç düşünmeyin yoğunluktan değil, nedenini bende bilmiyorum belki bilinçaltıdır :))
Yine böyle telaşlı bir günümde başörtünün yarısını önünü örtmüşüm, nasıl olduysa arkası toplanmış. ben öyle bir güzel düştüm yola ulusa geldim servise bindim sağolsun c.. bey, yekta hanım başınızı arkası açık dedi de utanç ve telaş içinde düzledim. hayır beni o halde gören insanlar neden hiç uyarmayıp yanımdan gülüp geçtiler acaba, hayatımın her döneminde beni bulmuştur böyle rezil olaylar, kaderim galiba :P

NEW GİRL 2011


how i meet your mother ve big bang theory yeni bölümlerini beklerken yeni bir sitcom dizisi başladı. Dizi adı new girl, erkek arkadaşından yeni ayrılan jess kendisine kalacak bir yer ararken bir ilan sonucu 3 erkek ile aynı evde yaşamaya başlarlar. jess karakteri insan ilişkilerinde sorunlu bir tiptir şöyle ki recep ivediğin kadın versiyonunu düşünün aynısı.  Dizinin henüz türkçe alt yazılı olarak ilk bölümü yayınlandı. Diziyi izlerken kahkahalar atmıyorsunuz, yüzünüzde hafif bir gülümseme ile izlemeniz mümkün, ilk bölüme göre sevdim gibi diziyi bakalım diğer bölümler nasıl olacak. Sitcom dizilerinin en çok sevdiğim yanı süresinin kısa olması ortalama yarım saat civarında bölüm bitiyor, son zamanlarda izlediğim kore dramaları ve diğer fantastik bilimkurgu dizilerinden sıyrılmak açısından bu dizi iyi geldi. orta şiddetle tavsiye edilir, izlemezseniz de çok şey kaçırmazsınız..

13 Eylül 2011 Salı

PÜFS


Sıkıldım sıkıldım uçmak istiyorum
Yalınayak yere basmak istiyorum
Ne eksiğimiz var çiçekten böcekten
Tabiat misali çoşmak istiyorum.

kuş lokumu 19 fEAt victor démé

•  Armut sulu olmalı. Elma sulu olursa iyidir. Sulu ayva daha güzel. İmza: DSİ
• Bilim adamları, kişinin tükürüğünden yaşının belirlenebileceğini iddia ediyor. Ohoo, ben bunu çoktan beri yapıyordum. “Haaaagghhh tüüüaaaaa” 36 yaş (erkek),  “Tü tü tü maşallah” 72 yaş (kadın), “Ptüüüii…gggşşş…” 6 yaş (erkek).
• Sirk çadırı ile müzik festivali çadırı temelde aynı şey: Biletsiz girilmez. Sarhoş palyaçoları meşhurdur. Ateş çemberinden geçmeye çalışan aslanlar var.
• Kabullenin; hepimiz öleceğiz, bütün diş macunları bitecek ve bütün çekmecelerin kulpları kopacak.
• Uzayda iki farklı noktayı birleştiren şeye doğru parçası denir, dünyada menfaat.
• Pragmatizm: Ayak serçe parmağı hiç bir işe yaramıyor. Romantizm: Ayak serçe parmağım, canım benim.
• Yeni evlenen bir kız arkadaşımı ziyarete gittim. Kızcağız dertliydi. “Eşim radyocu” dedi. “Ne zaman bir yerlerde bir şarkı çalsa sözler girene kadar durmadan konuşuyor. Düğün şarkımızda bile yaptı bunu. Sus ve öp demek zorunda kaldım.”
• Bir kâğıt mendilci, bir kedi ve bir diplomat yemeğe gitmişler. Diplomat oturmuş, diğerleri alışkanlıklarını bozmamış.  
• Tatlı dil her şeyi açar, banyo penceresi hariç.
• 450 metre uzaklıktan bir insanın ancak kıyafetlerinin rengini seçebiliriz, 200 metreden yüzünü ayırt edebiliriz, fakat bazen 5 metreden bile insan olup olmadığını anlayamayız.

bahadır cüneyt yalcin  yazısıdır.

12 Eylül 2011 Pazartesi

allah bizi yaratırken fikrimizi neden sormadı ??

Esselamü Aleyküm Hocam,

Yaklaşık 10 yıldır tefsir derslerinize bir talebe titizliği ile katılmaktayım. Belki derslerinizde açıklamasını yapmış olduğunuz ama benim toparlamayı beceremediğim bir konuda tıkandım ve yardımınıza ihtiyacım var.

Fıtraten temiz vicdanlı ve ahlaklı, bu güne kadar kendisine Rabb’imin âyetleri ulaştırılmadığı için Rabb’imle tanışma ve kaynaşma fırsatını bulamamış bir dostum ile sık sık O’nu tanımak adına sohbetler yapıyorduk. En son sohbetimizde sizin Maun Sûresi’nin tefsirinde anlatmış olduğunuz ‘din’ kelimesinin izahını kendisine dinlettim. Kendisi dinledikten sonra biraz da çekinerek; yani Allah (cc)’a karşı bir saygısızlık yapmaktan da korkarak, iyi niyetle, kafasına takılan bir soru sordu bana! Üzgünüm hocam, talebeniz olarak tıkanıp kaldım, aslında utanıyorum.

Din kelimesinin anlamının borçluluk olduğunu çünkü sahip olduğumuz herşeyi Allah’ın bize verdiğini konuşurken, kendisi şöyle dedi:

Ama birisinden borç alırken biz borç almak isteriz, talep ederiz. O da verir.

Bu dünyaya gelirken Allah bize sorsaydı ‘Ey kulum sana herşeyi vereceğim ve dünyada imtihan edeceğim’ diye belki de ben imtihanı başaramamaktan korktuğum için ondan borç almak istemeyecektim. Şu anda bizim fikrimiz alınmadan, biz istemeden borçlu duruma düşürüldük’ dedi.

Bu düşüncenin yamuk tarafı neresi? Ben ona ne yanıt verebilirdim?

Bu mesele kafamı çok meşkul etti. Bir yanıt verememek, donup kalmak beni çok rahatsız etti. Bu yüzden açıkçası bu konuda çok fazla emek sarfetmeden, alın ve zihin teri dökmeden size başvurdum. Belki de kendimi bu konuyu vahyin ışığında çözmek için yeterli görmüyorum. Bir an önce doğru bakış açısını öğrenip ona ulaştırmak istedim.

Takıldığım bu nokta belki de çok basit bir nokta da ben uzaktan bakıp göremiyorum. Belki de sizi çok gereksiz bir şey için meşgul etmiş oluyorum. Eğer öyleyse hakkınızı helal edin.

Yine de Rabb’ime kendisini tanıyıp sevebileceğim bir bilinç (az ya da çok) verdiği için şükürler olsun.

Allah sizden razı olsun. Hep yolunuzu dosdoğru yol üzere kılsın.
Aziz hanımefendi, kerim bacım,
Selam verir, hürmet eder, dua ederim dünümüz, günümüz ve meçhul sonumuz için... Ve dua dilenirim tüm bu şeyler için. Emma ba'd...

1. Bu sual yanlış: Ontolojik açıdan yanlış. Zira sual sahibi Allah-kul ilişkisini "insan-insan" ilişkisi üzerinden yargılıyor. Önyargılı bir yargı… Oysaki Allah ile insan ontolojik/varoluşsal açıdan farklı düzlemdedirler. Allah yaratan insan yaratılandır. Borçluluk ilişkisi de insan-insan düşleminden bakarak anlaşılamaz.

2. Bu sual kendi içinde çelişki taşıyor. Diyor ki: "biz birinden borç talep ederiz o da verir, ama biz Allah'tan talep etmediğimiz halde verdi..."
Peki, biz birinden borcu ne ile talep ederniz? Söz, dil, ses, konuşma yetisi ve bütün bunların ardında yatan "irade" ile değil mi?
Burada üç soruya cevap vermeli soru sahibi:
1. İrade'yi dahi borçlusun ey insan? O irade sana verilmeden önce hangi iradeyle talepte bulunmayı düşünüyordun? Baksana bu itirazı yapmak için kullanıdğın tüm araçlar ona ait. Ona itirazda tutarlı olmak için, onun emanet ettiği araçlar dışında kullanacağım araçlar bul, onları kullan ki tutarlı olasın. Yoksa bu tutarlı olur mu?
2. İrade verildikten sonra talepte bulunduk diyelim: Bu da azim bir yüzsüzlük ve çelişki olmaz mıydı: Madem "benim sana neyi vereceğim hakkında irade yürütüyorsun, o zaman samimi olsaydın da, bu yürütmeye sana verdiğim "irade"yi de dahil etseydin ya? Onu niçin "kazanılmış hak" veya "baba mirası gibi görüyorsun? Bu, aslında sana zihninin kurduğu bir tuzak değil midir?
3. Ey sualinde "Belki ben imtihanı başaramamaktan korktuğum için ondan borç almak istemeyecektim. Şu anda fikrimiz alınmadan biz istemeden borçlu durumuna düşürüldük" cümlesini Kur’an kul! Sadece bu iki cümle içerisinde 19 kelime var. Bunlardan tam yedi tane kelime soruyu temelden tutarsız hale getiriyor. O kelimeler şunlar: "ben", "almak", "isteyecektim", "bizim", "fikrimiz", "biz, "istemeden"… Mesela "ben" diyorsun? Ben ile kastettiğin kendi varlığını hangi delile dayanarak ve ne cür'etle "borç" dışında tutuyorsun? Mesela "almak" ve "istemekten" söz ediyorsun. İyi ama isteme yetisinin kendisi borç değil mi? "fikrimiz" diyordun. O var etmeden önce sen yoktun ki, bir fikrin olsun. Dolayısıyla "fikrimiz" derken, gördüğün gibi ey kul, daha varlığınız öncesine bile fikren ulaşmakta acizlikler içindesin ve bu gayet doğaldır. Çünkü kendi yokluğun haline kendini inandıramıyor, öyle bir dili kurmakta acze düşüyorsun. Bu dilinin ve düşüncenin varlığının öncesinde yokluğuna gitmekten dahi aciz olduğunu görmeyip, böyle bir soruyu sormaya seni cür'et ettiren gerçek sebep nedir, meselenin can alıcı nokttasını teşkil eden bu soruya açık yüreklilikle vicdanında cevap bulmaya ve o cevabı diline dökmeye hazır mısın?
a) Mantık hatası olan sorulara doğru cevap verilemeyeceği
b) Yukarıda dile getirdiğimiz ve zamanım olmadığı için dahasını yazamadığım iç çelişkilerle lebaleb malul olduğu için bu soru "cevaplanamazdır". Cevaplanması için yukarıda dile getirdiğim illet ve arızalardan halas olması elzemdir. O illet ve arızalardan halas olduğunda sonuç ne mi olur?
el-cevap: Ortada soru kalmaz, sadece "sorun" kalır, soru sahibinin "kendisiyle, hakikatle ve sahib-i hakikisi olan Allah'la olan sorunu".

Rabb’im bizi vehmimizin tumturaklı tuzaklarından korusun.

MUSTAFA İSLAMOĞLU SİTESİNDEN ALINTIDIR.

10 Eylül 2011 Cumartesi

KISACA MECZUP HİKAYELERİ

Bir meczup ne söylerse kınama onu. Çünkü o, bulunduğu makamda sarhoştur, aklı başında değildir. Sen kendine gel de dilini tutu, onun gibi söyleme.

Meczup ve Hızır
Dünyadan elini ayağını çekmiş bir meczuba Hızır :
- Ey işini tamamlamış Allah aşığı,  bana dost olmak ister misin? diye sorar.
Meczup:
- Senin halin benimkine uymaz. Sen kıyamete kadar yaşmak için abıhayat içtin. Ben ise sevgiliye kavuşmak için canımdan ayrıldım. Sen canını koruma sevdasındasın ben ise feda etmek derdindeyim. En iyisi, seninle ben tuzaktan kurtulmak içindağılan kuşlar gibi biribirimizden uzak olalım, diyerek Hızır a.s'ın teklifini rededer.

bir delinin aklından alıntı..

Arıyorum kendimi..
aslında seni arıyorum
sen bana benden yakınsın ama ben fark edemiyorum..
sensiz olmaya nasıl dayanır bu insanlar
senin sevgin ve merhametin herşeyi kuşatmışken, gören göz akleden kalp olmak varken nedir bu insanların sensizliği
ve  sen verdikçe veriyorsun herşeye rağmen
ben sabredenlerle beraberim buyuruyorsun, dua edenin duasına icabet ederim diyorsun,
o halde beni sabredenlerden yap, sensiz yaşamak istemiyorum,sensiz kaybolmak istemiyorum, kendimi kaybedeceksem seninle kaybedeyim, sende kaybedeyim.

bir delinin aklından alıntıdır....

9 Eylül 2011 Cuma

CUMA GÜNÜ'NÜN ÖZELLİĞİ


1- Hazret-i Âdem o gün yaratıldı. 
2- O gün yeryüzüne indirildi. 
3- O gün vefat etti.
4- O günde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir. 
5- Kıyamet o gün kopacaktır. Allah’a yakın hiç bir melek, hiçbir gök, hiçbir yer yoktur, hiçbir rüzgar, hiçbir dağ ve taş yoktur ki, Kıyametin kopmasına sahne olacağı için Cuma gününün heybetinden korkmasın.) [Buhari, İ. Ahmed]

cumanız hayır dualarınız kabul olsun..

30'lar, 40'lar, 50'ler

İş başı yaptığım şu saatlerde geçmişe doğru bir yolculuğa çıkardım kendimi, tabiki yaşımın tutmayacağı kadar derin bir geçmişe gittim, 30'lar,40'lar,50'ler....

Ve dilime bir şarkı takıldı frant sinatra - fly me to the moon, sabah sabah çok iyi geliyor dinlemeniz şiddetle önerilir, fly me to the moon , hemen peşine something stupid ekleyin arkadaşlar. something stupid nicole kidman ve robbie williams geçen senelerde beraber seslendirmişlerdi, ama orjinalinin yerini tutmaz.


vee hepiniz hemen tanıdız değlimi :)) singing in the rain filminin unutulmaz sahnesi ve işte unutulmaz parçası, singing in the rain , gene kelly filmlerini çok severim, biz henüz emeklemeden yürümeye başlayıp sonra okullu olduğumuz dönemlerde trt 1 ve hsbc diye bir kanal vardı çok sık verirlerdi müzikalleri, benim en çok sevdiğim müzikallerden birisi yine gene kelly'den, on the town (1949)



dean martini geçmek olmaz tabi, dean martinden sway için tıklayınız.
Bu parçalar sayesinde canım nasıl dans etmek istedi :))

resimdeki clint eastwood tanıdınızmııı, benim hafızama kazılan filmi iyi, kötü, çirkin'dir, spagetti western filmlerinin başında gelir, her pazar trt 1 de sabah kahvaltısında ailecek izlediğimiz western filmleri, artık bıktım diyebilirim bu filmleri izlemekten, yine aynı filmden unutulmaz sanatçılardan bir taneside lee van cleef


o dönemlerin yine çok bilinen bir filmi vardı, rüzgar gibi geçti, filmin sonunu hiç izlemedim, çok uzun metrajlı bir filmdi sonunu getiremezdim bir türlü.
Başrol oyuncumuz clark gable...

vee son olarak cary grant diyorum,

yarında vaktim olursa o dönemlerin bayan sanatçılarından bir post hazırlayayım inşallah :)

SEVDİM BU MİMİ KARŞI CİNS MİMİ :))

Asılcım bana yeni bir mim göndermiş.Mimin konusu..Sadece bir gün için, karşı cinsin bedenine girseydiniz ama ruhunuz ve beyniniz aynı kalsaydı ne yapardınız?..


Bedenine girdiğim kişinin, ne kadar erkek arkadaşı varsa hepsiyle aynı gün içinde buluşurdum, erkek erkeğe neler yapılıyormuş, neler konuşuluyormuş, erkekler kendi aralarında karşıcinse karşı nasıl konuşuyorlar, ne kadar merak ettiğim şey varsa hepsini öğrenirdim. Tabi bu arada bayan olduğumu belli etmeden onlar gibi takılırdım. kihkihkihkhi :D:D:D


Bu mim konusunu, herbirenk, lafanino, nabrut, hemera-nyks, gulinn, ımm başkaaa sabah sabah bu kadar geldi aklıma arkadaşlar unuttuğum kişiler varsa onlara da yollamışım gibi kabul etsinler mimi :)))

7 Eylül 2011 Çarşamba

İKİ DARBE ARASINDA

Kitabım bitti nihayet, malumunuz iskender pala iki darbe arasında adlı kitabı okumaya başlamıştım. kitap hakkında söylenecek o kadar çok şey varki, hele de okuduktan sonra tsk ya karşı düşünceniz tamamen olmasada büyük ölçüde değişebilir. Şahsen benim öyle oldu, dışardan asker işte dediklerimiz karşısında şimdi daha samimi şekilde askeriye işte demeye başlayabilirsiniz. Bir telefonla olmayan kadro açılıp atamalar yapıldığı, şaşırdığım o kadar çok şey var ki kitabın içinde her defasında yok artık, yok artık diye okudum. Türkiye'nin darbe anlarında, yönetim değişikliklerinde yaşanan sarsıntıyı en net görülebilecek yer sanırım TSK. ülkenin yönetiminin değişmesi ile beraber TSK'nın içindede birden 360 derece çarklar olduğu, ve her dönemde, her şekilde insanların daime kendi izzeti nefslerine göre hareket ettiği, buna birde kurumları alet ettiğini öğrenmek üzüyor galiba insanı. 
Kitabın başından sonuna kadar söylediğim tek şey Ah be hocam ne işiniz var sizin askeriye'de, tabi sayın pala'da askeriye ye girdiği anda kendisine diyor zaten ne işim var benim burda...

6 Eylül 2011 Salı

190 tl mi ne oda ne ???

ÇEYREK ALTIN 190 TL OLMUŞ. Vay anasına şok oldum. pul pul bir kesenin içine çeyrek altın biriktirmeyi çok severim, hiç biriktirdimmi tabiki hayır artık ise tamamen hayallerde yaşayacak bu durum.

5 Eylül 2011 Pazartesi

SİNİMMARA VERİLEN ÖDÜL

anlatırlar ki bir zamanlar babilde, belkıs'ın asma bahçelerinin olduğu yerde, ihtişamlı bir krallık kurmuş olan numan oğlu münzir, bu görkemin sembolü olmak üzere bir saray yaptırmayı arzulamış. dünyanın neresinde bir ünlü mimar var ise bu sarayı yapmak için yarışmaya çağırtmış. nihayet sinimmar adlı bir mimar projesi beğenilmiş ve işe başlaması emredilmiş. sinnimar, yapacağı saray için önce uygun bir yer aramış ve dicle'ye bakan yüksekçe bir tepeyi seçmiş, günler ayları, aylar yılları kovalamış ve yedi sene de dörtkatlı geniş ve muhteşem bir saray ortaya çıkmış. münzir, adamlarıyla birlikte sarayını görmek için gelmişler. ilk katta harikulade döşenmiş ve duvarları nakışlanmış odalar, salonlar hepsinin gözünü almış. hayran kalmışlar. ikinci katta çiçeklendirilmiş bir salon ve ortasındaki fıskıyeli havuz insana bundan güzel bir bahçe olamaz diyormuş. mermerleri somakiden, makarnasları altın bezek bağadan imiş. 3, katta hanımların rahatça eğlenebilcekleri mekanlar ve odalar ve bir de hamam yer alıyormuş, kurnaları billurdan, suları gül kokusundan imiş. bir kurnadan bal şerbesti, diğerinden şarap akıyormuş. münzir ve adamları inanmışlarki dünyada bundan daha güzel bir saray asla yapılamaz. hepsi sinimmarı kutluyorlarmış derken son kata çıkılmış pencerelerinden görülen manzara hiçbir yerde rastlanılmayan bir cennet bahçesi gibiymmiş. kale bedeni tarzında inşa edilmiş olan geniş terasa çıktıklarında ise hepsinin dilleri tutulmuş. böyle mükemmel bir bahçe bugüne kadar hiçbir krala nasip olmamıştır. diyorlarmış. saatler boyunca münzir ile adamları sinimmarıın yaptığı saray geze geze ve öve öve bitirememişler. akşam olup da münzir istirahat için kendi salonuna çekilirken sinimmara dile benden ne dilersen demiş. o da eserimin sizin tarafınızdan beğenilmesi benim için yeterli ödüldür sultanım karşılğını vermiş. münzir, bu alçakgönüllü mimarı çok beğenmiş ve ertesi sabah beraber kahvaltı yapmak ve orada kendisine madalyalar hediyeler vermek için terasta hazır olmasını ferman buyurmuş. sinimmar hiçbir ödül kabul etmemeyi kafasına koyarak sultanımızla kahvaltı yapmanın şerefi bizim için yeterlidir. fikriyle bu daveti kabul etmiş, o gece münzir kutlamalar için bir şölen tertiplemiş ve böyle bir saraya sahip olmanın dünyada adını ilelebet yaşatacağını düşünerek sevinmiş. bu görkem çok geçmeden kendisine bir kibir de vermiş ve şeytan içine girip kulağına sinimmar , aynı sarayı veya daha güzelini ya başkası için de yaparsa diye fısıldayıvermiş. bu şüphe münzir'in uykusunu kaçırmaya yetmiş. ertesi sabah sinimmar kahvaltı için terasa çıktığında münzir onun koluna girip beden mazgallarına kadar götürmüş ve muhafızlarının yardımıyla aşağıya itivermiş. sinnimmarın bedeni dicle'nin sularında parçalandığı  o günden itibaren, ödül yerine ceza alan insanların durumunu anlatabilmek için "ceza-yı sinimmar (sinimmara verilen ödül)" tamlaması bir deyim olarak anılmaya başlamış.

iki darbe arasında, iskender pala...

BİLEN VARSA AÇIKLASIN!!!!!!

Benim cahilliğimden olsa gerek anlamadığım bir şey var, neden geçmiş bayramınız mübarek olsun diye bayram dönüşü tekrar kutlama yaparız. Bu söz benim mantığıma yatmadığı için iş yerinde bu lafı ilk ben söylemem, arkadaşların kutlamalarına yanıt olsun diye sağolun efendim sizlerinde demekle yetiniyorum. Madem geçmiş gitmiş kutlu olsa ne mübarek olsa ne, giden şey nasıl mübarek olabilir tekrar. Hadi desek ki geçmiş bayramınız mübarek olmuştur inşallah sanki bir nebze daha uygun gibi. Benim bilmeyip sizin bildiğiniz başka bir anlamı varsa bana da açıklayın lütfen, bu bilgiden mahrum kalmak istemem.

Ha birde aklıma şimdi geldi bak, kimi insan der ya açtırma benim bayramlık ağzımı diye, bu ne demektir peki ???
bayram insanların iyiyi, güzeli, konuştukları, dargınlıkların giderildiği vs mutlu aile tablolarının çizildiği bir dönemdir. şimdi bu bayramlık ağzını olur olmadık yerde açmak isteyen insan acaba iyiliğinimi saklıyor insanlardan ?????

Açın efendim bayramlık ağzınızı, malum bir tek bayramda kırgınlıklar gidilip, eş dost akraba ziyaretleri yapılıyor, insanlar güzel sözleri konuşuyorlar. saklamayın kimseden bayramlık ağzınızı.........

4 Eylül 2011 Pazar

ÇİN ATASÖZÜ

EĞER BİR YERDE KÜÇÜK İNSANLARIN GÖLGELERİ BÜYÜYORSA, ORADA GÜNEŞ BATIYOR DEMEKTİR.

çin atasözü....

 KURDUN OLMADIĞI YERDE ÇAKALLAR TÜRERMİŞ..

buda bizden bir tane..

atasözlerinin içinde verilen mesaj benziyor sanki, sadece çinliler bizden daha kibar davranıp iğneliyici bir yöntem seçmişler, bizimkiler ise pat pat söylemişler :))

3 Eylül 2011 Cumartesi

İSLAM FIRKALARI (MEZHEPLER)

islam fırkalarının en büyükleri 10 tanedir, bunlar: selefiye, maturudiye, eş'ariye, mutezile, şia, hariciler, mürcie, neccariye, cebriye ve müşebbihe'dir. bunlardan selefiye, maturudiye ve eşariye kurtuluşa eren (fırkai naciye) gruplarıdır. bunların üçü de ehli sünnetten olup, inançları allahın kitabına, hz peygamber asv hadislerine ve ümmetin icmaına dayanmaktadır.aralarındaki ihtilaf temel esaslara ait olmayıp, teferruata yöneliktir ve bir çoğu lafzi tartışmalar türündedirler.
  1. SELEFİYE: ümmetin ilk müntesiplerinin, yani sahabenin ve tabiinin yollarına uyan zatlardır. bunlar apaçık delillere dayanırlar. müteşabih olan ayetlerin anlamlarını ve allahın ilmine havale ederler. kitap ve sünnet ile sabit olan ve ashabı kiramın üzerinde ittifak etmedikleri konularla uğraşmazlar, ihtiyatlı davranırlar.
  2. MATURİDİYYE: ebu mansur el-maturidi (ö.333/944) hazretlerini inanç noktasında imam olarak kabul eden kimselerdir. fıkıh noktasında hanefi mezhebine bağlı olanların büyük çoğunluğu inanç noktasında maturidiyye mezhebine bağlıdır. hanefilerin ilk nesli selefiyye mezhebine bağlıydılar.
  3. EŞ'ARİYE: bunlar ebul-hasan el eşari (ö 324/935) hazretlerini inanç noktasında imam olarak kabul eden kimselerdir. maliki ve şafii mezhebine bağlı olanların birçoğu eşaridir. hanbeli mezhebine bağlı olanların büyük bir kısmı selefiye, diğer kısmı ise eşariyedir.
  4. MUTEZİLE: vasil b. ata'ya tabi olanlardır. bunlara göre büyük günah işleyen bir kimse ne mümindir, ne kafirdir. tevbe etmeden ölürse ebedi olarak cehennemdedir.mutezile fırkasına göre insanlar, kendi seçimlerini ve fiillerini kendileri yaratırlar. bunlar kaza ve kaderin insan eylemine etkisini inkar ederler. bu sebeple bunlara "kaderiye" adıda verlimştir.
  5. ŞİA: bunlar hz peygamber asv den sonra imametin hz ali ra ve çocuklarına ait olduğunu iddia ederler. şia dan bazıları imamları peygamber ve ilah olarak kabul etmişlerdir ki bunlara "galiye" denir.şia fırkasının birde imamiye kolu vardır. bunlar hz alinin imam olduğuna dair açık ayet ve hadis bulunduğu kanaatindedirler. ashabı kiramdan bazılarını haşa kafirlikle suçlamaya kalkışırlar.
  6. HARİCİLER: bunlar hz alinin halifeliğine başkaldıran kişilerdir. muttaki olmayan müminleri ve hz osman ile hz aliyi ve bunlara uyanları mümin kabul etmezler. bunlara göre hata yoluyla dahi olsa kuranı kerim'e muhalefet eden kafirdir.
  7. MÜRCİE: bunlar ebu seltis seman isimli şahsa tabi olan kimselerdir. bunlar bazı şubelere ayrılmışlardır. bunlara göre imam allahı bilmek, ona kalben muhabbet beslemek, ve hak tealaya karşı büyüklenmeyi terk etmekten ibarettir. kendisinde bu nitelikler bulunan bir kimse, günah işlese dahi kamil bir mümindir.
  8. NECCARİYYE: muhabbet b. hüseyin el neccara tabi olan kimselerdir. bunlar, insan fiillerinin yaratılması konusunda ehl-i sünnet ile aynı fikirdedirler. fakat ilahi kelamın yaratılmış olduğunu iddia ederler. bu konuda mu'tezile ile aynı kanaattedirler.
  9. CEBRİYE: bunlar kab b. sefvan adlı şahsa uyan kimselerdir. bunlara göre insanlar hiçbirşeye kadir değildir, adeta cansız varlık gibidirler. bütün insani eylemler yalnızca kaza ve kadere tabidir. bunlarda insanın bir etkisi söz konusu değildir.
  10. MÜŞEBBİHE: bunlar cenab-ı hakk'ı yaratılmış varlıklara benzeten, onu beşeri olgulara benzeten, onun arş üzerinde oturduğuna inanan kimselerdir. bir devirde hz ali ile hz muaviye gibi, iki imamın bulunmasını dinen caiz görürler.
ömer nasuhi bilmen, islam akaidi...

ŞİRİN MİMİ

aslı sağolsun bana yeni bir mim göndermiş.  mim başlığı hangi şirinsiniz. tam da vizyonlarda şirinler filmi oynarken her ne kadar hala gidememiş olsamda filme bu mim iyi oturdu sanki. benden olsa olsa huysuz şirin olur.

veee benim mimlediklerim, gulinn, herbirenk, lafanino, hayalhanem, benzemez kimse bana (tubitos) kabul ederseniz mimi memnun olurum arkadaşlar.

2 Eylül 2011 Cuma

İKİ DARBE ARASINDA

Bütün gün evde para harcamak istiyorum diye dolandıktan sonra, saat 8 suları nihayet attım kendimi sokağa, aklımda bişi almak yoktu aslında yürüyüş maksatlı kızılaya inmiştim, dost kitapevinin kapanış saatini 21,45 olarak görünce kendimi içerde buldum :) epeydir okumak isteyipte bir türlü denk getirip alamadığım iskender pala kitabını nihayet kavuşmuş durumdayım. uzun zamandır kitapevlerinden kitap almamıştım, sürekli net üzerinden alırım kitaplarımı, kitapevinde bir tuhaf oldum hangi kitaba nasıl sarılcağımı şaşırdım,
köyden indim şehre misali. bu arada aslı'cım senin tavsiyene uymuş oldum, kitabı alırken aklıma geldin açıkcası :))

size iyi akşamlar bana iyi okumalar diliyorum, başka bir postta buluşana dek sağlıcakla kalın.

PARA HARCAMAK İSTİYORUM!!!!!!!!


SADECE PARA HARCAMAK İSTİYORUMMMMMMMMMM!!!!!!!!!!!!!!

Nereye nasıl olacağı fark etmez, sadece birşeyler alayım, sonra eve gelip bunlaramı para verdim, bütün param boşa gitti diyeyim. yada iyiki almışım ihtiyacım vardı diyeyim, ne dersem deyim işte fark etmez, sadece alışveriş yapmak istiyorum.