6 Mayıs 2011 Cuma

PARK HALİNDEKİ ARABAYA GELİP VURAN SİZ SEVGİLİ ERKEK ŞOFÖRLER HEPİNİZE SEVGİLERİMİ SUNUYORUM

Yazmayım, yazmayım dedim ama yazmadan sinirimi atamıcam anlaşılan. Dükkanımızın önünde park yapmaya çalışırken dolmuşun sıkıştırması ile  gelip benim arabamın önüne çarpan ve daha sonra hiçbişi olmamış gibi kendi arabasını başka yere çekip gelip babama da abi arabanıza vurdum ustama götürüp yaptırayım diyen adama ben ne deyim. Bu ne rahatlık, adam haber verdiği için kendisine teşekkür etmemizi bekliyor sanırım, rahat rahat gelip çarptım diyor. Servis yerine ustaya götüreyim diyerek benim sinir katsayılarımı daha bir tavan yaptırıyor üstelik.. Öyle tıklatma diye tabir edilen cinsinden değil yani bayağı bayağı ön taraf kaportası içine girmiş içimden geçen minimum kelimeleri tahmin etmek zor değil. Arabada fren diye birşey var basınca durduruyor ey yüce akıllı insan, arabayı vurmadan önce bassana o frene be IQ su tavan yapanmı deyim taban yapanmı  deyim. Hayır çarptın bari niye kendi arabanı çekiyorsun, tutanak tutup resim çekmek için çağırsana bizi, nerdeyse adama teşekkür edeceğiz vurduktan sonra gelip haber verdiği için. Birde ne yapalım kaza oluyor insan ölüyor buna şükür mantığı ile hareket eden diğer gereksiz insanlara ayrıca sevgilerimi sunuyorum. Yok yok ben ne yazarsam yazayım sinirimi atamıcam.

HIDRELLEZ BİRDE BU ŞEKİLDE OKUYUN

Hızır ve İlyas (a.s)'ın her bahar başlangıcında buluştuklarına inanılan milâdi 6 Mayıs, Rumî 23 Nisan'a rastlayan güne verilen isim. Söz konusu günde Hızır ve İlyas (a.s)'ın buluşarak sohbet ederler ve bu günlerde vakitlerini Allah yolunda olmanın ve birlikteliklerinin verdiği sevinçle kuvvet bulurlardı. Hızır (a.s)'ın Allah'ın lütfu ile dolaştığı yerde yeşillikler çıkar ve çorak yerler çiçeklere bezenirdi. İşte bu olaya dayanarak, halk zamanla bu günlerde buluşup Hızır ve İlyas (a.s) ın geleneğini sürdürmek amacıyla özel anda ve dua günleri tertib eder olmuşlar. Ancak bu zamanla aslî hüviyetinden çıkarılarak günümüzde olan şekliyle Hıdrellez adını almıştır. Günümüzde kullanılan mânası ise; İnsanların kıştan kurutuluşlarının bir işareti ve bahar güneşinden faydalanma, piknik yapma, stres atma, eğlenme, nişan, düğün, sünnet törenleri tertip etme, uğursuzlukları giderme, adak adama, dilekte bulunma gibi düşünceleri gerçekleştirme amacıyla gelenekselleşen "bahar bayramı" inancıdır ki tam bir bid'at olarak ortaya çıkmıştır.

Hızır, Hıdır yahut Hadır Arapça bir kelime olup, yeşillik mânasına gelmektedir (Tecrîd-i sarîh Tercümesi, IX,144). İslâm âlimlerinin çoğuna göre Kur'ân-ı Kerîm'in Kehf sûresinde geçen Salih adam kıssasından Hızır (a.s)'ın anlaşıldığı ve onun Peygamber olduğu görüşü müfessirlerin bazılarının tercih ettiği bir görüştür (İbn Kesîr, Tefsir, V,179; el-Kehf,18/65). Ancak bazı âlimler tarafından da Nebî değil Velî olduğu görüşü ileri sürülmektedir (Tecridî Sarîh tercümesi, IX, 145). Ebû Hureyre (r.a)'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s), Hızır (a.s)'a Hızır denmesinin sebebini izah ederken; "Hızır otsuz kuru bir yere oturduğunda ansızın o otsuz yer yeşillenerek hemen dalgalanırdı"buyurmaktadır (Tecrîdî Sarih tercümesi, IX, 144).

Hızır (a.s) Kur'ân-ı Kerîm'in Kehf suresinde "Kullarımdan birisi..." şeklinde sabit olmuştur. Veli olduğunu dahi kabul etsek, "İkinci Tabaka-i Hayatta bulunmaktadır. Bu mertebede aynı anda çok yerde bulunmak mümkündür."
 İlyas (a.s) İsrailoğulları Peygamberlerinden olup Kur'ân-ı Kerîm'de ismi geçen ve Tevrat'ta "Elia" diye zikrolunan Peygamberdir. M.Ö. IX. asırda yaşadığı ve daha sonra zamanın hükümdarları ile çok mücadele ettiği, çoğu zaman mağaralarda yaşadığı kaydedilmektedir.
 Hz. İlyas (a.s) yada "İlyasîn" şeklinde ismi zikredilen (es-Sâffât, 37/130). Peygamberliği bildirilen "Hiç Şüphe yok ki İlyas gönderilen Peygamberlerdendir" (es-Sâffât, 37/123), şeklinde hitab edilen İlyas (a.s.) İsrailoğullarına Allah'ın elçisi olarak gittiğinde onlar "Ba'l" adında dört cepheli put'a tapıyorlardı. Hz. İlyas'ın bütün gayretlerine rağmen İsrailoğulları bu puta tapınmaktan vazgeçmemiş Hz. İlyas'ın Peygamberliğini yalanlayarak (es-Saffât, 37/ 124). Onu ülkeleri olan Ba'lbak'ten çıkarmışlardı. Fakat Allah'ın gazabı bunların üzerine geldiğinde pişman olmuşlar ve İlyas (a.s)'ı geri çağırmışlardı. Ancak tekrar nankörlük etmişler, bunun üzerine İlyas (a.s) oradan uzaklaşmıştır.
 İlyas (a.s)'ın İsrailoğullarından ayrılması Hızır (a.s) ile buluşması gerçekleşti. Bu buluşma "Hızır İlyas" iken sonradan Hıdrellez şeklinde değiştirilmiştir.NETPANO  sitesinden alınmıştır.

5 Mayıs 2011 Perşembe

BAŞKALARINI NEFSİNE TERCİH ETMEK İLE İLGİLİ BİR KISSA

Ebu Hüreyre radiyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme bir adam geldi, geçimim dar ve çok sıkıntı içindeyim, dedi. O da hanımlarından birine haber gönderdi. Hanımı da; Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah a yemin ederim ki, yanımda sudan başka birşey yoktur dedi. Sonra başka bir hanımına haber gönderdi, o da aynısını dedi. Nihayet bütün hanımları, "Allah a yemin ederiz ki yanımızda sudan başka bir şey yoktur," dediler. 
Bunun üzerine Peygamber  sallalahu aleyhi ve sellem: "Bunu bu gece kim misafir eder?" dedi. Ensar dan biri, ben ya Resulallah, dedi ve onu evine götürdü. Karısına, Resulallah SAV misafirine ikram et, dedi. Oda hayır ancak çocukların gıdası var, dedi. Adam, onları bir şeyle oyala akşam yemeği isteyince de onları uyut. Misafirimiz gelince çırayı söndür; yediğimizi sansın, dedi. Oturdular; misfar yedi. Onlarsa aç karnına gecelediler.
Sabah olunca Ensari Peygamber SAV yanına geldi; Peygamber sav ona, bu gece misafirinize yaptığınız Allah ın çok hoşuna gitti, dedi.Müttefekunaleyh.



3 Mayıs 2011 Salı

Geç kalmış bir mim hikayesi :)

Sevgili amak-ı hayal beni mimlemiş sağolsun,  yazmak fırsatım ancak oldu. Benim blogumu arkadaşım assahara  açtı aslında. tuba  ve assahara kendileri reelden arkadaşım olurlar ikisi de blog aleminin aranan yüzleri olmuşlardı. sanırım önce tuba demişti sende blog açsana diye ama ben uğraşamam diye açmamıştım. Sonra bir gün assahara sana da blog açalım dedi, o zamanlar ben tamamen kendimi kurtulmak isteyipte kurtulamadığım bir olaya kaptırmıştım, assahara sana da blog açalım ortamı güzel vs diyerek beni teşvik etmişti,  daha sonrasında onunla hurralı bir blog açma olayına giriştik, ben biraz uğraştım yapamadım :)) assahara el attı sağolsun herşeyi ile ilgilendi aslında bloğumu tamamen o açtı, sonrasında bana teslim etti. bloğumu açtıktan sonra her iki arkadaşımda hem tuba hem assahara yanımda oldular bu mim sayesinde onlara bir kez daha teşekkür ediyorum, böyle bir fırsatı bana verdiği için amak-ı hayale de teşekkürü bir borç bilirim :))

                                                                         ..Son..

Hasan Basri H.z Bir Söz

"Kalbin fesada uğraması, bozulması altı şeyden olur: Tövbe etmek ümidiyle günah işlemek, ilim öğrenip onunla amel etmemek, amel ettiklerinde de ihlâsı gözetmemek, Allah Teâlâ'nın verdiği nimetlere şükretmemek, Allah Teâlâ'nın taksim ettiği rızka razı olmamak, Ölüleri defnedip ibret almamak, öleceğini düşünmemek ve âhiret için azık hazırlamamak." Hasan Basri H.z

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Bayanlar ve fareler kim kazanır acep bu savaşı ????

Geçenlerde iş yerinde öğle saatlerine doğru hemen benim odanın yanından bir çığlık sesi duyuldu. Çığlık sesi ince olunca tabi idari personel herkez beni aramaya başladı hayırdır neden çığlık attınız diye, herkeze tek tek çığlık atanın ben olmadığımı anlatmam biraz uzun sürdü nedense kimse inanmak istemedi çığlığı atanın aşcımız olduğuna. Fabrikanın dertli biçare aşcıları tek ziyaretçileri ben olan muzdarip insanlar yemekhane girişinde fare görmüşler meğer, sakin olun yemekhanede fare çıkmıyor hemen önlemi alındı, ama bizim babayiğit aşcı kendinden bilmem kaç kat küçük olan minicik fareden öyle korkmuş ki bastı çığlığı fabrika onun sesi ile inim inim inledi resmen :))
Bu olaydan bir hafta öncesine dönersek idari personel katında yine benzer olaylar yaşandı, nerdeyse bütün odalara birer kaval dağıtacak durama gelecektik, herkez kendi odasının kavalcısı olup artık fareleri misket çalarak fabrikadan oynaya güle uzaklaştırma yoluna kadar gidecektik.
Yine bayan bir arkadaş odasından çay almak için ayrılıp tekrar odaya döndüğünde tam odanın ortasında baygın halde bir fare ile karşı karşıya kalıyor. Ne yapacağının şaşırmış vaziyette o fareye bakar, fare baygın yatar bu bakışma uzayınca tabi fare hakkın rahmetine kavuşur. Malesef kendisine solunum cihazı, kalıp cihazı yetiştiremeden vefat etti.  Biraz daha dişini sıksa  ona hayata geri dönüm projesi uygulayacaktık amma ömrü biçilmiş elden ne gelir. Neyse bir iş yerinde hem bayan hem de fareler aynı ortamda bulunursa çığlık, koşuşturmadan daha bol birşey olmuyor tabi.
Çalışma arkadaşlarıma burdan tekrar tebrik ediyorum bir ay boyunca farelere karşı sergiledikleri çabalardan dolayı, yılmadılar savaştılar ve kazandılar. (bu kelimeleri bu kadar rahat yazmamın sebebi fabrikada tek fare çıkmayan oda benim odamdı ehuehuh bu yüzden onlarla bolcaa dalga geçme şansım olmuştu :))) )

Sadaka üzerine..


Ebu Hureyre radiyallahu anhten: Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir;

Bir adam çölde giderken buluttan bir ses işitti; "falancanın bahçesini sula"diyordu. Bulut bir tarafa çekildi ve suyunu karataşlık bir yere bıraktı. Adam baktı ki o su kanallardan birinde toplanmış. Adamı suyu takip etti. Baktı biri bahçesinde duruyor; küreği ile suyu çeviriyor. Ona: "Ey Allah"ın kulu, bana adımı niçin soruyorsun? dedi. O da ; Bu suyu indiren buluttan, "git falanın bahçesini sula" diye bir ses işittim; senin adını veriyordu. Sen bu bahçede ne yapıyorsun?" dedi. O da: madem ki böyle dedin, sana anlatayım, dedi: Ben bahçenin gelirini üçe ayırırım; üçte birini sadaka ederim; üçte birini ben ve ailem yeriz, üçte birini de bahçeye harcarım, dedi. Müslim rivayet etmiştir.

Hadisten çıkan hükümler: Allah yolunda harcayarak Allah a yaklaşma. Allah yolunda harcamanın sınırı yoktur. Bunun sınırını ihtiyaçlar, şartlar veyahut gönüllü ve isteyerek yapması ile insanın nefsi belirler. Meleklerden bazıları rızklarla görevlidir. İnsanın keşfinin açılıp başkalarının görmediğini görmesi ve işitmediğini işitmesi caizdir.

1 Mayıs 2011 Pazar

Züleyhalarımız...


Allah benim için terk et dediğinde, terk edemediğiniz dünyalık ne ise züleyhanız da odur. M. İslamoğlu