31 Ocak 2011 Pazartesi

Yusuf ile Züleyha


Bende bulunan iki tane Nazan Bekiroğlu kitabını tanıtacağım sizlere. Öncelik Yusuf ile Züleyha ile başlayalım.
İtiraf edeyim bu kitabı almayı hiç istemedim. Bilgisine çok güvendiğim bir arkadaşımın ısrarları sonucunda almıştım bu kitabı. Aman demiştim işte Yusuf ile Züleyha, sonuçta içinde farklı ne olabilir ki bu konuda okunması gereken herşeyi okuduğumu düşünüyordum. Peygamberler Tarihi, Çeşitli tefsir kitapları vs vs, o yüzden gereksiz gelmişti. Meğer kitabı edebi bir dilde okumak ne kadar farklıymış evet aynı hikayeyi anlatıyor ama ne anlatış bu kitaptan size hiçbişi yazmıcam arkadaşlar :) direk alın okuyun kitabı pişman olmayacaksınız binlerce yıllara, her zamana hitap eden her zamanda yaşamaya  devam edecek olan bir aşk hikayesi yusuf ile züleyha buyrun karşınızda..

30 Ocak 2011 Pazar

İskender Pala Mevlâna



Yani arkadaşlar ne yalan söyleyim  bu kitabı almasanız da olur, hani içinden çok farklı birşeyler çıkmıyor  mevlana hz anlatan o kadar çok kitap varki hele de bu konuda bilgi sahibi iseniz kitapta yazanlar bildiklerinizden farklı şeyler değil. o yüzden boşuna almayın derim ama ben yinede içinde ne yazdığını merak edenler varsa diyerekten kısa bir parça kitaptan yazacağım.

Öncelikle kitap bir kaç bölüme ayrılarak o bölüm hakkında mesnevi'den hikayeler toplanmış.
1-Metinler
2-Gazeller
3-Rubailer

Âşk Rubailerinden birisini yazacağım sizlere;

Ey aşk!... Nasıl bir şeysin ki sen, evrende her şey sensin, ve her şey senden...
Neşelerimiz de senden, hüzünlerimiz de ;dağınıklığımız da senden, toplanmamız da...
Sen oturmadasın bir evde, ve herkez kapında beklemede sanki senin...
Sen bir annesin de, sanki bütün insanlar çocukların...

29 Ocak 2011 Cumartesi

Aşkname


Benim kitaplığımdaki son iki iskender pala kitabını tanıtacağım size aşkname ile başlıyoruz;

isminde anladığnız üzere kitabın içerisinde bir kaç tane aşk hikayesi yer almaktadır ama ne hikayeler insan böyle bir aşk böyle bir sevgi olabilirmi dedirten cinsinden ve tabi ki olaylar tamamen gerçek miş, iskender pala bir röportajında bu kitaptaki anlatılan hikayelerin tamamen gerçek olduğun sadece zaman ve kişilerin farklı olduğunu söylemişti. benim aklımda kaldığı kadarı ile size kitaptan çok küçük bir hikayeyi  aktarmak istiyorum;

Yaşlı bir adam bir genç kıza aşık olur.Sonunda dayanamaz kendini kıza vakfeder, her işi onun için herşeyi onun adına yapmaya başlar. Ücretle iş yapsa kazancını ona sunar, eline altın geçer gider kıza verirmiş. Birgün genç kız dedi ki;

-Yanışın her an biraz daha artmada, ama aşkta masraf ziyade gerek, sendeki sermaye yalnızca aşk olursa mutfak boş kalır daha fazlaya gücün yetmezse geç bu sevdadan, davul dengi dengine demişler.

- Sevgili, dedi aşık, bedenimde bir avuç ilikten, bir parça deriden başka birşey kalmadı yolunda harcayacak. Bari beni sat da elde ettiğinle bir müddet daha hoş ol,

Genç kız aşığını derhal Mısır'a götürdü, bir köle pazarına. Bir adam gelip genç kıza sordu;

-Şu ayakta bekleyen ihtiyar senin kulun mu?

-Evet benim kulumdur.

O sırada ihtiyar düşüp bayldı. adam pazarlık ile onu satın aldı ve kendine geldiğinde şehir dışında bir mezarlığa götürdü. Meğer o adamın babası ölmüş o da babasının ruhu için bir köle azat etmeyi ahdetmiş ihtiyarı satın alması bundanmış. Mezarın başında zavallı ihtiyarı azad edip cebine de altınla  doldurduktan sonra gönlünü şad etmek için dedi ki;

-Diliyorsan ey ihtiyar, mısır da kal, malın yetmez seni gözetirim.Dilersen de var git çünkü artık hürsün kendi kendinin sahibisin.

İhtiyar teşekkür ederek genç kızın ardınca koşup yetişti ve altınları avucuna sayıp gönlünü alana yine gönlünü teslim etti. Dünyayı onun yüzünde apaydın görüyordu ve dedi ki;

-Â sevgili! şu gönül senin için satılmaktan aldığı lezzeti bugüne tek hiçbir şeyden almadı. Hele benim kulumdur dediğin andaki saadetim, sanmam ki başka bir kimsede olsun! Haydi yine beni pazara götürüp mezada ko!

Hırsız ve kar :)


 Bayağı hareketli  bir gece'nin arkasından sabah kalktığımda  bu manzara ile karşılaştım. Öncelikle size dün geceden bahsetmek istiyorum.Dün akşam dayımın eşi ve oğlu bizde iken evlerine hırsız girmiş. dayım eve bi geliyor ev hallaç pamuğu olmuş vaziyette. Tabi apar topar dayımlara gittik, polis, parmak izi ekibi karakol dayımlardaydı yani :P Çok şükür evden birşey çalmamışlar şöyle pc ve tv vs elektronik eşyalar herşey duruyor çalınan ise şöyle dayımın ütülü baksırları :) yeğenimin sünnetliği :) ve  yengemin abiyesi :) yani gülermisin ağlarmısın hesabı ama özellikle dayımın baksırlarını çalan hırsızı kınıyorum galiba hırsız sapıktı :D:D
ama şu kar yağdı ya ankara'da herşeye değdi öğlen çıkıp gezeceğim inşallah maya'nın çicekleri canım eminim sende bu kardan bayağı bir memnunsundur saatlerimizi ayarlayalım kar'da yürümek üzere buluşalım :P  arkadaşlar herkeze mutlu hafta sonları diliyorum..

28 Ocak 2011 Cuma

Tostos arabalar


Sevgili arkadaşım tuba ankarada bir ulus turu atmış ve ulusun en mistik yerlerine bir geziye çıkmış tabi yanında ben olmadan. Ankarada olanlar bilirler mehşur samanpazarı ve çıkrıkçılar yokuşumuz vardır aradığınız herşeyi bulabilceğiniz yerler  ve tabi pirinç han,bundan yaklaşık 10  sene önce tuba ve diğer arkadaşlarımızla prinç hana gitmiştik o zamanlar hepimiz resim öğrencisiydik ve prinç handaki atölyeleri incelemeye gitmiştik. Ben şu anda inanın pirniç hanın yerini bile hatırlamıyorum ama tuba unutmamış 10 sene sonra dönüş yapmış prinç hana ve harika fotoğraflar çekmiş oralarda. Kendisinden izin aldım ve  bazı fotoğrafları yayınlamama izin verdi. Bende bu fotoğraflar üzerinden sizlere ankarayı tanıtmaya karar verdim.Bilmem iyi mi yaptım evet iyi yaptım :p.  Tubanın objektifinden Ankara turumuz başlıyor :)

Turumuza tostos arabalarla başlıyoruz ankara ile herhangi bir bağlantı kurmaya çalışmayın arkadaşlar tostoslar tamamen benim ilgi alanım vazgeçilmezim diyebilirim Ve o fotoğraflardan bir tanesi bir dükkana çekilmiş olan eski tostos arabalar. Tostosu görüpte benim onun hakkında birşeyler yazmamam imkansız baksanıza şu fotolora ne kadar da güzel ve eskiler.  Özelliklede hayalim sarı bir tostos’dur bir reklam vardı hatırlasınız belki Nevra Serezli oynuyordu iki bayan sarı bir tostosla giderler ve meşhur slogan ‘’ sağ şeridi boşaltın Neriman ile Keriman geliyor’’  Bu annemle benim sloganım aynı zamanda tostosum olmasada bir arabam var ama hayalim bir gün sarı bir tostos sahibi olmak. Tostos deyin geçmeyin klasikler arasında yer aldığı için çokta pahalı :P:P

 

Cuma günü üzerine


Bugünün cuma olması üzerine bende sizlere cuma gününün önemini kısaca anlatmak istedim.Öncelikle bir çok kişinin cuma günü'nün tarihini bilmediğini düşünerek  ondan bahsedeceğim.Dilimiz sürçerse affola diyerek sözüme başlıyorum.

“Cuma” kelime olarak toplamak, bir araya getirmek mânasına gelen “cem” kökünden gelir. Cahiliye devrinde haftanın altıncı gününde cum’a değil “ARÛBE” denilirdi. Bu gün, İslam’dan sonra Cuma ismini almıştır.
Bu ismin veriliş sebebiyle ilgili muhtelif görüşler var;
Ensar dedi ki;
-“Yahudilerin bir günü var, her yedi günde bir kere toplanırlar. Hiristiyanlar da böyle. Gelin bizde bir gün tesbit edelim, o gün toplanalım. Allah’ı zikredip ibadet yapalım, şükr edelim.’Arube gününü bu toplanma günü yaptılar. Es’ad ibnu Zürâre’de o gün toplandılar. “Ey İman edenler, Cuma günü ezan okunduğu vakit Allah’ın zikrine koşun” Cuma suresi Ayet 9 Bu rivayet, o sahâbelerin içtihadla o günü seçtiklerini ve isminin böylece Cuma olduğunu ifade eder.”

Peygamber efendimiz, Medineye giderken yol esnasında sol tarafa yönelerek Salim bin Avfoğulları yurduna vardı   Ranuna mevkii ne geldiklerinde cuma namazı vakti girdi. efendimiz ranuna vadisinin ortasındaki cuma mescidinin yerine indi ve burda cuma namazı kıldı. Medinede kılınan ilk cuma namazı da bu şekilde olmuştur.

Cuma Vakti;

Kimi yerde cuma'nın vakti Perşembe günü saat 7 den başlayıp cuma günü akşam 7'e kadar sürdüğü belirtilmiştir. Perşembeyi cumaya bağlayan gece de ibadet etmek bana ayrı bir huzur verir.Ayrıca cuma gününde 5 özellik vardır;

1- Hazret-i Âdem o gün yaratıldı.
2- O gün yeryüzüne indirildi.
3- O gün vefat etti.
 4- O günde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
5- Kıyamet o gün kopacaktır. Allah’a yakın hiç bir melek, hiçbir gök, hiçbir yer yoktur, hiçbir rüzgar, hiçbir dağ ve taş yoktur ki, Kıyametin kopmasına sahne olacağı için Cuma gününün heybetinden korkmasın.) [Buhari, İ. Ahmed]

Başka bir hadiste cuma gün'nün önemi şu şekilde aktarılmıştır;  
(Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.) [Deylemi]

Ayrıca yine hadislerde bildirildiği üzere bugün cuma saati içerisinde duaların kabul olduğu red olunmadığı bir saat vardır ki kim o saatte dua ederse Allah c.c izni ile duası kabul olur diyor islam alimleri. Kimisi o saat için hocanın hutbede bulunduğu saat derler ama bu bir varsayımdır doğrusunu Allah c.c bilir.
 Yine Cuma günü salavat getirmenin önemide büyüktür. Bugün bol bol peygamber efendimize salavat getirelim inşallah.

Herkeze Hayırlı ve Mübarek Cumalar diliyorum. İnşallah bugün dualarınız kabul cuma"nız mübarek olsun arkadaşlar.

27 Ocak 2011 Perşembe

Kimler bloğunda bakalım ??

Birden meraka kapıldım acaba şu anda kaç kişi online ve blog sayfasında izleyicilerini takip ediyor diye :) Hem çalışırım, yemek yaparım, çocuk bakarım, her türlü ev işini büyük bir ustalıkla yaparım ama bloğumdan da vazgeçmem arada onada bakarım diyorsanız buyrun bakalım. Burdayım diye bir not düşünüz bloğunuza :)

26 Ocak 2011 Çarşamba

Dört güzeller Toprak, Su, Hava, Ateş



İskender pala'nın 4, kitabı ile sizlerle birlikteyim yine :) kitabın ismi gerçi fikir vermiştir  sizlere ama ben yinede her bir elementle ilgili kısa kısa bölümler yazacağım.

TOPRAK: deveye sormuşlar, ' Yokuşu mu seversin, yoksa inişi mi diye.'düze kıran mı girdî' diye karşılık vermiş. Toprak düz olunca birden bire çoğalıverir. Mecnun'un gezindiği iklimlerde çöldür o; bereket ve bolluğun adı olunca ova deriz.Düzlükleri yükseklerde görürsek iklim değişir, ağustos sıcağında serinlik çağrışımı yapar.

SU: Dilbilimcilerden birine 'bize suyu tanımla' dediklerinde birkaç gün mühlet istemiş. Kitaplar karıştırmış, araştırmalar okumuş, geceler boyunca bin bir  tanım yapmış. sonra bozup yeniden tanımlamış ve bir sabah, küçük bir deri parçasının üzerine şunu yazdıktan sonra kimseciklere görünmeden o şehri terk edip gitmiş.
''Su sudur kardeşim''

HAVA: Allah insanlara ömür verirken görece takvim yıllarını, ayları, gün veya saatleri değil de nefes hesabını esas alırmış. Ömrümüz, sözgelimi 999 milyar 999 milyon 999 bin nefes olsun. Biz son 999 nefesimizi aldığımızda zamanın dışına bir yerlere çıkarız. Sahne gerisi değildir burası, kulis de değildir. Seyirciler arasını da hesaba katmayın. Şöyle daha dışarılarda bir yer. Topraktan, sudan ateşten ziyade havaya  yakın, belki onun içinde, yanında, kıyısında bir yer..

ATEŞ: Toprak, hava ve suyu varsaymadan ateşi anlamamız mümkün değil. Çünkü ateş bu üçünden oluşur. İçinde diğer öğelerden izler  taşır. içinde diğer öğelerden izler taşır. Belki de bu yüzden her maddeyi değiştirip dönüştürür. Odunu, demiri, madenleri, bitkileri... Dahası, havayı, suyu, toprağı. Hatta yetinmez. insanı da değiştirir.    

Arkadaşlar bu kitabı almanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Gerçekten bilgi sahibi olabilceğiniz bir kitap.  


Süleymaniye Camii Sırrı


Gelin size Sinan’ın,  Leonardo da Vinci ile yarışacak dehasını anlatayım. Sizleri, büyük ustanın  kalfalık eserim dediği Süleymaniye’nin şifreleriyle tanıştırayım. Akıllara  durgunluk verecek gizemli bir yolculuğa çıkmaya hazır  olun.
Süleymaniye Camii,   Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemini  göstermek adına inşa ettirildi. Bu görev, tarihin en büyük ustası  Mimarbaşı Sinan’a verildi. Camii ve külliyesi 7 senede bitirildi. Ancak 7  yıllık bu uzun süre Kanuni’nin canını sıkmıştı. Sinan’ın yapıyı neden bir  türlü açmadığını anlamamıştı. O sırada her taraftan da dedikodular yağmaya  başladı Sultan’a. ‘Sinan caminin ortasında oturuyor ve nargile  tüttürüyor’  dediler Muhteşem Süleyman’a. Kanuni durumu kendi  gözleriyle görmek için bir ikindi vakti Süleymaniye’ye  gitti.
Muhteşem yapının içine  girdiğinde Sinan tam da söylendiği gibi caminin ortasında oturmuş  nargilesini tüttürmekteydi. Sultan gözlerine inanamadı. Tok sesiyle ve  bütün haşmetiyle ”Bu ne iştir Mimarbaşi ” diye haykırdı. Oysa  Mimar Sinan’ın içtiği nargilede tömbeki yoktu. İçtiği sadece suydu. Usta  mimar, nargilenin fokurtularını dinleyerek caminin akustiğini ölçmeye  çalışıyordu. Mihraptaki imamın sesini, aynı oranda bütün camiye nasıl  ulaştıracağını hesaplıyordu. Bunun için Anadolu’nun değişik köşelerinden  65 tane dev turşu küpü getirtti.  Bu küpleri içleri boş, ağızları  dışarıya gelecek şekilde kubbenin eteklerine dizdirdi. Amacına ulaşmıştı  Mimarbaşı. Sesi, yüzlerce metrekarelik mekanın her köşesine, en iyi  şekilde yaymayı başarmıştı. Kanuni de, Sinan’ın niyetini anlamış, ustasını  hemen bağışlamıştı.
Mimar Sinan yapının içine bir  de hava koridoru inşa etti. Elektriğin henüz bulunmadığı o yıllarda,  Süleymaniye 275 dev kandille aydınlatılıyordu. Sinan, bu kandillerden  çıkan is camiye zarar vermesin ve cemaati rahatsız etmesin diye orta  kapının üzerine küçük bir odacık yaptırdı. Binanın değişik köşelerine  açtığı oyuklardan giren  islerin bu odada toplanmasını  sağladı.
Şaşırdınız değil mi? Durun,  daha bitmedi… Ve adına da İs Odası denilen bu bölmenin içine özel bir  nemlendirme sistemi kurdu Sinan. Odada toplanan islerden, dönemin en  kaliteli mürekkebini damıttı. Süleymaniye’nin duvarlarında gördüğünüz o  muhteşem kalem işleri, yazılar, süslemeler, caminin kandillerinden çıkan  isten damıtılan o mürekkeple yapıldı.  Tekrar altını çiziyorum,  bunlar günümüzden 458 yıl öncesinin bilimiyle, teknolojisiyle  yapıldı.
Son bir şifre daha  var.. Hani oyuklar var dedim ya isin bir odada toplanmasını sağlayan, hava  akımını içeri alan. Dışarıya çıkıp o iki oyuktan içeriye baktığınızda,  birinden caminin içindeki Allah, diğerinden ise Muhammed yazılı dev  levhaları görürsünüz. Ayrıca Süleymaniye’nin hangi köşesini, hangi  duvarını, hangi açısını ölçerseniz ölçün, sayısal olarak karşınıza Allah  kelimesinin ve katlarının çıktığını görürsünüz.
Alın işte size sırlarla,  şifrelerle dolu bir mabet. Da Vinci şifresini yaya bırakacak bir  maharet.’

25 Ocak 2011 Salı

Öylesine bir duygusal mod, öylesine yazılmış bir yazı



bazen çok yalnız hissederiz kendimizi sadece tek bir kişi tek bir insan doldurabilir o boşluğu ve o çoktan gitmiştir, kendince gitmesi gereken yere ve o gittiği yer sizin yanınız değildir.Size değer vermediği için gitmemiştir gitmek zorunda olduğu için gitmiştir bazende  yeni başlangıçlar için gitmiştir. ya da gitmişizdir.
bir insanı yok sayamazsın hayatında ne kadar yok saysanda kalmıştır bir yerlerinde sadece üstünü çok fazla toz toprak kaplamıştır bazen bir şarkıda
bazen bir filmde gelir aklımıza beklemediğimiz zamanlarda gelmemesi gereken yerlerde gelir ve siz zamanla bununla yaşamayı öğrenirsiniz, bu duygularla
bazen kendiniz bile şaşırsınız verdiğiniz tepkilere bazen duygusuzluğunuza ama işte yinede öyle olması gerektiği için olur bir çok şey değiştiremezsiniz ki
yapacaklarını istekleriniz sınırlıdır zorlarsınız zorlarsınız ama bir yerde bırakmak zorunda kalırsınız. sadece ya arkanızı dönüp gözlerinizi kaparsınız yada uzun
uzun bakarsınız gidenlerin arkasından...

Leyla ile Mecnun

Fuzulinin ölümsüz eseri her çağa hitap eden bir aşk hikayesi; Leyla ile Kays İskender Pala yorumu ile bizlerle buluşuyor. Hikayeyi bilmeyenimiz yoktur tabiki aslında söylenecek çok şey var kitaba ve aşka dair ama susmak gerek bazen kendini hikaye ye bırakmak bu yüzden kitabın içinden bazı minyatürleri paylaşcağım sizinle ;


ol bakdı buna neşat buldu
Bu gördü ona mukayyet oldu

Yok kimse bu derd-i dilden âgâh
Bu derd-i dil ile neyleyim âh


Şir olmuş idi enis-i mahcir
Nahcir emerdi şirden şir

Başında eylerdi mur hâne
Göz yaşı ile tapardı dâne


Leyli!.. dedi verdi câni şirin
ol âşık-ı bi-karâr u miskin

Ruhsârlarında zevkden nûr
Anlar gam-ı derd-i kıssadan dûr.

Bir Günün Anatomisi

Bir  günün anatomisi buyrun karşınızda ;

Sabah 6,30 da kalkıp bu saatlere kadar  çay poğaça ve nette sörf  yaparak afyonumun patlamasını beklemek. Zira çalışabilmem için kendime gelmem ve sersemliğimi atmam lazım :P 11,30 öğle yemeği vakti yaklaşık yarım saat sonra ya tekabül ediyor buda. Ee tabi sonrası yemekten sonra olmazsa olmazım türk kahvesi keyfi yapmak, yemekten sonra çok iyi gidiyor tavsiye ediyorum. Saat oldumu 12,30 e bir de namaz molası verelim çalışmaya başlamadan önce 1’e kadar öğle tatili nede olsa :), Alın size saat 1 , ufaktan ufaktan işe girişeyim arka fonda da ruh halime uygun müzikler olsun ki adapte olmam kolay olsun. Hem çalışırım, hem bloğuma bakarım hem de sitelerime bakarım tabii arada msn’den arkadaşlara lafta yetiştiririm malum bir kadın aynı anda bir çok şeyi yapabilme yeteneğine sahiptir bence bu genlerimizden geliyor.  Off saat 3 olmuş yeter bu kadar çalışmak deyip birazda kitap okusam artık birde çay alayım yanına hem okur hem içerim. Saat 4 oldu acıkır gibi oldum sanki ıvır zıvır yeme vakti aynı zaman da netten bişiler izleme vakti site ismi verip reklam yapmak gibi olmasın ama yabancı dizi fanatiğim aynı zamanda aranızda varsa yabancı dizi izlemeyi sevenler irtibata geçelim bayağı da kapsamlıyımdır bu konuda. Aaaa saat 5 olmuş e yeter bugünlük bu kadar çalışma artık eve gitme vakti. Sabaha görüşürüz canım ofisim :)))

Eee benim bir günüm değil her günüm hemen hemen böyle ya sizinki ????

24 Ocak 2011 Pazartesi

SU KASİDESİ


Büyük bir peygamber aşkı ile yazılmış su kasidesi. Fuzulinin en önemli eserlerinden bir tanesi, Hz. Muhammed S.A.V karşı duyulan aşk bu kadar anlatılır sanırım. İskender PALA her zaman olduğu gibi divan edebiyatında tek geçtiğim bir isim. İskender PALA tercümesi ve yorumu ile su kasidesini okumak son derece keyifli. en çok sevdiğim bölümlerden bir tanesini paylaşacağım sizinle;

Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
Kim bu denl tutuşan odlare kılmaz çare su

Od biliyorsunuz ateş demek, gönül ateşi... Öyle bir ateş ki, eşk (gözden  saçılan gözyaşları) ile sönecek değil. 'Ey gözlerim! Gönlümdeki yangını söndürmek için boşuna yaşlar serpip durmayın. Çünkü benim gönlümde öyle bir yangın var ki, artık ona su kâr etmez.' yani yangını iyiden iyiye büyümüş iş işten geçmiştir.

Kasidenin ilk beyitleri ve tercümesi   bu şekilde merakınızı celp ettiyse gerisi iskender paladan su kasidesinde... :)


 

BAB'AZİZ



Nacer KHEMİR filmi 2005 yapımı bir filmden çok daha fazlası çok ince çok derin anlamlar ifade eden bir film. Yönetmen için mistik filmlerin derinlikli yönetmeni sinema festivallerinin onur konuğu diyorlar. Sizinle sadece film de  ölümü anlatan bir sahnedeki diyaloğu paylaşacağım, size film hakkında bilgi verecektir.

-.Benimi bekliyordun

*.Ölümüme şahit olman için

-.Neden ben?  Ben ölümden öyle korkarım ki.

*.Kesinlikle
*. Eğer karanlıktaki bir bebeğe anasının rahminde şöyle denseydi;
*.Çık dışarı orda bir nur dünyası var.
*.Yüksek dağlar ile büyük denizler ile dalga dalga düzlükler, çiçek vermiş güzel bahçeler *.ırmaklar  var parlak bir güneş.  
*.Ve sen bütün bu harika şeylere rağmen karanlıkla kapalı kalıyorsun.
*.Doğamamış çocuk bu harika şeyler hakkında hiçbirşey bilmediği için onun hiç birine inanmazdı.
*.Bizim gibi, ölümle yüzleştiğimiz zaman bu yüzden korkuyoruz.

-.Fakat ölümde nur olmaz çünkü o herşeyin sonudur

*.Başlangıca sahip olmayan birşeyin  ölüm nasıl sonu olabilir.







Kanuni Sultan Süleyman mı Fatih Sultan Mehmet mi ?

Kanuni Sultan Süleyman mı yoksa Fatih Sultan Mehmet mi ? Son zamanlarda herkezin dilinde olan kanuni sultan süleyman batının söylemi ile muhteşem süleyman özel bir kanalda dizisi de yayınlanmakta olan muhteşem osmanlı padişahı. Seferlerinden çok haremi ve tabi hürreme olan aşkı ile insanlara sunulmakta bu aralar. Aslında iç içe hürrem  ve osmanlı devleti zira hürremin osmanlı saltanatına olan etkisi de gözler önünde. Muhteşem Süleymanın en çok etkilendiği yegane isim tek ve gerçek aşkı hürrem. Belki de bu yüzden bu  kadar gündemdedir.


                             Fatih Sultan Mehmet, Kanunin 3, kuşaktan dedesi.         Fatih   Sultan Mehmet Atinayı feth ettiğinde diyor ki; 
  ‘Tek sorun şu: Agamemnon Truva’yı ele geçirdiğinde onu meşhur edecek bir Homeros vardı. Benim ise bir Homeros’um yok.”

ve john Freely boğaziçi üniversitesinde öğretim görevlisi, fizik profesörü ve ayın zamanda tarih yazarı. Kendisi ile yapılan bir röportajı sizlerle paylaşma gereksinimi duydum bizim tarihimizi bir yabancının bu kadar iyi gözlemleyip yazmasıda ayrı bir konu ama röportajı okuduğunuz zaman göreceksiniz. Fatih sultan mehmet için Ne Müslümandı Ne Hristiyan gibi bir söylemi var bu beni fazlasıyla rahatsız etti John Freely görüşlerine katıldığım noka ise Fatih Sultan Mehmetin hak ettiği yerde hak ettiği ilgiyi görmediği fikrine inanmamdır.


* Kitabınızın ilk cümlelerinde Bellini’nin Fatih Sultan Mehmet portresinden söz ediyorsunuz. Fatih’e ilginiz bu portreyi görmenizle mi başladı?
Evet, tam da böyle oldu. Bu resmi ilk kez 1962’de Londra National Gallery’de gördüm.
O sırada İstanbul’a geleli iki yıl olmuştu. Daha sonra 1999’da yeniden karşılaştık, bu kez İstanbul’da. Yakın arkadaşım Selçuk Altun, Yapı Kredi Bankası’nın yönetim kurulu üyesiydi ve banka, portreyi İstanbul’a getirip sergiledi. Böylece Fatih’in o resmi, 100 yıl sonra İstanbul’a geri dönmüş oldu. Sergi için bir kokteyl yapıldı ve kimse o portreye bakmadı bile. Yanımda iki koruma görevlisiyle ben bakakaldım sadece.

* Bu portrede sizi bu kitabı yazmaya kadar götüren ne gördünüz?
İlginç bir kişilik bir kere. Sultanların, kralların portrelerinde genelde gücün simgesini görürsünüz. Ama burada Fatih’in yüzü, ifadesi farklı. Bir de hikayesini biliyordum tabii. Birini sevmek için onu tanımalısınız. Ama bu Osmanlı sultanları için çok zor. Mektup yazmıyorlar bir kere. Şiirleri var hiç değilse... Benden 600 yıl önce yaşamış birinin zihninin içine girmeye çalıştım. 

“Muhteşem bir savaşçı ve olağanüstü bir entelektüel” 
* Neler keşfettiniz?
Bir insanın kütüphanesine bakarak onun nasıl biri olduğunu anlayabilirsiniz bence. Fatih’in kitaplarına bakın. Bir sultanın Aristoteles’le, St. Thomas Aquinas’la ne işi olabilir? Fatih Sultan Mehmed, muhteşem bir savaşçıyla olağanüstü bir entelektüelin birleşimi. Öğrenme aşkı var bir kere. Gerçek bir Rönesans adamı. Büyük İskender’de benzer bir kişilik görebilirsiniz. Mesela Atina’yı fethettiğinde diyor ki “Tek sorun şu: Agamemnon Truva’yı ele geçirdiğinde onu meşhur edecek bir Homeros vardı. Benim ise bir Homeros’um yok.” Çok etkileyici değil mi?

*  Sanırım siz Fatih Sultan Mehmed’in Türkiye’de hak ettiği değeri görmediğini düşünüyorsunuz.
Evet. Hem Türkiye’de hem de batıda. Kanuni Sultan Süleyman’a çok daha fazla önem veriliyor. Halbuki Fatih çok çok daha ilginç ve politik olarak çok daha önemli biri. Sultan Süleyman’ın zamanında imparatorluk kurulmuş, her şey tıkır tıkır çalışıyordu. Ben onun bir stratejist olduğunu düşünmüyorum. Herkes kurulu bir orduyu yönetebilir. Oysa Fatih babasından sonra o orduyu düzenleyen kişi. “Kanuni ortalıkta Brad Pitt gibi dolaşmıyordu, Hürrem’e aitti”

* Peki “Muhteşem Yüzyıl” dizisiyle ilgili fikriniz nedir? Seyrettiniz mi?
Hayır, o kadar çok şey duydum ki artık seyretmesem de olur. Süleyman haliyle çok meşgul bir adamdı, hayatı seferlerde geçti. Sıradan bir haremi vardı ve sonra Hürrem’e aşık oldu. Herkesi bir kenara itti ve kendini Hürrem’e adadı. Sultan Süleyman ortada Brad Pitt gibi gezmiyordu, Hürrem’e aitti. O öldüğünde oğlu Sarhoş Selim tahta geçti. Diğer şehzadelerin öldürülüp onun tahta geçmesi, Osmanlı’nın kırılma noktasıdır. Selim beceriksiz bir yöneticiydi. Aslında onun da ilginç şiirleri vardır ama benim favorim Deli İbrahim.

“Fatih kilisede ayin izliyordu ama Hıristiyan değildi”
* Fatih Sultan Mehmed’le ilgili en çok tartışılan konu, Hıristiyan olup olmadığıdır. Siz nasıl bir bilgiye ulaştınız dini konusunda?
Fatih’in pek dindar olduğu söylenemez. Galata’da St. Pietro Kilisesi’ne gidip ayinleri izlediği, komünyon ekmeğinden yediği biliniyor. 

* Ama kitabınızdan şu sonucu çıkardım: Ne Müslüman ne de Hıristiyandı. 
Evet, öyle görünüyor. Seremoni seven bir padişah değildi. St. Pietro Kilisesi’ne genelde yalnız gidiyordu. Sultan Süleyman gibi kalabalıklarla dolaşmıyordu.  

* Hakkındaki kaynaklar tatmin edici miydi?
ABD’de, İngiltere’de, Almanya’da bu işi yapmaya kalksanız işiniz çok kolay. Ama Türkiye’de daha zor. O dönemler üzerine çalışan çok az tarihçi var. Fatih üzerine belgeler epeyce kısıtlı. 

* Türkçe okuyabiliyor musunuz?
Hayır. Türkçem Tarzanca seviyesinde. İhtiyacım olan her şey çevrilmiş, Boğaziçi Üniversitesi’nin harika bir kütüphanesi var. Kampüs içindeyken İngilizce yetiyor ama sokağa çıktığımda, Çiçek Pasajı’na gittiğimde Türkçe konuşuyorum.

* Kitabı ne kadar sürede yazdınız?
Bir yıl. O sırada üniversitede ders vermeye devam ediyordum çünkü. Şimdi dersim yok, aynı anda dört kitap yazıyorum. Ben işçi sınıfından geliyorum, hayatım hep böyle geçti. Gençken gündüzleri çalışıyor, geceleri okula gidiyordum. Sonra da gündüzleri okula gidip akşamları yazmaya başladım. Karım Dolores harika biri, her şeyi o yapıyor. Onun sayesinde...

* Fatih Sultan Mehmed hakkında pek fazla kitap yazılmayan bir padişah. Siz bu biyografiyi yazarken bunun nedenini keşfettiniz mi?
“Büyük Türk”, Fatih hakkında genel okura hitaben yazılmış ilk kitap. Hem Türk araştırmacılar hem de Batılılar Süleyman’ın daha görkemli olduğunu düşünüyorlar. Fatih çok daha kompleks bir kişilik, kolay değil. 

En Fazla İçimde Ölürsün






En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittigim her yere
Kizil sonbaharim
Hangi ask kendi firtinasina dayanabildi
Ellerimde çogul bir gölge kusu
Adinin arkasina basmadan yürüdüm
Alnimda birikti çizikler
Adimdan çikardim aklimi
Aklimsiz kaldim
Neylersin
Insaniz
Ne yapsak eksigiz iste
Ölüme ayarli saatiz

En fazla içimde ölürsün
Sorarim
Siir papirüslerinin hangi kösesine karaladin beni?
Hangi hare'mden yakaladin da çignemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kusu
Hangi rüzgârlara sattin da saçlarini
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?
Içindeki kötü senaryolarin kahramani olmak istemezdim
Dagildi bak derlenip toplanmis dagilmalarim

En fazla içimde ölürsün
Nasilsa yokluk rehin birakiliyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayi
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmedigin her yere
Kim tutuklanmis yalnizliktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladin
Ki simdi bu kadar sokaktayim
En fazla içimde ölürsün
Karla karisik yagarsin yara Bereme
Karma karisik kalirsin cinnet seridinde
Kaldirimlarin kaldiramadigi her neyse iste
Bulamadigin her ne varsa büyük yikimlarin izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazilmayacak bir siirin içinde


En fazla içimde ölürsün
Yanaginda yanar avucum
Avucumda imlasi bozuk bir siir kalir
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulagimda bir tepenin rüzgâri uguldar
Girtlagima kadar aska batarim
Yeteri yok. Eksigi fazla.
Neyin kaldi eksilenlerden arta
Içeri dogru kapanan bir kapiydin
Saçlarindan geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Egildim
Eksildim
Eridim
Bir seni bitirmedim
Hangi rüzgarlara sattin da saçlarini
Ugultusuna tutunamadin
Ömürden nefes çalarak ne kadar yasarsa insan
Öyle yasadim gözlerini
Tenimde itis kakis
Cebimde depremlerin
Esrarli gece ayinleri
Volkanik siirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnizligin tiradini kapamadim mi her sefer
Sensizlik seni anlatti en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
Söyle saçlarinda öldügüm
Bir geri gidis kaç günde gelirdi?

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittigim her yere
Tenimin yirtildigi yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açik bir kapiyi
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldin da
Beni nerde biraktin
Hangisini seçerdin benim için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için
Ben yarama çoktan sen bastim
Yasim kadar gencim
Adin çabuk diye geçti
Ardinda aç köpekleri birakarak
Ezberimden geçtim.
Hizla biten ask sarkilarindan geçtim
Senden bir sey eksiltmeden sana çok sey birakmakti ask
Bildim

Biz dalkavuk bir aydinligin yerine
Onurlu bir karanligi seçtik
Ve bir öyküden aglarcasina geçtik
Cesurduk çünkü
Kendimizi kendi düslerimizden kovacak kadar
Ömrüne yüz çevirmis iki masalciyiz
Gerisi hiçlik
Gerisi yokluk
Sensizligin anlattigi ne vardi senden baska
Bir hayatin tüm yanilgilarini
Saçlarinda çözdüm
Simdi beni hangi yanimdan susacaksin
Sessizlikte bir dildir
Çogul susulur
Pusulur
Simdi beni hangi yanimdan kusacaksin
Yikik sehrimin izbesi
En fazla içimde ölürsün
En çok
Gözlerime gömülürsün.
Gözlerimi kaparim
Vasiyetimi yazarim... 

Kahraman TAZEOĞLU

23 Ocak 2011 Pazar

Babil'de Ölüm İstanbulda Aşk

İskender Pala'dan okuduğum ilk kitaptır. Bu kitabı almama etken olan sebep başta popülaritesi idi ve bir o kadarda kitabın ismi ve kapağındaki hançerde beni kendine çekmişti. İlk  sayfaları okumaya başladığımda of ya dedim bu kitap çok ağır ve itiraf edeyim ne anlatmak istediğinide anlayamamıştım. Kitap bir yandan Leyla ile Mecnunu anlatırken diğer yandan babili anlatıyor. Aslında 1000 yıllık bir serüven. Fuzulinin Leyla ile Mecnunu yazması ile başlayan ve yazdığı bu kitaba babil de yaşamış olan bilginlerin keşfettiği bilgileri şifrelemesi ile devam ediyor. Tabi ki tahmin ettiğiniz gibi Leyla ile Mecnun kitabının peşinde devam eden bir serüven. Değişik bir leyla ile kays anlatımı. Kitabı kays'ın dilinden okuyorsunuz. Dediğim gibi başlarda kitap ağır gibi görünsede okudukça kendinizi gizemli bir  serüvenin içinde ve tabi bir araştırmanın içinde buluyorsunuz. Bu kitabı okuduktan sonra leyla ile mecnun birde gerçek yazarından fuzuliden okumak gibi bir meraka kapılıyor insan. Bunun içinde tabiki yine doğru tercih İskender Pala yarın leyla ile mecnun kitabını anlatacağım.Kitabın içinde resmedilmiş minyatürleride tabiki sizlerle paylaşacağım.       İyi okumalar.. :)           

22 Ocak 2011 Cumartesi

Kütüphanemden Seçmeler 1


Küçükte olsa bana göre değerli eserlerin yer aldığı kütüphanemi sizlerle paylaşmak istedim. Şimdilik 10 a yakın kitap seçtim bu kitapların her birini sizlere tek tek anlatacağım eğerki aramızda benim gibi  kitap kurtları varsa beğendiğiniz yada almayı düşündüğünüz kitaplar için ön fikir sahibi olabilirsiniz.

Okumak üzerine



Kulağımda Sting’den  Shape of my hearth arka planda leon filminden alıntılar ... çoğu insanın severek dinlediği klasik parçalar arasındadır, elimde en çok sevdiğim yazarlardan mustafa islamoğlunun ahlak yazıları adlı kitap.
 Okurken hafif çalan müzikleri tercih ederim, bazen klasikler bazen tasavvufi müzik genelde ney vazgeçilmezimdir,  huzur verir bana ney sesi  beynime değil kalbime hitap eder  bu şekilde hem okuduğumu anlarım hem kalbimi dinlerim. Bir nevi özümserim yazılanları,
kitap okumanın yeri ve vakti yoktur mutlaka, ama gece okumayı severim..

Gecenin sessizliğine gömülmeyi ..

El razi

El-Razi olarak bilinen Ebu Bekir Muhammed Bin Zekeriya, 864 yılında İran'da Rey kentinde dünyaya gelmiştir. İslam Filozofudur.. Gençlik yıllarında müzik, matematik, astronomi, kimya, felsefe ve tıp bilimleri ile ilgilenmiştir. Hekimliğe karşı duyduğu ilgi sonucu tıp eğitimine yönelmiştir.

Çalışmalarının büyük bir kısmı... tıp üzerine olan El-Razi'nin en ünlü eseri "El Hevi (Liber Continens)"dir. Bu eser, hastalıkların teşhis ve tedavisi üzerine yazılmış döneminin en geniş medikal ansiklopedisidir. Antik Yunan ve İslam tıbbının önemli medikal bilgileri ve El-Razi'nin kendi çalışmaları bu eserde derlenmiştir.


El Razi'nin en önemli çalışması ise çiçek ve suçiçeği hastalıkları üzerine yazdığı incelemesidir. "Liber de Pestilentia" adlı eserinde her iki hastalığı da detaylı şekilde tanımlamış ve bu iki hastalığın ayırıcı tanısını yapmıştır. El Razi'nin eserleri birçok yabancı dile çevrilmiş ve 18. yüzyıla kadarbirçok tıp fakültesinde okutulmuştur. 1970 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından çiçek ve suçiçeği hastalıkları üzerine olan özgün çalışmaları sebebiyle şükranla anılmıştır.

* "Herhangi bir konuda Galen ve Aristo görüş birliği içindeyse doktorlar için karar vermek kolaydır; fakat farklı düşünüyorlarsa uzlaşmaya varmak zorlaşır. Hekimlikte "doğru", ulaşılamayacak bir hedeftir. İyi bir hekimin deneyimi, kitaplarda yazan her şeyden çok daha önemlidir." (El Razi)

ömer hayyam'dan rubailer

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır, bu sel yatağına?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?

...Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna;
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna

tartışmak

1. Birisiyle tartışırken vakar ve efendiliğini elden bırakma.

2. Bilgisizliğini ortaya koyma. Bu konuda aceleci olma.

3. Delillerini getirirken çok iyi düşün.

4. Tartıştığın kimseyle aranda hakem olarak yumuşak huyunu gör.

5. Elinle ve parmağınla fazla işarette bulunma.

6. Fazla heyecanlanıp yüzün turp gibi olmasın.

7. Şakakların terlemesin.

8. Karşındaki adam sana ölçüsüz davranır, küstahlıkta bulunursa sen de nezih ve ağırbaşlı davran.

9. Seni kızdıracak olursa, yine ölçülü konuşmaya çalış, kendi şerefini düşün.

fazla konuşmak

Ey oğul!

Fazla konuşma. Sonra bulunduğun toplulukta taşınması güç bir yük olursun.

Seninle beraber oturana karşı alicenap davran. Yanına oturmak isteyene güzel, nazik, hareket et.

Başkasının gözüne dikkatle bakıp durma.

Fazla lügat parçalayıp yaldızlı söz söyleme. Çünkü bu sözlerin dış görünüşü belki güzel sayılabilir, fakat gerçekte güzel değildir.

dostunu iyi seç

Ey oğul!

İki çeşit dost ve kardeş vardır. Birisi, başına bir bela geldiği zaman seni korur; diğeri de mutluluk ve ikbal günlerinde senin dostundur.

Belâ gelip ikbalden düştüğünde dostluk yüzünü gösteren kardeşi hakiki kardeş ve dost bil ve dostluğunu korumaya çalış.

Saadet günlerindeki dosta pek güvenme. Sıkıntılı günlerinde dostluk bağını uzatmıyorsa, onu düşmanların düşmanı bil.

imam gazali"den öğütler

Ey oğul!

1. Uğradığın bir toplantıda yer alanların üzerine dikilip durma.

2. Sokak ve caddeleri meclis gibi kullanma.

3. Dükkânları sohbet yeri olarak seçme.

4. Fikrî tartışmada kendini haklı çıkarmak için inat gösterme.

5. Edep ve terbiyesini yitirmiş patavatsız kimselerle tartışma. Bir hüküm verirken "şahsî görüşümdür" de.

6. Birşeyi veya bir adamı överken aşırıya gitme.

7. Bir mecliste oturmak istediğin zaman bağdaş kurup otur.

8. Sakın parmak çatlatma

9. Sakalınla oynama

10. Yüzüğünle meşgul olma.

11. Oturduğun bir yerde, bulunduğun bir toplulukta dişlerini kürdan ve benzeri şeylerle temizlemeye kalkışma.

12. Burnunla oynama

13. Parmağını burnuna sokma.

14. Yüzüne sinek konarsa yavaşça onu kovmayı ihmal etme.

15. Esnememeye dikkat et.

16. Halkın seni hafife alacağı söz ve davranıştan sakın.

17. Bulunduğun topluluk yol gösterici olsun.

18. Sözlerin çok kıymetli bir nesne gibi paylaşılsın.

19. Güzel sözlere kulak ver.

20. Konuşulan bir sözün tekrar edilmesini isteme. Bu, onu dinlemediğini gösterir.

21 Ocak 2011 Cuma

AYRILIK VAKTİ
Akşamı getiren sesleri dinle
Dinle de gönlümü alıver gitsin
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin

Güneşle köye in, beni bırak da
Küçüle, küçüle kaybol ırakta
Şu yolu dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin

Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgara salıver gitsin

yeni bir sayfada sana bakmak

her sey yapilabilir
bir beyaz kagitla
uçak örnegin uçurtma mesela
altina konabilir
bir ayagi ötekilerden kisa oldugu için
sallanan bir masanin
veya siir yazilabilir
süresi ötekilerden kisa
bir ömür üzerine
bir beyaz kagida
her sey yazilabilir
senin disinda
güzelligine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalisan
her seyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadir çaresi
senin bir çiçege bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasirli bir bahçivan çaresizligim
anlarim bitkiden filan ama anlatamam
topragin günesle konusmasini
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana isik ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok

bir siir istersin
"içinde benzetmeler olan" kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir sey yok.
Uzun bir yoldan gelen
Tedariksiz katiksiz bir yolcuyum
Yarali yarasiz sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kagit boslugu
Her seyi anlattim
Olan olmayan acitan sancitan
Bilsem ki sana varmak içindi
Bütün mola sancilari
Bütün stabilize arkadasliklar
Daha hizli kosardim
Sever adim gelirdim
Gözlerinin mercan maviligine
Sana bakmak
Suya bakmaktir
Sana bakmak
Bir mucizeyi anlamaktir
Sana sola bakmadan yürüdügüm
yollar taniktir
Ask sorgusunda sahanem
Yalniz kelepçeler saniktir
Ne yazsam olmuyor
Çünkü bilenler hatirlar
Hem yapilmis hem yapma çiçek satanlar
Bahçivanlar degil tüccarlardir
Sen öyle göz
Sen öyle toprak ve günes ortakligi
Sen teninde cennet kayganligi iken
Sana siir yazmak ahmakliktir

Bir tek söz kalir
Dislerimin arasindan
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzamaya baslar
Verdigim bütün sözler
Sende kalsin isterim
Ben sana gülüm derim
Gül sana benzedigi için ölümsüz
Yazdigim bütün siirler
Sana baslayan bir kitap için önsöz
Sana bakmak
Bir beyaz kagida bakmaktir
Her sey olmaya hazir
Sana bakmak
Suya bakmaktir
Gördügün suretten utanmak
Sana bakmak
Bütün rastlantilari reddedip
Bir mucizeyi anlamaktir
Sana bakmak
Allah'a inanmaktir .

Siir. Yilmaz Erdogan
Şu kadından uzak dur
Ey oğul!
Huysuz ve karaktersiz kadından sakın. Çünkü böylesinin dili kocası üzerinde çirkin ve ağırdır. Dünyaya çocuk getirmesi, yüzündeki haya perdesini açmıştır. Artık ne ev halkından utanır, ne de konu komşusundan.
Böyle kadınlar ne dünyaya yararlar, ne de âhirete. Bunlar ülfet ve sohbet edilmeye lâyık değildirler.
Böylelerinin gizli hali olmaz. Aile sırrını sokağa dökerler. İyilik ve hayrı çoktan yere gömmüşlerdir.
Asık suratlı olarak sabahlar, akşam nerede olduğu bilinmez.
Onun sunduğu bir yudum su şerdir, zehirdir. Yemeği öfke, konuşması maskedir. Evi perişan, elbisesi kir ve pastır. Yılan gibi sokar, akrep gibi ısırır.
Kocası evet dese, o hayır der. Böylesi kadınlardan uzak dur.
Kadınların bir kısmı da geri zekâlı ve hantaldır. Ağır canlı ve kıt anlayışlıdır. Kocasını sever, kazancına razı olur; fakat güneş doğup yükseldiği halde hâlâ sesi duyulmaz. Yemekleri bayat, kapları kirli ve paslıdır.
 
Şu kadınla da hayatını kur
Ey oğul
Kadınların bir kısmı da sevimli ve merhametlidir. Bereketli ve feyizlidir. Soylu çocuk doğurur.
Kendisine her zaman güvenilir. Komşuları arasında itibarlıdır.
Aile sırlarım korur, kimsenin yanında açmaz.
Cömerttir, eli açıktır. Bağırıp çağırmaz, alçak sesle konuşur.
Evi ter temizdir. Çocukları çiçek gibi, gönül alıcıdır. Hayrı süreklidir. Kocası da o nisbette yumuşak huyludur.
Namus onun şiarı, terbiye değişmez vasfıdır.

imam gazaliden öğütler



Allah'tan kork
Ey oğul!
Allah'tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle kork. Ona kulluk görevini gereği gibi yap. Haram kıldığı şeylerden mümkün olduğu nisbette kaçın. Allah'ın saadete uzanan yolundan ayrılma. Hayatını düzene sokan emirlerini sakın ihmal etme ki, yaşayışın sıhhat bulsun, gözlerin aydın olsun.
Çünkü gizli ve kapalı hiçbir şey Allah'tan gizli ve kapalı değildir.

tövbe üzerine ayetler

Âlimlere göre insan, yaptığı her günahdan dolayı tövbe etmelidir. İşlenen günah sadece Allah'a karşı olup kul hakkını ilgilendirmiyorsa, bundan tövbe etmenin üç şartı vardır:
1. O günahı terketmek.
2. Onu yaptığına pişman olmak.
3. Bir daha yapmamaya karar vermek.
Şayet bu üç şarttan biri eksikse, tövbe edilmiş olmaz.
İşlenen günah kul hakkını ilgilendiriyorsa, ondan tövbe etmenin dört şartı vardır:
Üçü yukarıda sayılan şartlardır.
Dördüncüsü de kul hakkından arınıp kurtulmaktır. Bu da şöyle olur:
Şayet bu hak mal ve benzeri bir şeyse, onu sahibine geri verir.
Eğer "zina etti" diye iftira atmak gibi bir suçdan dolayı ceza görmeyi gerektiyorsa, hak sahibine kendisini cezalandırma yetkisi verir veya ondan kendini bağışlamasını ister.
Eğer bu kul hakkı birini çekiştirme suçu ise, o kimseden af diler.
İnsanın yaptığı her günahdan dolayı tövbe etmesi gerekir. Günahlarının bir kısmından tövbe ederse, Ehl-i sünnet'e göre, sadece o günahları hakkında tövbe etmiş sayılır; tövbe etmediği günahları devam eder.
Kur'ân-ı Kerîm âyetleri, hadîs-i şerîfler ve İslâm âlimleri tövbe etmenin gerekli olduğunu göstermektedir.
`
Âyetler
1. "Hepiniz Allah'a tövbe edin, ey mü'minler! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuzu elde edebilirsiniz."                                                                                                  Nur sûresi (24), 31
Âyet-i kerîme, bütün mü'minlerin tövbe etmesini emretmekte, günahlardan kurtulma yolunun tövbe olduğunu belirtmekte, tövbesi kabul edilen kimsenin kurtuluşa erdiğini haber vermekte, dolayısıyla kusursuz kul olmayacağını bildirmektedir.
Demek oluyor ki, sağlıklı bir toplumun önemli şartlarından biri, günahlarından kurtulmayı arzu eden ve bu maksatla Allah'a yönelen fertlerden meydana gelmesidir. Çünkü tövbe eden kimse, yaptığı hatayı Allah Teâlâ'ya itiraf etmekte, o günahı bir daha yapmayacağına dair söz vermekte, O'nun merhametine sığınarak affını dilemekte ve böylece Cenâb-ı Hakk'ın yegâne bağışlayıcı olduğunu kabul etmektedir.
  
2. "Rabbinizden sizi bağışlamasını isteyiniz; sonra ona tövbe ediniz."
 Hûd sûresi (11), 3
Günahları bağışlayacak olan Allah Teâlâ'dır. Kul bunu böyle bilerek Yüce Mevlâ'sına el açıp affını dileyecek ve yaptığı günahlardan dolayı pişmanlık duyduğunu O'na itiraf edecektir. Bağışlanmanın tek yolu budur.
 
 
3. "Ey iman edenler! Allah'a samimiyetle tövbe edin!''                                               
Tahrîm sûresi (66), 8
Samimi tövbe, yapılan günahın çirkinliğini insanın bilmesi, bunu vicdanının kabul etmesi ve onu işlediğine pişmanlık duymasıdır. Allah Teâlâ "Samimiyetle tövbe edin" derken, kulunun yaptığı suçtan dolayı üzülüp vicdan azabı çekmesini istemekte ve onun kendi kendine "Ben artık bu suçu bir daha yapmayacağım" diye söz vermesini beklemektedir.
İnsanı kurtaracak olan samimi tövbe (tevbe-i nasûh) işte budur. İşlediği günahdan pişmanlık duyan kimse, tövbe ettiğini diliyle söylerken gönlü gerçekten pişmanlık duymalı, bedeni günahtan uzak durmalı ve o konudaki kusur ve noksanlarını gidermeye çalışmalıdır.

ihlas ve iyi niyet

Âyetler
1. "Onlara sadece şu emredilmişti: Bâtıl dinleri bırakarak yalnız Allah'a yönelip ona itaat etsinler, namazı kılsınlar, zekâtı versinler. İşte doğru din budur."
Beyyine sûresi (98), 5
Yahudi ve hıristiyanlara tıpkı İbrâhim aleyhisselâm gibi olmaları, Allaha hiçbir şeyi ortak koşmamaları, ona kayıtsız şartsız boyun eğmeleri, mütevâzi ve saygılı davranmaları emrolunmuştu. Kendilerinden sapık fikirleri bırakmaları, yalnızca Allah'a ibadet edip namaz kılmaları, zekât vermeleri istenmişti. Zaten Allah tarafından gönderilen bütün kitaplarda yazılan budur. Diğer bir ifadeyle söylemek gerekirse ilâhî dinlerde değişmeyen üç esas vardır: Allah'a imân etmek, namaz kılmak ve zekât vermek. Fakat onlar bu emirlere uymadılar. İşte bu sebeple müslümanların ihlâs, samimiyet ve dürüst bir niyetle Allah'ın buyruklarını yerine getirmeye çalışmaları şarttır. Cenâb-ı Hakk'ın emirlerine uymayan yahudi ve hıristiyanlara hiçbir şekilde benzememeleri gerekmektedir.
 
2. "Kurbanların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşır. Allah'a sadece sizin ihlâs ve samimiyetiniz ulaşır."
                                                                                                      Hac sûresi (22), 37
Kurbanın akıtılan kandan ve dağıtılan etten ibaret olduğu zannedilir. İnsanlar için durum böyle olabilir. Allah Teâlâ kurbanın ne etine, ne de kanına bakar. Onun için önemli olan, hayvanın sırf Allah rızâsı için kesilmesidir. Kurban edilen hayvan Allah rızâsı için kesilmiyorsa, o kurbanın hiçbir değeri yoktur. Cenâb-ı Hakk'ın değer verdiği, karşılığında mükâfat yazdığı şey insanın ihlâsı, iyi niyeti ve samimiyetidir.
 
 
3. "De ki, gönlünüzdeki duyguları saklasanız da, açıklasanız da Allah hepsini bilir."       
Âl-i İmrân sûresi (3), 29
Gizlilik veya açıklık insanlar için söz konusudur. Allah Teâlâ insanların gözlerden uzakta gizlice yaptığı şeyleri bildiği gibi, kalblerinden geçen duygu ve düşünceleri de bilir. Allah'a inanan, onun gönderdiği dini benimseyen bir kimse bütün davranışlarını, hatta gönlünden geçen duyguları bile kontrol etmelidir.
Hadisler
1. Mü'minlerin emîri Ebû Hafs Ömer ibni Hattâb radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim, dedi:
"Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah'a ve Resûlü'ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah'a ve Resûlü'ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir."
Buhârî, Bed'ü'l-vahy 1, Îmân 41, Nikâh 5, Menâkıbu'l-ensâr 45, İtk 6, Eymân 23, Hiyel 1; Müslim, İmâret 155. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Talâk 11; Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 16; Nesâî, Tahâret 60; Talâk 24, Eymân 19; İbni Mâce, Zühd 26

ÇİLE

Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birden bire dam.
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı. İhtiyar bacı!
Sonsuzluk elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

Ateşten zehrini tattım bu okun.
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum değdi burnuna(yok)un.
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

Bir bardak su gibi calkandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk,
Al sana hakikat , al sana rüya!
İşte akıllılık , işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta , bana çil horoz
Yepyeni bir dünya etti hediye.

Bu nasıl bir dünya hikayesi zor;
Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kainat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen , hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük , yetiş takma gözde cam!
Otursun yerine , bende her şekil;
Vatanım sevgilim , dostum ve hocam!