21 Aralık 2011 Çarşamba

ANNEYLE DİYALOG 1

Aslan burcu bir annem var, ve bazen çok komik diyaloglar geçiyor aramızda. daha çok çatışmalar ama onlarda komik oluyor.  bknz: aşağıdaki diyaloğa

Annem: Yekta kapı süsü yapsana, ne güzel süsler yapıyorlar
Y: yapayımda ascanmı ??
Annem: Asarım tabi
Y: nereye ??
Annem: kapıya
Y: yahu anne kapının neresine takacan, dışarıya takcanmı sanki ??
Annem: yok asmam, alırlar dışardan
Y: ee niye istiyorsun o zaman madem asmayacaksın
Annem: kapının içine asıcam ondan istiyorum
Y: Kim görecek ki içerde ??
Annem: Ben görcem, içeri girdikçe bakacağım ona
Y: Bi git anne ya





19 Aralık 2011 Pazartesi

TELEFON DİNLEMEK NE KADAR AYIP !!!!!!!

İç hat görüşmelerimi dinleyen sayın X hanım bu nasıl bir terbiyesizliktir yahu, insanın görüşmesi dinlenirmi arkadaşlar.
Evet arkadaşlar bir süredir iç hat görüşmelerim dinleniyor, dinleyen kişi ise hani şu arkadaş olmaya çalışıyor dediğim ve işten ayrılmasını dilediğim  x şahıs, hayır anlamıyorum işim çok, çok yoğunum diye ortalıkta gezerken bizim görüşmelerimizi dinleyecek fırsatı nasıl bulabiliyorsun, yahu benim konuşmamın nesini merak ediyorsun ki,  
bu nasıl bir komedidir ki telefonda konuşurken şu anda hattımız dinleniyor en iyisi ben yukarı geleyim diyorum telefonu kapatıp yukarı çıkıyorum, peşimden X  kişisi de odaya girip çıkmaya başlıyor :))))))  x'likten bayan telekulağa terfi ettirdim seni hadi iyisin yine :))
 Yorumsuz kalıyorum ben buyrun yorumu siz yapın :)

18 Aralık 2011 Pazar

BU SAATTE GELDİ YİNE AKLIMA

Birisine birşey verirsiniz size ne zaman döneceği belli olmaz, oysaki ödünç alınmıştır ve nedense hep bu saatlerde gelir aklına. Sadece benim kişisel eşyalarım için değil bu ev eşyaları, anne babamın ödünç alınan şeyleri içinde bu böyle. mesala aklıma alttaki komşunun annemden ödünç aldığı ve tam 2 ay yada daha fazla olduğu halde getirmediği giysisi geldi.  Kıymetlidir benim eşyalarım ödünç vermeyi sevmem, almayıda sevmem, hele de kıyafetse bu asla vermem, diyecektim ki yazdan kuzenime verdiğim elbisem geldi aklıma, artık kapalı olabilirim o giysiyi bir daha giymeyebilirim ama yine de benim o, geri istemeliyim hemen :)))
komşunun ikram olsun diye getirdiği poğaçası böreği her neyiyse işte,  tabağı iade edilmediyse batar bana mutfakta koyacak yer bulamam elimde kalır hemen iadesi şarttır, tabak ta boş verilmez ama yapacak bişi yok. Şeytan diyorki nurgülden birşey al verme birkaç ay, ta ki annemin giysisini geri iade edene kadar bende onun giysisinemi el koysam acaba :D:D

yukarda yazılı olanlar içsesimle konuşmamdır.

DİPNOT: HÜLYA AVŞAR YAZIK ETTİN ÇAĞRIYA, NE GÜZEL SÖYLEMİŞTİ ADAM HİSSEDE HİSSEDE :(

16 Aralık 2011 Cuma

12 İSTEK MİMİ

yeni yılda 12 istek mimi :) aynur ablacım yollamış bana bu mimi belki kabul olursa diye sıralıyorum efendim isteklerimi

1; büyümemek :)
2 küçülmek :)
3 1 veya 2 nolu isteklerimden birisi olmazsa eğer bari bu yaşımda sabit durmak :)
4 cumartesi günleri çalışmamak
5 hayatın bazı bölümlerine reset atmak
6 maaşıma daha çok zam ( yapılan zamı pek beğenmedim de)
7 almak istediklerimi yetecek kadar para :) (çok değil ihtiyacım kadar sadece )
8 servis şoförümüzün değişmesi ( değişmezse bir akşam kamyonun altına girecez diye korkuyoruz )
9 x hanımın işten ayrılması ( siz anladınız onu) 
10 yıllık izin kullanmak
11 yıllık izin kullanmak
12 yıllık izin kullanmak

bütün bunları istiyorum hiç kusura bakmayın, belki birkaç tanesi gerçekleşir :)))
(bütün iç dünyamı gözler önüne sermekten ayrıca rahatsız oluyorum ama isteklerimi gizli şekilde ve yüksek sesle dile getirdim bir kezde yazarak dile getireyim belki birisi kayıtlara alınır kihikihkih :))
nabrut eminim benden bu  mimi bekliyordur, nabrutcum yolladım gitti sana

HEDİYEM GELDİ OLEEE


Az önce sevgili gülinin çekilişinde kendisine çıktığım elif hanımdan hediyelerim geldi. fotoğraf makinam yanımda olmadığı için cep telefonu ile çekmek durumunda kaldım, kendisi el emeği ile yaptığı harika hediyeler yollamış, hepsini çok beğendim çok severek kullanacağım , kendisine çok teşekkür ediyorum yeni yılda mutluluklar diliyorum.  

sevgili hayat melodisi gülin'ede çok teşekkür ederim, bu etkinliği düzenlediği için :)

15 Aralık 2011 Perşembe

İLK HEDİYEM


Keçeden yapılmış kaftan şekilnde cep telefonu, sevgili siboş 'da zamanında görüp çok beğenmiştim, sağolsun kendisi bana hediye olarak yapmış, hemde kırmızı renkte :))) cep telefon kılıfınada ihtiyacım vardı böyle güzel kılfıda bulunca attım hemen içine telefonumu. o kadar çok beğendim ki elimde taşıyorum kılıfı sürekli :D:D
siboşş canım tekrar burdan da çok çok teşekkür ederim eline emeğine sağlık :)

14 Aralık 2011 Çarşamba

yeni yıl, doğum günü, gelme lütfennn

Herkeste bir yeni yıl telaşı başladı, hedileye etkinliklerine katılarak bende bu telaşa ortak olmak istesem bile nafile çünkü bu sene hiç bitmesin istiyorum, bunun nedeni çok güzel bir sene olduğu için değil, 31 aralık doğum günüm olduğu için ve yazmaya bile elimin gitmediği bir yaşa bascağım için. bir aydır bunun depresyonunu yaşıyorum bunu en iyi tuba can bilir :)) itiraf ediyorum doğumgünümden ve gireceğim yaştan dolayı orta derecede depresyon geçiriyor olabilirim. nasıl bir doğum tarihidir yılın son günü doğulurmu bari birkaç saat sabredip yılın ilk günü bari doğsaydım demi amaa :(
bakın oraya doğum tarihimi yazdım, şimdiden kimse doğumgünümü kutlamasın hele yeni yılımı hiç kutlamasın, yılın son günlerine doğru iyice depreşeceğimi bildiğim için o zaman bir başka post hazırlayıp sizlerin desteğimi arkama alacağım inşallah :D 

MARY STAYED OUT ALL NIGHT

Bir süredir kore dizisi izlemiyordum, çünkü diğer sezonluk takip ettiğim diziler yeterince vaktimi alıyordu. Malum şu sıralar diizilere sezon ortası ara verildi fırsattan istifade hemen kore dizilerine doğru bir kayış yaşadım. veee tabi ki başrolde oynayan oyuncunun etkisiyle mary stayed out all night izlemeye başladım. klasik kore dizileri gibi 16 bölüm ve 60 dk'dan oluşuyor dizimiz. oppa'larla bir sorun yok ama genelde çirkin kızları oynatıyorlar dizilerde ona uyuz oluyoruz bir arkadaşımla beraber, ama bu dizideki kız izledikçe insana sempatik hatta güzel bile geliyor.  kore dizilerinin ilk 2 bölümünü izledikten sonra dizinin sonunu tahmin edersiniz. bu diziyi 9. bölüme kadar izledim sonunu tahmin etmemek için kendimi zorladım düşünme yekta düşünme belki ters köşe yaparlar diye ama bugün dayanamayın 16 bölüme geçiş yaptım ve sadece son 10 dk izledim, dizinin sonu da belli olmuş oldu hatta son 10 dk dizinin izlemediğim 7 bölümünde neler olup bittiğini bile anladım, yine de aradaki 7 bölümüde izleyeceğim çünkü oyuncular izlettirir bunun oppalarla hiç bir alakası yok :P:P:P 
dizinin konusuna geleyim birazda wi mae ri'yi babası eski bir arkadaşının oğlu ile evlendirmek ister, klasik olarak kız fakir oğlan zengindin evlenmelerinin asıl amacı kızı bu sefil hayattan kurtarmaktır. mae ri evlenmek istemez ve bir trafik kazası sonucu tanıştığı kang moo kyul ile bir oyuna başlarlar, mae ri babasına ve koca adayına moo kyul ile evli olduğunu söyler, diğer koca adayıyla ise babası çoktan evlilik sözleşmesi gibi bişi yapmıştır. sonuç olarak mae ri 100 gün boyunca saat sabah 10-5 arası zengin damat jung in ile 5den akşam 10'a kadar ise sahte kocasıyla vakit geçirmek için anlaşma imzalanır. bu arada moo kyul rockçı yağız bir delikanlıdır 1 aydan fazla bir ilişki yaşayamayan bağlanma korkusu olan kendi çapında epey bir hayranı olan oppamızdır. zengin damat ise dizi yapımcısıdır lakin babasının maddi desteği ile ayakta durur, mae ri ile evlenmek istemesinin asıl sebebi babası yani yoksa kızın güzelliğinden değil. işte bu üçlünün yolu birbiriyle kesişince ortaya güzel bir dizi çıkmış, kore dizi severlere tavsiye edilir. sıkılmadan izleyeceğiniz güzel bir yapım arkadaşlar. 
iyi seyirler.

13 Aralık 2011 Salı

ŞU ANDA İZLİYORUM VE OKUYORUM

 Masamın penceresinden gördüğüm manzara işte bu ağaç. ilk baharda çiçek açısını, yazda yeşillendiğini. sonbaharda sarardığını ve kışın üzerindeki karları izlediğim ağaç.
okumaya başlıyorum bu kitabı. Bir blogger arkadaşın bloğunda görüp almaya karar verdiğim kitap. ismide bir hayli ilginç platon bir gün bara girer, bakalım içinde neler barındırıyor bu kitap.

12 Aralık 2011 Pazartesi

BUHARA YANIYOR

Temür Melik, Cengiz Han, Harşem şahı'nı, buhara ve semerkantın moğol eline geçmesini anlatan bir kitap.Cesur bir komutan temür melik, memleketini düşman eline bırakarak kaçıp giden bir sultan harzem şah ve acıması olmayan bir kaan cengizhan.

1220 senesinde buhara ve semerkant en önemli kültür merkezleri, ilim ve alim yuvası şehirler. moğol istilası gelene kadar tabi. O dönemi anlatan daha iyi bir kitap bulursam mutlaka okumak istiyorum, çünkü orta çağa karşı önleyemediğim bir sempatim var, bu kitap ise o dönemi öğrenmek için kesinlikle yanlış bir kitap.

252 sayfa tarihi roman ben pek sevemedim kitabı yaklaşık 10 gündür elimde kendimi zorlayarak bitirdim. Hikayenin anlatılış biçimini, yazarın dilini beğenmedim. Evet kitap moğol istilasını anlatıyordu ama kitabı okurken ben o istilanın içine giremedim, hissedemedim kitabı. Devamı niteliğinde olan Elveda Buhara'yı da almıştım ama onu okumak için biraz ara vermek istiyorum. 10 üzerinden 6 veriyorum bu kitaba da.

11 Aralık 2011 Pazar

RUH HALİ MİMİ

Herbirenkin sayfasına bakarken umarım benide mimlemiştir diye açtım oda sağolsun beni hüsrana uğratmadı.
evet şu anda ruh halimi anlatan en iyi parça budur.

BU MİMİ NABRUTA GÖNDERİYORUM (EDİT OLARAK YAZDIM DAHA MASRAF ÇIKARMA BAK :p )

SIKICI BİR GÜN

Kaç haftadır bu pazar tüm vakti kendime ayıracağım evde zaman geçriceğim diye hayaller kurup her hafta ekstra çıkan durumlardan dolayı koşturma ile geçiriyordum.  nihayet bu pazar tüm gün evdeydim ve sıkıntıdan patladım, hala da sıkılıyorum meğer özlemini kurduğum şey ne sıkıcıymış, bir daha böyle isteklerde bulunmayacağım :((((((

10 Aralık 2011 Cumartesi

AŞURE DİYE GEZERİMMM

Bütün sevgili blogger arkadaşlar aşure yapıp resmini paylaşıyorlar hepsinin altına bana da bana da diye yazmaktan vazgeçmiyorum ama kimse gel buyur ye demiyor, çok dertliyimm :((((((( Bizim evde hala aşure kaynamadı aşeriyorum resmen aşureye ki kendisi en çok sevdiğim tatlıların başında gelir hele de üzerinde nar taneleri varsa, ne olacak benim halim ramazanda güllaç diye gezerim, muharremde aşure diye dolanırım, yazık değilmi bana :(((((( TUBA CAN, SİBOŞ  siz bari kaynatın aşureyi de yemek için sizlere geleyim sevgili arkadaşlarım :))))))))))))
(tuba hala bana güllaç sözün var)

9 Aralık 2011 Cuma

İŞCİ PATRON DİYALOĞU

Hala gülmekteyim az önceki duruma hemen sizlerle paylaşmak istedim, sevgili iş verenim haşmetle istemeyerk dalga geçtim galiba :P:P  arkadaşlar diyalog şu şekilde gelişti.

Haşmet bir yerden mail adresi almış.
xxxxxetxxxkom
Haşmet :buraya mail gönder yekta
Yekta: anlamadım bu nasıl mail adresi et mi ??
haşmet bey ben xxx firmasında çalışırken bizim sekreter arkadaş bir mail adresi almış sizinki gibi et yazmış, mail adresi veren kişiyi tekrar aradım karşıdaki adam bana yok bir kiloda yahni olsun yanında dedi..
haşmet yüzüme bakıyor
ben gülüyorum
hala bakıyor
hala gülüyorum.
haşmet: sen benim dediğimi anladınmı 
yekta: anladım siz beni anladınızmı
haşmet: al şu numarayı kendin ara sor
yekta: tamam gerek yok anladım ben et'i 
haşmet: sen yinede sor mail adresini 
            
bakın adreste bi yanlışlık olduğunu anladı ısrar ediyor sor diye ama hala nerde yanlış olduğunu anlamadı.

yekta: tamam sorarım eti.
haşmet: tamam
dedi ve odadan çıktı
  :DDDDDDDDD

8 Aralık 2011 Perşembe

ÇEKİLİŞİMİZ BELLİ OLDU

Arkadaşlar çekilişi random ile gerçekleştirdim. 48 kişi katıldığı için  1 ila 48 arasında  rakam yazdım. kazanan 12. sırada yorum yapan arkadaşımız.  benimde çok sevdiğim bir arkadaşım hayat melodisi gülin kazandı.  tebrikler canım :)

:DDDDDDDD


7 Aralık 2011 Çarşamba

KINA KABUSU !!!!

Bu saatte nerden nasıl aklıma geldi bilmiyorum ama korkulu rüyam kına geldi yine takıldı aklımın köşesine. bellkide bunu kendimle ilgili 7 gerçek arasına yazmam lazımda ama orada bahsedemeyeceğim kadar önemli sanırım bu konu benim için :)
filmlerden tanıdık olduğumuz bir sahne var hani kadın veya adam terapiste gider ve doktor direk çocukluğuna inelim der. İlerki yaşlarda yaşadıığımız bütün sorunların çocukluğumuzla ilgili olduğu kanısı oluşur bizde, işin uzmanı ne der bilmem, gerçekmi, kanımı. ama benim kına korkum kesinlikle çocukluğumla ilgili.

seneeeeee 1985 olsa gerek yada 86 ben o aralar 4-5 yaşlarındayım. ne ka küçüğüm görüyorsunuz, mahallemizde düğün olur ki o senelerdeki düğünleri merak edenler bknz: türk sineması 80 li döneme. çocuğukluğun verdiği heycanla  koşturuyorum sağda solda, dantelli çoraplarım ve rugan ayakkabılarımla ne ka mutluyum bilseniz. Nerden bilirdim o yaşta o düğün gecesi hayatımın en kötü anını yaşayacağımı. hayat defterime altı çizgili koyu renkle düşeceğini. düğün dediğm kına gecesi yani, komşunun kızı evleniyor, biz çocuğuz ya kınadan sonra yatırdılar beni, mutlu mesut uykuya güzel rüyalar görmek için daldım.

sabah kalktım ki ne göreyim, iki elimde kırmızı değil bayağı kahverengi hatta siyah hemde her yeri, aman allahım bu eller benimmi gece birisi ellerimi değişmiş benim hem neden o kadar kötü kokuyor benim ellerim. bu eller benim olamaz. anneeeeeee ne olmuş ellerime, kına yaktık sen uyurken bişi  yok. ağlıyorum korkuyorum. babamın jiletini aldığım gibi amcamın yanına koştum, ellerimi kazı amca diye. olmaz kızım dedi el kazınmaz peki ne olacak benim ellerim artık böylemi olacak kara karamı dolaşacam ben bu eller benim  değil.nasıl çıkacak bu kına peki ?? ellerini yıka sürekli dediler, su çıkarırmış öyleymiş.

tasın içine su ve ozan koydum, o zamanlar domestos hak getire. ellerimin kınası gidene kadar elimi hiç sudan çıkarmadım. sürekli o tasla geziyordum. görüyorsunuz değilmi ne kadar acı bir olay yaşamışım. hala kınadan nefret ederim. öyle nefret ederim ki kınalı elle yapılmış yemekleri yemem, elinde kına olan birisinin ikram edeceği ne olursa olsun yemem. geçenlerde iş arkadaşlarından bir bayan eline kına yakmış oğlunun sünneti diye, yazık beni görünce ellerini arkasına saklıyordu :D:D:D  o  derece bir kına kabusum var.



6 Aralık 2011 Salı

hakkımdaki 7 gerçek

sevgili amak-ı hayal ve nabrut bana mim yolladılar, pardon ödülmüş bu :)
Kural 1: Ödülü veren kişiye teşekkür ediyoruz ve blogunun linkini veriyoruz.Sevgili mimleyen arkadaşım amak-ı hayal'ne teşekkürler. 

 Kural 2: Hakkımızda 7 gerçeği paylaşıyoruz. sanırım en belirgin 7 özelliğimizi paylaşmamız lazım.  

  • çok konuşan ve hele de boş konuşan insanlara tahammül edemiyorum. şakaya, dalgaya vs  bir şekle vurup mutlaka çok konuştuğunu.söylüyorum

  • kalabalığı hiç sevmiyorum, boş insan gürültüsünü, kalabalık arkadaş toplantılarına maruz kalıyorum evet ama mümkün olduğunca katılmamaya çalışıyorum, sonucunda kırılan, küsen insanlar olsa bile ne yapayım :(

  • bana verilen zararları unutamıyorum, zarar veren kişiye karşı hep bir mesafe koyuyorum arama, durumlar düzeldiğinde bile eski samimiyeti kuramıyorum. belli bir yüzeyde kalıyor ilişkilerim. affedebilirim ama eski samimiyetim devam etmez. İyiliği dokunan insanda aynı şekilde.

  • kendi bakış açıları içerisinde insanları değerlendirip, kendi düşüncelerine uymadığı zaman o kişiyi anlamak yerine yeren insanlardan haz etmiyorum. 
  •  kırmızı renge bayılıyorum, kırmızı olsun 5 fazla olsun mantığındayım.

  • heveslenip herşeyi yapmaya kalkabilirim, maymun iştahlıkta sınır tanımam.
  • insanlar zor birisi olduğumu söylüyor ama bence öyle değilim sadece sürüye uymuyorum.
    bu kadarcık geldi aklıma, beni de az çok tanımış oldunuz bu yazdıklarımdan. beni mimleyen arkadaşlara teşekkür edip sevgilerimi yolluyorum :)))

    10 kişiyide mimlemem gerekiyormuş pardon :))

    aslı, tuba can, ülkü, aynur küçük hala, uğurböceği, şehirler arası aşk, hayat melodisi ,  lafanino, herbirenk, otuzundansonra

    5 Aralık 2011 Pazartesi

    10 MUHARREM KERBELA


    müthiş bir ilahi, müthiş bir  anlatım,  10 muharrem bugün kerbela günü, bu gece dualarımız hz hüseyin ra için, ehli beyt için, kerbelada şehit olan bütün mümin kullar için.

    YENİ YIL ÇEKİLİŞİ İÇİN SON 1

    arkadaşlar hayat melodisi gülin'in yapmış olduğu yeni yıl çekilişimiz için son bir kişi lazım :) katılmak isteyen 1 kişi verdiğim linke tıklayıp ismini yazdırırsa çok sevinirim.  hayat melodisi

    annelerden dua istiyorum

    Bir çocuk var 4-5 yaşlarında, oğlan çocuğu, ismi abdülkadir. Geçen hafta annesi namazdayken bıçak alıyor eline ve kablo kesmeye başlıyor, kabloyu keserken bıçak gözünün beyazına geliyor :(  ve beyazını çiziyor. doktorlar gözü akar demişler. Benim yeğenimin arkadaşı abdülkadir şu anda içten, samimi yükseltilen  dualara ihtiyacı var, fazla yazamıyorum bu konuda sadece dua istiyorum sizlerden iyileşmesi için. ve lütfen dikkat edelim çocuklarımıza, kesici, yanıcı aletlerden mümkün olduğunca uzak tutalım çocuklarımızı :((

    3 Aralık 2011 Cumartesi

    İŞ ARKADAŞLIĞI

    Bir söz varya hani ağzıyla kuş tutsa yaranamaz diye, işte benimde böyle bir yapım var. sevmediğim, kanımın ısınmadığı, negatif enerji aldığım bir insan bana ağzıyla kuş tutsada yaranamaz. hele ki birde nem kaptıysam tamam artık ömrü billah yaranamaz bana. neden anlatıyorum bunları, şöyleki iş yerimde yaklaşık 5-6 senedir tandığım bir çalışan bayan var. oldum olası birbirimizi sevmeyiz, bir araya gelince resmen negatif elektrikler birbiriyle çarşıpır ve iş dışında hiç konuşmayızda. ama işin tuhaf yanı serviste her sabah ve her akşam 3-4 senedir yan yana otururuz ve hiç konuşmayız. günaydını bile birbirimizin duyamayacağı kadar kısık  sesle söyleriz o derece yani. Hep savunduğum bir düşünce vardır, kimse birbirini sevmek zorunda değil ama bu o kişinin arkasından kötü konuşmayıda asla gerektirmez. ilişkiyi belli bir seviyede tutarak saygı içerisinde sürdürebilmektir önemli olan. işte bizde bunu yapıyoruz, ya da yapıyorduk. ama ne olduysa oldu bu iş çalışanı benimle sohbet etmeye başladı, metroda benimle gelmeye ve bayağı bayağı sohbet etmeye başladı. dengesiz bir yapımda var benim, mesala servisten inince bu arkadaş benimle konuşmasın diye çantamdan bişiler arıyor gibi yapıyorum yada oyalanıyorum ki beni beklemesin yürüsün gitsin önden diye ama bu bile işe yaramıyor artık çantamı karıştırırken bekliyor benim yürümemi.şoklardayım.Bu bizim için kesinlikle normal birşey değil, bakılınca güzel gibi duruyor aradaki buzlar erimiş gibi ama bizim bir düşmanlığımız yok zaten sadece kanımız uyuşmuyor ben A isem o 0, uyuşmamız mümkün değil, neden benimle sohbet edip vakit geçirmek istiyorsun, şakamısın sen, bırak eski ilişkimiz devam etsin, evet biliyorum sohbetim hoş, espiriliyim, belli bir düzeye kadar eğlenceli bile sayılabilirim, belkide bulunmaz hint kumaşıyım (sadece kanımın uyuştuğu kişilerle) ama bizim arkadaş olmamız gerekmiyor.

    2 Aralık 2011 Cuma

    DEDEMİN İNSANLARI

    Uzun süredir gitmediğim sinemaya nihayet adım attım bu akşam. Son günlerde herkesin dilinde olan ve alt iş çıkışı alt yazı okuyarak kendimizi de daha fazla yormayalım diye dedemin insanlarını tercih ettik. Evveliyatında film hakkında hiçbiryerden birşey okumadım. tamamen konusundan bilinçsiz bir şekilde izleyelim dedik. Başrolde Çetin Tekindorun olması zaten filmi izlenesi kılıyor, ama yine de beklentilerimin altında bir filmdi diyebilirim. itiraf ediyorum bir sahnesinde gözyaşlarıma hakim olamadım, onuda arkadaşım görmüş hemen film çıkışında sen gözünümü siliyordun dedi :)) sende ağladın burnunu çekiyordun dedim, ama ben sonunda ağladım dedi :))) 
    konusuna gelirsek film; Ozan, Ege'nin sevimli ve küçük bir sahil kentinde geniş ailesiyle yaşayan 10 yaşında bir çocuktur. Ailesinin kökenleri şimdi Yunanistan'a bağlı olan Girit adasına dayanmaktadır ve dedesi Mehmet Bey zamanında mübadele ile Türkiye'ye göçmek durumunda kalan Giritli bir göçmendir. Bu yüzden mahallede Ozan'a arkadaşları "gavur" diye seslenmektedir. Dışlanmaktan korkan Ozan ise gavurluğu reddederek "Biz Türküz!" diye ailesine ve dedesine kafa tutar.

    Yaşadıkları kasabanın saygın eşrafından olan Mehmet Bey ise çevresindeki herkese el uzatan, yardımsever biriyken torununun bu hırçın haline üzülmektedir. Kendisi henüz 7 yaşında küçük bir çocukken Giritten İzmir'e göç etmek zorunda kalan Mehmet Bey, şimdi torununa atalarının geçmişini, doğduğu toprakları ve içinde sakladığı özlemi Ege'nin mavi sularına bıraktığı şişelerle anlatacaktır... 

    Filmi izledikten sonra üzerinde yorum yapamıyorsunuz, yada etkisi üzerinizde devam etmiyor akılda kalan tek şey çetin tekindorun oyunculuğu, bana göre  10 üzerinden 8'lik bir film, ama çetin tekindorun ve hümeyranın oyuncuğulu için 9 puan verdim gitti :)

    HAYIRLI CUMALAR

    Muharrem ayına girdiğimiz şu günlerde ve yaklaşan aşure günü bizlerde de yeni heycanlara vesile oluyor.
    Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
    1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
    2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
    3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
    4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
    5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
    6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
    7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
    8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
    9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
    10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
    Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
    İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
    Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
    "Bu ne orucudur?" diye sordu.
    Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.
    Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
    Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
    Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
    "Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.
    O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.


    MUHARREM AYINIZ VE CUMANIZ MÜBAREK OLSUN.

    1 Aralık 2011 Perşembe

    BENİMDE HEDİYELERİM VAR

    Birçok blogger arkadaş bloğunda hediye çekilişi yapıyor, birkaç tanesine katılmışlığım ve eli boş dönmüşlüğüm var o şans denen şey bana çok nadir uğruyor :)) 
    Yılbaşı arifesinde ve bloğumun 1, yılına yaklaşmasından dolayı bende bir hediye çekilişi  yapmak istedim.
    Çekilişe katılmak için sadece izleyicim olmanız ve yorum yapmanız yeterli, isteyen kendi bloğunda reklam yapar yapmaz onu size bırakıyorum.  artık sizde yapmak istersiniz umarım :P:P
    Nacizane hediyelerim biraz ufak tefek şeyler, annemin yaptığı kurdela nakışlı pano, iskender pala'dan  mevla isimli kitap ve özel günler için cüzdan.  Bknz; resimler aşağıda :P
    ha unutmadan önümüzdeki perşembe akşamı kazananın açıklayacağım, cuma günü kargoya teslim edeceğim.



    29 Kasım 2011 Salı

    KİTAB-I AŞK




    İş yerine fotoğraf makinamı getirmediğim için, telefonla çekilen resimlerde hoşuma gitmediği için kitap kapağı  resimleri mecburen netten alıyorum.  Üst üste iskender pala kitapları okumak benim için büyük keyif, gerçi od üzerine bu kitap nasıl gitti derseniz, od'un hala izlerini taşıyorum. 
    kitabı aşk 136 sayfa ince bir kitap, içeriği ise günümüz aşklarının sabun köpüğü gibi oluşundan dert yanarcasına eski aşkları, divan edebiyatından örnekler vererek anlatıyor, mecazi aşktan hakiki aşka geçişi, içeriği divan edebiyatı olduğu için kitabında biraz dili ağır.  Ben kendi adıma iskender pala ne yazsa okurum mantığında olduğum için ve divan edebiyatına meraklı olduğum içni hoşuma gitti ama başkası adına okusunazda olur okumasanızda birşey kaybetmeyeceğiniz bir kitap. Kitabın sonunda anlatılan bir hikaye var iskender pala daha önce aşkname adlı kitabında da bu hikayeye yazmıştı, 
    ebubekir kani'nin bir papazın kızına aşık olur, papaz kızını vermez, hristiyan ol vereyim der, ebubekirde dininden dönmez. Kırk yıllık kani olurmu yani.. diyerek bizlerede böyle bir deyim bırakır. aşık olduğu kız ile arasında da epeyce yaş farkı vardır lakin aşıklar için bu bir önem teşkil etmez.  bunun üzerine papaz kızını kasabadan uzaklaştırır, ebubekirde düşmüştür yollara, gel zaman git zaman ebubekirin tekrar yolu kasabaya düşer, 
    kasaba halkı iskelede yeni gelen gemiden inenleri beklemektedir.  Despina anne bütün yolcular inip, gemi ışıklarını kapatana kadar bekler orda. gemiden en son yolcu olarak bir yaşlı iner, despina inen kişiyi hemen tanır ve koşar yanına ne fayda ebubekir ayakta zor durmaktadır. etrafındaki insanların yardımıyla ebubekiri camiye taşır, rahibe olduğunu öne sürerek bütün gece ebubekirin başında bekler. sabah ebubekir uyandığı zaman kendini despinanın kucağında bulur, ama despinanın nefes alışı farklıdır artık. bütün gece dondurucu bir soğuk olmuştur, despina yakabileceği herşeyi yaktıktan sonra kendini ebubekirin üzerine kapatmıştır, üşümesini önlemek için ve olanca rüzgarı o yemiştir. sonu malumunuz despina vefat eder, bir süre sonrada ebubekir kani vefat eder.

    HAYALLERİMİZ

    Kaç yaşımda başladım hayal kurmaya, yada hayal kurduğumu fark etmeye. Hiç bilmiyorum ama ilkokula giderken kurduğum hayaller hala aklımda. Hatta hayal kurmayı kendime özel birşey sanırdım ve benim en büyük sırrımdı kurduğum hayaller.  Çocuk aklımla hayaller benim dünyamdı, istediğim herşey olabiliyordum o hayallerde, hangi çizgi filmi izlersem ona dönüşüyordum yada hangi karakterden etkilenirsem o bendim. Bunu sır olarak görüyorum ya kimseye söyleyemezdim aslında o kişinin ben olduğumu bu yüzden hep kendi içimde yaşadım hayallerimi, zamanla ben büyüdükçe büyüdü hayallerim de, hep sır olarak kaldı içimde, arkadaşlar arasında herkes en büyük sırrını anlatsın konuşmaları yapılırken ben hep sustum benim sırrım yok ki diye, oysaki hayallerim vardı beni ben yapan. Başka bir dünyaydı orası, saklanacak, gizlenecek, kimsenin beni göremediği ben nasıl istersem öyle olan bir yer. ben kimi istersem onların olduğu bir yer.  Bilmezdim herkesin sığındı yerinin bu hayalleri olduğunu.Hala bilmez kimse benim hayallerim olduğunu hele de bunun en büyük sırrım olduğunu..

    O kuşun ömrü bir güzel gecede,
    Bir güzel beste söylemekle geçer.
    O kuş en kuytu bahçelerde öter;
    Hayâl içinde yaşar,
    Hayâl içinde ölür. 


    yahya kemal beyatlı

    26 Kasım 2011 Cumartesi

    SNOOD - ELDİVEN







    Son hız snood ve eldiven örmeye devam ediyorum. bununla kaç oldu sayısınıda bilmiyorum gerçi çoğu hazır süslenmeyi bekliyorlar. Bu snood ve eldiven setini çok sevdiğim bir arkadaşım için hazırladım yarın vereceğim. kendi isteği üzerine bizon renklerinde ördüm, içime sinen bir iş oldu, bakalım umarım oda beğenir. iyi akşamlar, iyi tatillerrr.

    25 Kasım 2011 Cuma

    'OD' bitti....

    İskender Pala hep yazsa ben hep okusam, bu romanda yunusu okudum, taptuk emreyi, hacı bektaş veliyi, mevlana hz'ni , ilyas babayı, geyikli baba'yı erenleri ahileri, moğolları orta çağı okudum. okudummu yaşadım mı bilemedim. Ama hiç bitmesin istedim.

    Sararmış otların arasından mini minnacık sarı bir nergis gözüme ilişti. dalından kırılmış altın sarısı bir güzellik damlası. yaklaştım niyazabad'dan bu yana ellerimdeki şifayı hiç kullanmamıştım. çok şükür buna ihtiyaç da olmamıştı. nergsceğiz hayretle bakan bir gözü andırıyordu. elimi uzatınca hal diliyle bana yarasını gösterdiğini hissettim. 'seni burada kim görecek ki bu kadar güzelsin?' diye geçirdim içimden. 'Seni buraya kim gönderdiyse o' diye bir fısıltı duydum. çevreme bakındım kimse yoktu. o halde şu çiçekmiydi konuşan, şu sarı çiçeğin sesi miydi duyduğum. sonra kendine gel yunus tenhalarda bunca başına buyruk dolaşırsan sesler duymaya başlarsın. diye toparlandım. aklıma bir soru takıldı:' kadir mevla'mın hikmeti, bu çiçek burada kimin işine yarayacak, kimin derdine şifa olacak ki?' hayret, bu sefer duyduğum sesten emin idim konuşan aynı sesti. Üstelik soruma bir de karşılık veriyordu. 'derviş baba, yoksa sence bir ceylana göz kulak olmak az şey midir?'  Besmele çektim, birkaç ayet okuyup avucuma nefes ettim. ellerimi birbirine sürtüp yerden bir miktar nemli toprak aldım. mataramdan bir damla su ile çamur eyledim ve muhammed mustafa' ya salavat ile sarı nergisin dalını ovalamaya başladım. 
    'A beyazdan beyaz nakışlı güzeller güzeli, a kudretin ıtır damlası, yoksa benzin hastalıktan mı sararmıştır?'.
    ne sen sor derviş baba, ne ben söyleyeyim. cılız gövdemde öyle büyük derdim var ki, ahım dağlar eritir. sen erişmesen zikrim eksik kalacak, vakitsiz üzülecek, ölüvecerektim.
    'size ölüm var mıdır?'
    'ölümsüz yer var mıdır ?'
    'peki gözünde niçin yaştır?'
    'çünkü bağrımdaki yara baş, baştır'
    'siz çicekler, kışın nerde olursunuz?'
    'kışın hepimiz toprak oluruz.'
    'yaz bahar gelidğinde ?'
    'tekrar dirilir çiçek oluruz'.
    'cehenneme yolunuz uğrar mı?'
    'cennet , cehennem ademoğlunadır ya!;,'
    'gül sizce ne ola ki ?'
    'gül muhammed teridir ?'
    'peki, adem'e ne dersin ?'
    'Adem muhammed sav nispet binde birdir!'
    'bunca güzel ve çeşit rengi bir kara topraktanmı alırsınız ?'
    'o bizde yansımış ayın nuru, güneşin ışığıdır.'
    'işte dalını sağalttık, lakin yine neden boynunu eğersin ?'
    'derviş baba, boynumun eğriliği kalbimin hakk'a doğruluğundan!..'
    'sen kabe'yi grödün mü ?
    'Allah evidir ha ?'
    'peki sırat'ı grödünmü ?'
    'cümlenin yolunu sorarsın bana!...'

    Cumanız mübarek dualarınız, sevilenlerin hürmetine kabul olsun. amin.

    24 Kasım 2011 Perşembe

    OD İSKENDER PALA

    Sabah başladığım od kitabına,  162, sayfaya geldim kitabı elimden bırakamadığım gibi hiç bitmesin bende hep okuyayım derviş yunusu istiyorum. Şimdi okuduğum bir kıssa ise beni benden aldı desem yeridir.
    Yunus emre hz. çelebilerle beraber yola çıkar, konya sultanı sultan mesut'a bir sandık götürürler. Yol boyunca yunus emre içinde ne olduğunu merak eder durur. Konya'ya vardıklarında çelebiler haydi yunus merakını gidermeye gidelim derler,. saraya vardıklarında sultan mesut sandığı açar içindeki altınlara bakar üzerinde de bir mektup vardır, mektubu okuyup faruk hanginiz diye sorar.
    -kulunuzum devletlu sultan!
    -Hikayeyi sen biliyormuşsun ha ?
    -beli sultanım, benim başımdan geçmiştir!
    -Anlat o halde!
    -Ferman başım üzerine sultanım.
    Kulunuz, 7 yıl öncesinde kadar babam ve oğlumla oturur, şehirde sakalık ile geçinirdim. bir tek atım vardı onun sırtına su tulumları yükletip akşama kadar dolanırdım, oğlum 6 yaşına gelince benim gibi olmasın diye kuran öğrenmesi için hocaya gönderdim. kısa zamanda elifbayı söküp kuranı hatmetmiş, adet olduğu üzere hoca, baban kuran hediyesini göndersin demiş. lokman sevinerek geldi baba kuranı hatmettim , hoca hediyesini istiyor! dedi. düşündüm taşındım.'kur'an allah kelamıdır, ona layık ne hediyemiz olabilir? En kıymetli varlığımız şu sakalık yaptığım attır: bari onu götür!' deyip atı hocaya gönderdim. o gün ve ertesi gün ve yine ertesi gün para kazanamadım, babam bu yaptığıma çok öflenmişti. 'Bre oğlu, deli misin sen! şu zor ve karışık zamanlarda bir atın vardı tuttun hocaya verdin. bu günde kim senin gibi ahmak olabilir?.sen ne hayırsız çıktın böyle' diye çıkışır oldu. 1 gün, 5 gün, derken tam 6 ay geçti. canımdan bezdim. oturduğumuz küçük evi satılğıa çıkardım. tapduk emre hz duymuş, evimizi satın alıp yine oturmam için bana bağışladı. amma yine kazanç yok yine dert çok . başım aşağıda boynum bağrımda geziyorum. kimseden bir şey isteyemedim. derken üzüntüyle uyuduğum bir gece bir rüya gördüm. ihtiyarın biri bana 'Kalk!başının altını kaz!' diyordu. Önce mukayyet olmadım. fakat aynı rüyayı üç gece üst üste görünce elime bir kazma aldım. bu sefer babam "şimdi de evini mi yıkacaksın ?!. diye başladı söylenmeye. ben inat ettim, o inat etti. sonunda kazmamın ucu bir mermere çarptı. O vakit ihtiyar babam "dur oğul, sen çok yorulmuşsundur, biraz ben kazayım! diye aldı kazmayı eline. ben hele acele etme baba! dedikçe o elindeki kazmayı mermere daha şiddetle vurmaya başladı. derken mermer kırıldı. altında bir kuyu gördük. merdiven sarkıtıp kuyuya indim. orada hiç yıpranmamış bir çuvalın içinde işte şu altınlar duruyordu. dışarı çıkardım. üzerinde fert bilmez, kişi okumaz yazılar vardı. şaşırdım. ama babam, boynuma sarılıp "A benim devletli evladım! ne kadar uğurlu ve akıllı çıktın sen, deyip ilave etti. Artık zengin olduk, ne atlar alır, sakalık yaparsın. ben kendisine bunları tapduk eşiğie götürüp teslim edelim, bu altınları onun mülkünde bulduk madem, altınlar da onundur! dedim. babamı dinlemeyip altınları dergaha götürdüm, mürşidime rüyamı anlattım.  o altınları muhafaza için arka odaya koymamı ve iki elimle de bir kere avuçlayıp ne miktar gelirse babama götürmemi söyledi. dediğini yaptım. babam altınları alınca bizi terk etti, biz de lokman ile birlikte tapduk eşiğine kapılandık. dört yıl oldu kulunuz çelebi olup dolaşır, ellirinizden öper lokman da dergahta hafızdır, dervişlere okuma yazma öğretir."
    sultan mesut "Peki şimdi neden bu altınlar bize gelmiştir?! diye sordu. 

    Ömrünüz uzun, devletiniz daim olsun sultanım! tapduk emre hz selam edip bu altınlar bizim evimizde bulunmuş olsa da evimiz sultanımızın ülkesindedir. bize gerekmez, sabihine iletiniz, buyurdular. bu yüzden çok şükür ziyan eriştirmeden getirdik.

    sultan mesut altınlardan birini eline aldı. üzerindeki yazılara baktı. okuyamadığını başını iki yana salladığından anladım. hizmetkarlarından birine emirler verdi, az sonra içeriye bir katip girdi. altını ona gösterip sordu
    "oku bakalım, hangi kral zamanından kalmıştır ?!

    katip parayı evirip çevirdi, gözleri faltaşı gibi açıldı. sonunda hayretler içinde cevap verdi:

    "sultanım efendim, kelimeler türkçe, harfleri aramice yazılmış bir beyit bu."
    "ne diyor peki ?"

    "aynen okuyorum sultanım diyor ki :"HÜRMET EDİNCE FARUK, ALLAH'IIN KİTABINA / ALLAH DA ALTIN YAZDI FARUK"UN HESABINA"

    23 Kasım 2011 Çarşamba

    NURDAN ANNELER


    Haluk Nurbaki hocanın yine çok özel kitaplarından birisi nurdan anneler. Her müslüman bayanın mutlaka okuması ve kitaplığında bulunması gereken bir kitap. 140 sayfalık ince bir kitap içindeki bilgilere ise paha biçemiyorum. Haluk Nurbaki hocanın nurdan anneler üzerine yaptığı konferanstan derlenmiş bir kitap.
    İçerisinde Hz Esma annemizden başlıyor, sırasıyla hz nesibe r.a, hz sümeyye r.a, hz amine r.a, hz hatice, r.a  hz fatıma r.a, hz aise r.a ve hz şeyma r.a yer alıyor. Hepsinin hayatından özelliklerinden kısaca sırlarından bahsediliyor. Ve mümin bayanlara nasıl olunması gerektiğini öyle güzel anlatıyorki. Bizler ve kızlarımız ve bütün mümin bayanların bu anneleremizin özelliklerini taşımayı, onların gönül pencerelerinden girmeyi allah c.c hepimize nasip etsin. Amin.
    kitabın içinden kısaca tanıtım yapmak istedim ama hakkını vererek tanıtabileceğimi sanmıyorum, tanıtmaya kalksam bütün bir kitabı yazmam gerekecek burda. o yüzden sadece hz amine annemizin şiirini yazmak istiyorum.
    Her doğan ölecek, her yeni eskiyecek
     Her açan çiçek solacak, bütün zahirde
    Var olan şeylerin hepsi Allah'a dönecek
    Ben de öleceğim ama ebediyen kalacağım
    Çünkü kainatın gözlerini açacak nur'u
    doğurmak şerefini verdi Allah bana
    İnanınız ki insanların yaşaması ,
    insanların Allah'a gidebilmesi için açılan bu caddenin tek sahibi Muhammed'dir. sav
    Benim namında ebedileşecektir.
    yoksa bir varlık olarak ben de
    diğer varlıklar gibi ecele mahkumum...

    Rabbim ehl-i beyt sevgisinden hiçbirimizi mahrum bırakmasın.

    22 Kasım 2011 Salı

    KONFÜÇYÜS'DEN

    Çinli talebeler bir gün hocalarına sordular:
    -Efendimiz şayet elinizde ülkenin işlerini düzeltecek bir kudret ve imkan bulunsaydı, işe nereden başlardınız ?
    hoca düşünmeden şu cevabı verdi:
    -dilin doğru kullanılmasına çalışırdım.
    Öğrenciler, hocalarının yüzüne şaşkın şaşkın baktılar.
    -Fakat bu küçük bir şey... niçin çok önemli olduğunu söylüyorsunuz?
    Bilge hoca başını salladı, sonra şöyle dedi:
    -Eğer dil doğru kullanılmazsa, ağızdan çıkan kelimeler ifade edilmek istenen şeyleri vermez. söylenen sözler ve sarf edilen kelimeler ifade edilmek istenen maksadı anlatamayınca da yapılması gereken işler yapılamaz. yapılması gereken işler yapılamayınca da ahlak ve sanat soysuzlaşır. ahlak ve sanat soysuzlaşınca da adeletsizlik başlar. bu durum da halk ne yapacağını bilemez ve çaresizlik içinde boçalar. durur..

    21 Kasım 2011 Pazartesi

    ZAHİR





    Of nasıl anlatsam acaba bu kitabı. yaklaşık iki haftadır elimde. Bir sorun var ama kitaptamı bendemi bilmiyorum. ama bu kitabı okurken kendime sürekli bu kitabı aslı hediye etti okumalısın diye telkin verdiğimi itiraf etmeliyim. Sizlere nasıl tanıtcağımıda bilmiyorum kitabı, enteresan bir durum. öncelikle 320 sayfa paulo coelho'nun kitabı. Bu yazarın kitabını ilk kez okuduğum için belkide ağır geldi bana. Kitabı kısa bir özet geçip okuyup, okumama kısmını size bırakıyorum.

    Kitapta başlıca üç ana karakter var, ünlü bir yazar, mikhail ve esther. Yazar kitapta sürekli kendi iç dünyası, dışarıya yapmacık yansıyan yüzü, eşi ile olan sorunları ve ona olan sevgisindeh bahsediyor.

    Sorunları olan bir yazar, eşinden boşanmak ister, eşide ona seyahate çıkmasını ve kitap yazmasını ister, birkaç yıl süren seyahet sonrasında bir kitap yazar çokta tutulur ve esthere tekrar döner. Ama şimdi gitme sırası esther'dedir. Çünkü onunda kendini bulmaya ihtiyacı vardır. Kitap aslında karakterlerin kendilerini bulma maceralarını anlatıyor.. esther kitap genelinde anlatılan karakterlerin hepsi ile bir şekilde bağlantılıdır, herkes estherde bir parça kendisini bulmuştur. estherin yokluğunda, kocası ve mikhail arasında da bir bağ oluşmaya başlar, ve bir süre sonra ikisi estehere bulmak için yola düşerler. fransadan kazakistana uzanan bir yolculuk. 

    nasıl anlatacağım bilemedim kitabı. nerden başlasam biryeri eksik kalıyor.  çok kötü bir kitap tanıtımı olduğunun farkındayım. 10 üzerinden 7 veriyorum diyeyim.

    Okusanızda olur okumasanızda :))

    Post atasım yok esasen, hani ne yazsam ne anlatsam bilemedim, gerçi kimsenin post atta okuyalım dediğide yok :)) Benim yaptığım bişi var ve bu anneme anormal geliyor ondan bahsedeyim bari. Malum kırmızı rengi çok seviyorum,  evde keçelerle uğraşırken annem hep kırmızıdan yap dediği şeyleri başka renklerden yaptım, ve diyalog şu şekilde oldu. 
    A:neden onu kullanmıyorsun sen seversin kırmızıyı, 
    B:sevdiğim içni kullanmıyorum zaten 
    Yüzüme baktı. 
    B:Yani kıyamıyorum kullanmaya bitsin istemiyorum öylece dursun istiyorum. 
    Daha dikkatli bakmaya başladı. 
    B:Anormalmiyim anne. 
    A:Normal sayılmazsın..
    B: Garip huyları olan bir kızın var, bununla baş edebilirsin güveniyorum sana.. 
    :))))))

    iyide bir tek bendemi var bu, yani sizler sevdiğiniz şeyleri sona saklamıyormusunuz, yada kıyamadığınız hiçbirşey yokmu. (Yorumların  var şekilnde ve beni destekleyici nitelikte gelmesini istiyorum  :P  )

    17 Kasım 2011 Perşembe

    Bizlerin çocukluğunda mutluluk neydi ????


    20’li yaşlarımın son demlerini yaşarken ve 30’la merdiven dayamışken çocukluğuma gittim. Biz çocukken her şeyin değerini ve kıymetini bilirdik. Kız çocuklarına dantelli çorap giydirilen dönemdi.Mutluluk bayramlarda alınan giysiydi, bayramların da başka bir anlamı olurdu bu yüzden, çünkü o zaman sadece bayramdan bayrama çocuklara giysi alınırdı. Özel tv kanallarının açılması benim ilk okul dönemime denk gelmişti, o sıralar tv de gördüğümüz reklamlarda ki yiyecekleri canımız isterdi ama onların nerden alınacağını yada bizlerin alması için reklam olduğunu bilmezdik. Böyle olunca çikolata, şeker, bisküvi vs ıvır zıvır yiyecek sadece babamız maaş alınca eve aylık alışveriş yapılınca alınırdı, onun  dışında alınmazdı. Haftalık harçlıklarımız olurdu, onunla bir hafta idare etmeyi öğrenirdik hatta bazen biriktirirdik de. Bizler harçlıklarımızı biriktirdiğimiz zaman sadece ucuz oyuncaklar alabilirdik. Bazen ip, bazen oyuncak bebek. Komşumuzun kızının bir sürü oyuncak bebeği vardı, benimle beraber birkaç arkadaşı daha çağırırdı evine gelin oynayalım diye, gittiğimiz zaman bebeklerine bizi elletmezdi sadece uzaktan bakabilirdik. O oynar biz izlerdik yani J)  Durumu ailelerimiz fark edince bizlerede bebek almışlardı, hatta ilk barbie bebeğimle benden önce annem oynamak istediği için alır almaz tek bacağını kırmıştı. Kim bilir bir daha ne zaman oyuncak alınacaktı bilmezdik.Durumumuz elvermediğinden değil ama o zamanlar öyleydi.

    Ya şimdi ????

    Şimdiki çocuklar hem çok şanslı hem değil. Bizler elbiseyi eskiyene kadar giyerken onlar elbiseyi sıkılana kadar giyiyorlar. Bizim için oyuncak ne kadar değerliyse onlar için kırıldımı at çöpe. Şimdiki çocuklar harçlıklarıyla cep telefonu alabiliyorlar.  Harçlıklarını haftalık değil, günlük alıyorlar. Giysileri, oyuncakları, yiyecekleri o kadar çok ki mutluluğun bunlardan geçtiğini bilmiyorlar.

    Sahi mutluluk neydi ?????

    16 Kasım 2011 Çarşamba

    JAPON NE YAPMIŞ ??

    Blog aleminde epey popülaritesi olan bir kitap, japon yapmış ve japon ne yapmış. japon ne yapmış aslında serinin 2. kitabıymış, ben yanlışlığa kurban giderek 2. kitaptan başladım okumaya nede olsa solağım ya herşeyim ters zaten. Gerçi Onur bey fark etmez ikiside farklı şeyler anlatıyor devam niteliğinde değil kitaplar diyerek içime su serpti. 

    Öncelikle bu kitabı okurken net yanı başınızda hali hazırda bulunsun, esprili ve eğlenceli bir anlatımı olan onur ataoğlu'nun anlattığı bilgileri netten de görsellere bakarak ağzınızı 1 yerine 2 karış açabiliyorsunuz.. Sonunda evet evet japon işte ciddi şekilde yapmış diyorsunuz. 
    japon ne yapmış kitabında öncelikle japonyada ganji (yabancı) olmanın ne anlama geldiğini, bizdeki gibi her gördüğü yabancıya sıkı sıkı sarılıp can ciğer kuzu sarması olmadıklarını, mümkün olduğunca kibar şekilde uzak ve uzaylı olarak baktıklarını öğreniyoruz.  
    Daha sonra japonların hayret ve şaşırma ünlemlerini bu bölüm sonunda yolunuz olduki japonyaya düştü kesinlikle hai domo kelimesini öğrenmeden gitmememiz gerektiğinide kavrıyorsunuz.
    Tabi japon mutfağına da bir dalış yapıp suşi, vs yiyecekleri tanıtıyor bize yazar,  bu bölümde midem ağzıma kaç kez gidip geldi bilmiyorum. rahat olun onlar sanıldığı gibi ne bulursa yiyen insanlar değilmiş, sadece denizden babam bile çıksa yerim diyen kişilermiş.
    Japon teknolojisi sırayı alıyor, trenleri başta olmak üzere bu bölümde anlatmak istediğim bir geliştirilmiş bir klozet olayları var ama çok uzun süreceği için kitabı alıp okumanızı tavsiye ediyorum.
    japon bahçeleri, japon trenleri, japon yemekleri,japon insanları herşeyden biraz biraz bilgi veriyor bize. 
    Ve tabi ki hachiko olmadan olmaz, kitabın başında ve sonunda hachikodan bahsediliyor ki yazarın oturduğu ev hachikonun yaşadığı eve çok yakınmış. Birde bakmışsınız kitap bitmiş ve sonunda harbi japon yapmış deyip kalıyorsunuz.

    dipnot: onur ataoğlunun"da bir bloğu var, onur'un seyir defteri adında. bağlantıya tıklayarak bloğuna ulaşabilirsiniz.

    15 Kasım 2011 Salı

    sizin iş yerinizde de insanlar sınıflara ayrılıyor mu ????

    sizin iş yerinizde de insanlar sınıflara ayrılıyor mu ????
    Bizim iş yerinde ayrılıyormuş bunu da tecrübelerimiz sayesinde daha iyi kavradık. Üstelik insanın gözünü oyar derecede bariz belli şekilde yapılıyor bu. 
    Mesala bizim iş yerinde bir insan birden fazla kategoriye girebiliyor. kategoriler şu şekilde sınıflandırılıyor.
    1, Yeniler
    2. Eskiler 

    1. Üniversite Mezunları
    2, Diğerleri.. 
    1. Mühendisler, teknik elemanlar, sekreter, genel müdür, patron
    2. muhasebe elemanları, depocular, şoförler,

    Siz vasıfınıza göre kendinize bu kategoriden yer ediniyorsunuz, bu bir yanda sizin iş yerindeki saygınlığınızı, sıfatınıtızı da temsil ediyor. Mesala şirketin idari personel için olan servisindeki yerleriniz bile buna göre  ya da yemekhanede buna göre oturuyorsunuz. Şöyleki yemek hane idari personel için  3 ayrı masa var
    1. masa : patron kısmı, müdür, mühendis, teknik eleman
    2.masa : muhasebe elemanları, şoför, depocu.
    3.masa: fazla özelliği olmayan teknik eleman..

    mesala diyelim 1, masa doldu ve bir mühendis ayakta kaldı ne yapacak şimdi bu mühendis ?? kimin masasına oturacak. geriye kalan iki masadan birini tercih etmek zorunda ama tabiki o bir mühendis ve şoförle aynı masaya oturamaz değilmi, komik olmayın lütfen tabiki oturamaz klas diye birşey var, o yüzden daha az özellikli olan teknik elemanların masasına oturur.  
    Dediğim gibi bu ayırdımı insanın gözüne sokarak yaparlar. şöyle ki geçenlerde yaşanan bir olay, genel müdür  x beyden söz ederken onun adını söylemek yerine, teknik bölümde bulunan 2 yıllık üniversite mezunu kişi diye bahsediyor, artık siz kimden bahsettiğini anlamanız lazım, isimler yok bu şirkette sıfatlar var. :)) 
    Yine bir örnek size: işe yeni başlayan bir arkadaşa birşey anlatacağımız zaman genel müdür bize ona bir kez anlatın o bir seferde anlar çünkü o iki üniversite mezunu der.  İşin ironisi şudur ki,  iki üniversite mezunu kişi işini lise mezunu kişiden öğrenir :)) 
    Şöyle bir olayda var mesala, bu iş yerinde şunu yapamazsınız, okuyum öğreneyim kendimi ve sıfatlarımı yükselteyim ve insanlar arasında kıdem atlayım. böyle bir seçeğiniz asla yoktur. sıfatlarınız yükseldiği anda üzerinizde psikolojik baskı uygulanmaya başlar ve istifa etmeniz için hertürlü soğuk savaşa girersiniz sonunda lanet olsun deyip gidersiniz. Mali Müşavirlik belgesi alan arkadaşımıza, belgesini aldıktan sonra hadi kızım bak işine belgeni aldın da ne oldu, hala bizim ıvır zıvır işlerimizi yapmak zorundasın psikolojisi ile yukarda sınıflandırdığım insanlar tarafından resmen işkence yöntemi ile istifa ettirilmek zorunda bırakıldı.

    Ne diyelim çok şükür işimiz var gidip geliyoruz herşeye rağmen, mutlu olmaya çalışıyoruz :)))))))

    14 Kasım 2011 Pazartesi

    KADIN HÜKÜMETİ

    KADIN HÜKÜMETİ :)

    Her seçim öncesi konuşulur.Hangi parti kaç bayan milletvekili çıkaracak diye.. Aslında kadınlar hükümet işlerine o kadar talimliler ki kendi sosyal hayatları içerisinde. Sanki genlerinde var bu hatta 23 çift kromozomunda 23 bakanlıkla gelmiş dünyaya kadın..
    Ev içinde bir düşünün: Erkek eş maaşını alır eve getirir, faturalar,kira,elektrik su ,doğalgaz derken paranın yarıdan çoğu gitmiştir bile..ayın sonunu, elinde kalanla borçsuz olarak kapatmak kadının işidir.. Alın size maliye bakanı..
    Gece ateşlenen çocuğa ilk yardım yine anneden gelir,başı ağrıyan babaya ilaç,düşen çocuğa pansuman..işte sağlık bakanı kadınımız..
    Evde kavga eden çocukları ayırmak,onların diğer sorunlarıyla ilgilenmek,baba ve çocuklar arasında iletişimi sağlamak..İç işleri bakanı olmakta kadının ev hükümetinin koltuklarından biri..
    Akrabalarla arada bağların kopmaması için rutin ziyaretler ayarlamak,evlenene,bebeği olana,cenazeye hastaya gidecek hediyeyi planlayıp hazırlayan Dış işleri bakanımızda aynı kadın :)
    Eğitimden sorumlu,Sosyal işlerle ilgilenen,saksıda nane maydanoz yetiştirip tarım ve köy işlerine de el atan yine aynı kadın işte.
    Arada bir ev hakkında kanun hükmünde kararnameler hazırlayıp babaya (ev cumhuriyeti başkanı) sunan,2 kez veto edildikten sonra sözünü kabul ettiren..tahmin ettiniz..Hala aynı kadını anlatıyorum.
    Daha çok şey geliyor aklıma yazmak için ama erkek tepkilerinden korkuyorum açıkçası ..Ama görünen köy klavuz istemiyor işte. Kadın Hükümetin ta kendisi bana göre. Daha fazla koltuğu hak etmedikmi mecliste acaba :)(naçizane)
    M.Utlu 

    Bu yazıyı çok sevdiğim ablam cahilin günlüğü  yazmıştı, kendisinden izin alarak bende yayınladım, yazılanlar ne kadar doğru değilmi ama ???

    13 Kasım 2011 Pazar

    BİZİM BİNANIN HALLERİ

    annem gecenin bu saatinde oturdu dikiş makinasında dikiş dikiyor,  bu binada kimse yaşamıyormu ya niye kimse şikayete gelmiyor, benim şikayetim sökmüyor anneme ama allah bir komşu gönderse bizim kapıya,
    hanım hanım gecenin bu saatinde ayıp değilmi ?? dese..

    komşuluk öldümü gelin biriniz şikayete de bende kurtulayım şu makina sesinden.

    madem konuyu açtım bizim binaya değinmeden edemeyeceğim, kim kime dum duma sözü bizim bina için geçerli (bknz: annem bu saatte dikiş dikiyor hemide makinada ) topu topu 12 tane sanırım daire var.  bunlardan kimisi yazlıkçı kimisi kışlıkcı. ben senelerdir bu binada oturuyorum sadece alt komşuyu tanırım, insan ilişkilerindeki zayıflığımıda görmüş oldunuz, gerekli haberleride o komşu veriyor sağolsun.üniversitelere ve merkeze yakın biryerde oturduğumuzdan dolayı bizim binada da sanıyorum 2 dairede gençler var. Binaca daha kötülerini gördüğümüz için  giren çıkan bazen belli olmasa da genel olarak zararları yok kimseye o yüzden dokunmuyor bu gençler. öyleki yeni taşındığımız sene de binada pkk yanlısı gençler örgüt evi kurmuşlar, sivil polisler binayı basmış, hatta binanın çevresini koruma altına almışlar bizde herşeyden habersiz annemle evde çekirdek çitliyoruz :)))  hatta bu olay iki kez oldu. dışardan binanın rengini yeşil gören burda mübarek insanlar oturuyor kimse bize dokunmaz diyerek örgüt evine uygun olarak görüyorlar sanırım.  
    uyku saatim gelmiş benim, yazıyı alel acele yazdım aralara fazla süsleme yapamadım ama idare edin :)

    12 Kasım 2011 Cumartesi

    PATRONA SESLENİŞ

    Arefe günü tatil veriyorsunuz sevinç çığlıkları atıyoruz heyo heyo şeklinde, tam bayram dönüşü tatilin hevesi hala gursağımızda kalmışken cumartesi yarım gün yerine tam gün, arefe günü yaptığmız tatil yerine de çalışcaz arkadaşlar diyorsunuz, bütün planlarımı dahası psikolojimi alt üst ediyorsun haşmet. Bir kere cumartesi günleri çalışmaya oldum olası psikolojim izin vermez. Cumartesi günleri benim işe gelip iş yerinde dizi, film, oyun vs öğle saatine kadar vakit doldurma günümdür, Acaba beni düşünüp bu kız saat 4 e kadar rahat rahat dizisin filmini izlesin diyemi yapıyorsun bunu. Madem arefe günü yaptın bir babalık ki o hakkı zaten devlet vermişş, sonuna kadar kayır bari bu fazladan çalışmayı nerden çıkarıyorsunuz. her arefe aynı tantana. :((
    Oldum olası söylerim ben devlet memuru olmak için doğmuşum, kanımda ruhumda bu uyuşukluk bu tatil hevesi bu boşvermişlik var,rapor alıp işe gelmemek, yıllık izinlerini düzenli kullanmak, maaşlarını zamanında almak, budur çalışmak, devlet artık bunun farkına varmalı ve beni bünyesine almalıııııı.....

    11 Kasım 2011 Cuma

    HAKKI DEVRİM ÖZÜR DİLE!!!!!

    Hakkı devrim diye birisi çıkmış efendimiz hakkında olur olmaz laf söyler olmuş. Kimsin ki sen kabile şefi diye hitap edebiliyorsun !!!!!!!!!  Haddini bil, terbiyesiz !!!!!!!!
    bu terbiyesizliğin videosunu paylaşıyorum ki herkes tepkisini gösterebilsin. hakkı devrim

    11.11.11-11.11.11 PALİNDROMU

    Bugün 12 haneli palindrom günü. 11 Kasım 2011 ve özellikle de saatler 11’i 11 geçeyi gösterdiğinde, buna bir de 11’inci saniyeyi eklerseniz, ortaya şöyle bir tarih ve saat çıkıyor: 11.11.11-11.11.11.

    Tekrar eden 1’lerden oluşan 12 haneli palindrom, takvim gereği, her yüzyılda bir kere denk gelebiliyor. Başka bir deyişle, ortalama ömür uzunluğu düşünülürse, bir insanın böyle bir palindromu hayatı boyunca iki kez yaşaması, en azından bugünkü teknolojik imkanlarla, mucize sayılıyor. Geçtiğimiz yüzyılda, yani 1911’de 1-1-1-1-1-1 palindromu cumartesi gününe denk gelmişti. Palindrom konusunda çalışmalar yapan Portland Üniversitesi’nden Prof. Aziz İnan’a göre bugüne denk gelen bu efsanevi palindromu, bir sonraki yüzyılda, yani 2111 tarihinde çarşamba günü yaşayacağız. 
     

    CUMA SURESİ


    62 - CUM'A SÛRESİ
    Medine döneminde inmiştir. 11 âyettir. Sûre, adını 9. âyette geçen “el-Cumu’a” kelimesinden alır. Sûrede başlıca, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi, Yahudilerin Allah’ın dininden yan çizmeleri ve Cuma namazı ile ilgili bazı hükümler konu edilmektedir.

    Bismillahirrahmânirrahîm
    1.
    Göklerdeki ve yerdeki her şey, mülkün sahibi, mukaddes, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ı tespih eder.
    2.
    O, ümmîlere1, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Halbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
    3.
    (Allah o peygamberi) onlardan henüz kendilerine katılmayan başkalarına da göndermiştir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.2
    4.
    İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
    5.
    Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkar eden topluluğun hali ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
    6.
    De ki: “Ey Yahudi akidesini benimseyenler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ediyorsanız, (bunda da) samimi iseniz haydi ölümü isteyin!”
    7.
    Ama onlar, daha evvel yaptıklarından dolayı asla ölümü istemezler. Allah zalimleri hakkıyla bilir.
    8.
    De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, o size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.”
    9.
    Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.3
    10.
    Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.
    11.
    (Durum böyle iken) onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayakta bıraktılar.4 De ki: “Allah’ın yanında bulunan, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
     
    HAYIRLI CUMALAR